1-) YOM KiPPİR savaşının 50. yıl dönümü olan 7 Ekim cumartesi sabahı HAMAS’a bağlı El Kassam Tugayları Siyonist İsrail devletine karşı hem havadan hem karadan saldırı gerçekleştirdi. Gazze’den çok sayıda roket İsrail’in işgal edip yerlerine Siyonizm davasına bağlı sivil işgalciler yerleştirdiği bölgelere atıldı. Siyonist rejim tarafından Gazze’ye örülen teller yıkıldı Siderot gibi işgal edilmiş kentler ele geçirilmekle birlikte, birçok kışla, karakol HAMAS tarafından ele geçirildi. Birçok asker ve sivil esir alındı. HAMAS Filistin’li tüm güçleri bu direnişe destek olmaya çağırdı. Bu çağrıdan hemen sonra Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, İslami Cihad gibi Gazze’de bulunan tüm Filistinli gruplardan operayona fiili destek açıklaması geldi. İsrail Başbakanı Netanyahu eşi benzeri görülmemiş bir bedel ile Gazze’den intikam alma sözü verdi. Yaşanan süreç 75 yıldır devam eden, işgal, katliam, yerinden etme, soykırıma dayalı, teokratik ırkçı Siyonist rejimin varlığının kaçınılmaz sonuçlarındandır. Gazze bir açık hava hapishanesine çevrilmiş, en temel yaşamsal ihtiyaçlara abluka konulmuş, sistematik olarak saldırıların ve toplu katliamların gündelik hayatın rutine dönüştüğü bir hale evrilmiştir. Bu koşullar altında Filistin’de hiçbir zaman direniş sönümlenmemiştir. İşgalci, ırkçı siyonist İsrail devletine karşı Filistin halkının kendisini savunması, işgale ve kendisine yöneltilen Siyonist imha savaşına karşı direniş içerisine girmesi haklı ve meşrudur. Hamas vb cihatis grupların Filistin’de belirleyici bir güce sahip olması, Filistin davasının tarihsel haklılığına gölge düşürmez.
Filistin konusundaki kalkış noktanımızı şu şekilde özetleyebiliriz: Filistin halkının esaret zincirinden kurtulması için, Ortadoğu’ya Barış gelmesi için Siyonist İsrail devletinin imhası şarttır. Lakin belirleyici olan ana unsur şudur: İsrail devletinin imhası kim tarafından, hangi yöntemlerle , hangi siyasi programla yapılacağıdır. Siyonist İsrail Filistinli cihatçı, şeriat orduları tarafından değil, Arap, İbrani, Yahudi, Hristiyan Filistin’li emekçilerin tümünü seferber edecek proleter devrimci bir ayaklanma ile yıkılabilir. Filistin’li emekçilerin, devrimcilerin, Filistin davasını savunanların görevi şu ya da bu İslamcı, Arap milliyetçisi akımın peşine takılmak değil, bağımsız devrimci bir cephe açmaktır. Bu durum da devrimci bir program ve devrimci bir parti sorunu olarak boy vermektedir. Filistinle devrimci dayanışma içine girmenin yolu İslamcı örgütlerin verdiği savaşı alkışlayarak değil, “Nehirden Denize Özgür Filistin’in Yolu Nereden Geçer?” sorusuna yanıt üreterek, bu yanıta uygun somut bir eylem programını hayata geçirerek verilir .
2-) Netanyahu ulusa sesleniş konuşmasında Gazze’de kitlesel bir imha savaşı vermeye hazırlandığını, Gazze’de yaşayan herkesin açık hedef olduğunu deklare etti .
” Gazze sakinleri şimdi buradan defolun, çünkü her yerde ve tüm gücümüzle operasyon yapacağız ”
” Hamas hepimizi öldürmek istiyor” diyen Netanyahu, sonuna kadar savaşacağını, Hamas’ın faaliyet gösterdiği şehirlerin harabe şehirlere dönüşeceğini söyledi. Batılı emperyalist güçler ise İsrail’e firesiz açık destek açıklamaları geldi.
Biden şunları söyledi: “Amerika Birleşik Devletleri, Gazze’deki Hamas teröristleri tarafından İsrail’e karşı gerçekleştirilen bu korkunç saldırıyı kesin bir dille kınamaktadır. Başbakan Netanyahu’ya İsrail hükümeti ve halkına her türlü desteği vermeye hazır olduğumuzu açıkça ifade ettim. Terörizm asla haklı gösterilemez. İsrail’in kendisini ve halkını savunma hakkı vardır.”
Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock ise şu açıklamayı yaptı: “Hamas’ın İsrail’deki sivillere yönelik iğrenç şiddeti eşi benzeri görülmemiş ve haksız bir eylemdir. Bu terörizm derhal durdurulmalıdır. İsrail’le tam dayanışma içindeyiz.”
Birçok AB ülkesinde Filistin’le dayanışma eylemleri yasaklandı. Gazze’ye yönelik girişilen kitlesel imha savaşına muhalefet etmek teröre destek olmak olarak mütalaa edilmektedir. Egemen sınıflar ve tüm burjuva devletler için terör kavramı kendi sınıf diktatörlüklerini gizlemek ve kendi devlet terörüne meşruiyet kazandırmak için kullandıkları bir kalkandır. İşgalci, ırkçı, Nazi Almanyasını aratmayan Siyonist rejim AB emperyalizmi tarafından Ortadoğu’daki özgürlük ve demokrasinin kalesi olarak pazarlanmaktadır. Pazarlanan bu emperyalist hurafelerin emekçi kitlelerde istenilen oranda bir alıcısı olmamıştır. Gerek ABD’de gerekse de AB ülkelerinde tüm yasaklara ve polis şiddetine rağmen Filistin’le kitlesel dayanışma eylemleri gerçekleşmiştir.
Bu durum şunu göstermektedir: devletler İsrail ile dayanışma içerisinde halklar ise Filistin’le dayanışma içerisindedir. Filistin’le uluslararası düzeyde kitlesel dayanışma seferberlikleri örmenin koşulları vardır.
3-) Hamas’ın bu operasyona bu düzeyde profesyonelce hazırlanması, operasyonu Yom Kippir savaşının yıl dönümüne getirmesi, işgal edilmiş bazı Filistin topraklarında yeniden hakimiyeti ele geçirmesi, Gazze şeridini yıkması, yenilmez yıkılmaz denilen İsrail Devleti’nin içinde bulunduğu krizin derinliğini ortaya koymaktadır. İsrail devleti faşizan unsurlarla dolup taşmış, tarihinin en sağcı en faşizan hükümetlerinden birine sahiptir. Netanyahu başta olmak üzere bu hükümet boğazına kadar yolsuzluklara batmıştır. Tüm yolsuzlukları teşhir olmuş, uzun zamandır yolsuzluk davalarıyla mücadele etmektedir. Sırf bu yolsuzluk davalarından kurtulabilmek adına, kendi işine yarayacak yargı reformu çıkartmaya çalışmıştır. Bu yılın başlarından beri işçilerin, gençlerin kitlesel protestolarıyla, sokak muhalefetiyle karşı karşıya kaldığı için yargı reformunu geçirmeyi başaramamıştır. Filistinlilere yönelik tüm ırkçı ve faşizan politikalarına rağmen direnişi kontrol altına alamamakla birlikte daha fazla büyümesine yol açmıştır. Tüm bu durum İsrail devleti içinde süren klikler çatışmalarını derinleştirmiştir. İsrail muhalefetinin geniş bir yelpazesi bu saldırının sorumlusu olarak Netanyahu’yu suçlamıştır. İsrail içinde Savaş karşıtı eylemler tüm polis şiddetine rağmen büyümektedir. Sadece İsrail’de değil, AB ve ABD Yahudi diasporası içinde de Filistin’le dayanışma eylemleri büyümektedir. Bu eylemler sadece sivil Yahudiler arasında kalmamakta hahamlar arasında da gelişmektedir. İsrail’in Yahudiler için güvenli bir ev güvenli bir anavatan olduğu efsanesi çatırdamaktadır. Bu durum da İsrail devletinin varlık sebebinin meşruluğunu eritmektedir. Yenilmez yıkılmaz denilen İsrail devleti kendi içinde çatırdamakla birlikte derin siyasal krizler içerisine koşar adımlarla ilerlemektedir. Netanyahu bu krizden çıkmak için ırkçı faşizan histerileri harlatarak savaş naraları atmaktadır. Ulusal birlik çağrılarıyla tüm İsrail muhalefetini kendi saflarında yedeklemeye çalışmaktadır. Netanyahu Aksa Tufanı harekatını kendi 11 Eylül’üne çevirmeye çalışacaktır. Gazze’de soykırım gerçekleştirerek kendisini ulusal kahraman ilan etme peşindedir. Bu durum tüm Ortadoğu’da emperyalist savaşların alevlenmesi anlamına gelecektir. Netanyahu’nun bu kanlı oyunu bozacak özne tek başına Filistin direnişi değildir. Filistin direnişi yalnızca bu işin bir ayağıdır. Diğer ayağı ise Yahudi, İbrani emekçilerin, gençlerin, savaş karşıtlarının mücadelesidir.
4-) Bugüne kadar siyonist rejim Gazze’ye çok sayıda saldırıda bulundu. Çok sayıda görkemli direnişle karşılaştı. Bugüne kadar ki tüm hikaye Gazze içinde başlayıp Gazze içinde bitmekteydi. Filistinliler için açık hava hapishanesine dönen Gazze ise ayaklanmalarında direnişlerin de ölümlerin de yaşandığı yegane alandı. Aksa tufanı operasyonuyla birlikte Gazze hapishanesinin duvarlarında delikler açılmıştır. Gazze hapishanesinin duvarlarında açılan delikler aynı zamanda İsrail devletinin temelinde ağır hasarlı deprem etkisi yaratmıştır. Artık kalıplaşmış tüm hikaye değişmeye başlamakla birlikte tüm Siyonist statüko derinden sarsılmaya başlamıştır.
Artık savaş İsrail’e taşınmıştır. Siyonist rejim kendi evinde savaşla karşı karşıya kalmıştır.
Gazze’yi hapishaneye çeviren demir parmaklıklar aşıldı; motorlu savaşçılar karadan, motorlu paraşütçüler havadan İsrail yerleşimlerine ulaşarak biri askeri üs olmak üzere 28 yerde çatışmaya girdi. İsrailli yetkililerin verdiği bilgilere göre ikinci günün sonunda 20 yerde kontrol sağlanırken 8 yerde çatışmalar devam ediyordu. Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te beton bariyerler, Gazze’de yüksek demir örgüler İsrail’i artık güvende tutamıyor. 2021’deki operasyona “Surların Muhafızı” adını koymuşlardı. İki yıl sonra surlar delindi. Artık İsrail saldırdığında savunma yapan Filistin’in yerini savaş açan işgal edilmiş topraklarını geri alma operasyonları yapan Filistin’e bırakmıştır. İsrail ordusu onlarca yıl sonra ilk kez bu düzeyde büyük kayıplar verdi. Bu durum İsrail devletinde soğuk duş etkisi yarattı. 1948 ve 1967 sınırlarında kalan Filistinliler uzun bir aradan sonra 2021’de yerleşmiş bir yargıyı yıkmıştı: “İsrail vatandaşı Araplar artık Filistin davasının parçası değil.” İsrail Arap nüfusu kendince halletmiş ve Filistin davasından koparmıştı. Aksi oldu. Mescid-i Aksa’daki olaylar onları da sokaklara döktü. Artık Gazze, Doğu Kudüs ya da Batı Şeria karıştığında Yahudi-Arap karışımı kentlerin yangın yerine dönme ihtimali var ve bu da İsrail’in yeni açmazlarla karşılaşması anlamına gelecektir. Tüm bu değişen dengeler Netanyahu’ya karşı muhalefetin büyümesine neden olmakla birlikte İsrail egemen sınıfları içinde çatışmaların ve krizlerin derinleşmesine zemin hazırlayacaktır. İsrail ana akım medyasından Haaretz gazetesinin baş editörü şöyle bir yazı yayınladı. “Engin siyasi deneyimi ve güvenlik konularındaki yeri doldurulamaz bilgeliğiyle övünen başbakan, bir ilhak ve mülksüzleştirme hükümeti kurarken, Bezalel Smotrich ve Itamar Ben-Gvir’i kilit pozisyonlara getirirken, Filistinlilerin varlığını ve haklarını açıkça göz ardı eden bir dış politika benimserken İsrail’i bilinçli olarak içine sürüklediği tehlikeleri tespit etmekte tamamen başarısız oldu.”
5-) İçinde bulunduğumuz dünya emperyalist kamplar arası kutuplaşmaların derinleştiği, emperyalistler arası bölgesel hegemonya savaşlarının harlandığı, kapitalizmin küresel düzeyde yapısal çoklu krizler içinde tel tel döküldüğü, emperyalist cihan harbinin hızla mayalandığı bir dönemdir. Batılı emperyalist güçlerin Ortadoğu’daki karakolu olan korsan İsrail devleti’nin her savaş politikası emperyalistler arası dengelerin ve pozisyonların şekillenmesine neden olmaktadır. Bugün Filistin’de yaşanan Siyonist imha savaşını bu konjektürden bağımsız olarak ele alamayız. Gerek Ortadoğu’daki bölgesel güçlerin, gerek Çin -Rusya emperyalizminin gerekse de ABD-AB emperyalizmin Ortadoğu’ya yönelik tüm hesaplarının güncellendiği, kartların yeniden dağıtılacağı bir sürece girmekteyiz. Gerek bölgesel güçler gerekse de tüm emperyalist güçler arasındaki uzlaşmaz çelişkiler hızla derinleşmekte, bu durumda insanlığı bir kez daha emperyalist cihan harbine doğru koşar adımlarla sürüklemektedir. Son dönemde Ortadoğu’da oluşan dengeler bölgesel güç İran’ın aleyhinde gelişmekteydi. İran her ne kadar Irak, Suriye, Lübnan hattında belli bir nüfusa ulaştıysa da bölgedeki uzlaşmasının mümkün olmadığı rakibi İsrail’dir. İsrail’in Arap devletleri ve Türkiye ile iyi ilişkiler geliştirmesi otomatik olarak İran’ın Ortadoğu’daki hareket alanını daraltmakta bir nevi aşılması gereken tecrit ablukasıyla karşı karşıya bırakmaktadır. Son dönemde İsrail’in Ortadoğu’da attığı her adım, geliştirdiği her ilişki doğrudan İran’ın aleyhinde gelişecek önemli süreçlerin başlamasına neden olmaktadır. İsrail son dönemde Türkiye ile ilişkilerini epeyce düzeltti. Türkiye ve Azerbaycan’a verdiği destek ve askeri iş birliği ile birlikte Azerbaycan Dağlık Karabağ’ı işgal ederek etnik temizlik gerçekleştirmiştir. İran bu savaşta genel olarak Ermenistan’ın yanında yer almıştı. İsrail hem kuzeydeki Türkiye bağlamında hem de Kafkasya’da mevzi kazanmıştır. İran ise önemli mevziler kaybetmiştir. Bundan daha önemli gelişmeler ise; Ortadoğu’daki Arap devletlerinin İsrail ile giderek yakınlaşmasıydı. Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Fas, Sudan ile İsrail İbrahim anlaşması yapmıştır. Bu anlaşmayla Arap devletleri hızla İsrail’e yakınlaşmaya başlamıştır. İsrail’i henüz devlet olarak tanımayan Suudi Arabistan bile defacto olarak bu anlaşmaya dahil olmuş, hava sahasını İsrail’e açmıştır.
Gazze’de başlayan bu yeni savaş tüm bu dengeyi değiştirme potansiyeline sahiptir. Bu konjektürde tüm Arap devletleri İsrail ile iyi görünmekten kaçmak zorunda kalmakla birlikte, bu savaşa karşı İsrail veya Filistin’den yana somut bir tutum almak zorunda kalmaktadır. İran’ın doğrudan desteklediği Hamas üzerinden Ortadoğu’daki kartların yeniden dağıtılacağı, dengelerin kendi lehine geçmesi için hamleler yapabileceği bir alan açılmıştır. Diğer taraftan İran, doğrudan olmasa da dolaylı yoldan İsrail’e karşı Çin ve Rusya desteğini almıştır. BM (Birleşmiş Milletler) Güvenlik Konseyi’nde Hamas’ı kınama kararı çıkartmak isteyen ABD’ye Çin ve Rusya’dan veto geldi. Aynı şekilde Gazze’ye İnsani yardım gönderme talebinde bulunan Çin-Rusya ABD tarafından veto edildi. Rusya tüm resmi açıklamalarında sürecin baş sorumlusunun ABD’nin izlediği politikalar olduğunu dektere etmektedir. Çin ise silahlı çatışmaların sonlandırılmasını Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde 1967 sınırına uyan iki devletli çözümü sunmaktadır. Bu savaştan en karlı çıkan Erdoğan ve Putin olmuştur. Erdoğan olmuştur; çünkü tüm dikkatlerin Filistin’e yöneldiği bu konjektürde, Siyonist rejimin Gazze’de yaptıklarının bir benzerini Rojava’da yapmaktadır. Bir yandan Filistin’i destekler gibi açıklamalar yapmakta bir yandan da İsrail ile tüm dostane ilişkilerine devam etmektedir. Putin olmuştur; çünkü Ukrayna’ya Batı emperyalizminin yaptığı destek şimdi İsrail’e kaymakla birlikte Ukrayna ikinci plana düşmüştür. Bu durum da Putin’in elini güçlendirmektedir.
6-) İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği Siyonist imha savaşı gerek emperyalist devletler gerekse de sağcı, muhafazakar, İslamcı siyasal odaklar ve devlet yöneticileri tarafından antisemitizm ve Arap düşmanlığı üzerinden ırkçılığın yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Bu durum emekçi kitlelerde bilinç bulanıklıklarının oluşmasına yol açmaktadır. Özellikle Batılı emperyalist güçler İsrail’e yönelik her eleştiriyi, her muhalefeti, Filistinle yapılan her dayanışma eylemini antisemitizm olarak yaftalamaktadır. Bugün antisemitizm, uluslararası kamuoyu, uluslararası toplum denilen, tercümesi Batılı emperyalist güçler olan odaklar tarafından siyonizmi koruma kalkanı olarak kullanılmaktadır.
Demokrasinin, insan haklarının beşiği olarak kendini tanıtan Batı emperyalizmi; kendi ülkelerinde Filistin’le dayanışma faaliyetlerini terör övücülüğü olarak mütalaa edip yasak ve baskılar getirmektedir. Filistinlilerin her direnişini terör ve sivil katliamı olarak tanımlarken, Nazi ideolojisinin ve pratiğinin farklı bir varyantı olan Siyonist rejimin soykırım politikalarını açıktan desteklemektedir. Batılı güçlerin, beyaz tenli olmayan halklar katledilirken değil, direnmeye geçtiklerinde ve öz savunma teşkilatlarını kurduklarında sivil ölümlerden ve insan haklarından bahsetmek akıllarına gelmektedir. Batı için Filistin’de, Kürdistan’da sivil halk yoktur. O yüzden gündemlerinde insan hakları yoktur. Gündemlerinde yalnızca teröre karşı mücadele vardır. Şunu önermeyi net bir şekilde belirterek anti semitizme, siyonizme karşı mücadelede güçlü bir argüman olarak öne çıkartmamız gerekmektedir: İSRAİL YAHUDİLERİN DEĞİL SİYONİSTLERİN DEVLETİDİR!
Siyonizmin Yahudi halkıyla hiçbir tarihsel duygusal ve maddi ortaklığı yoktur. Siyonizm Yahudi halkının tarihsel trajedilerini kendi amaçları için kullanmıştır ve kullanmaya devam etmektedir. Siyonizm tarihi boyunca Nazilerle işbirliği içinde olmuştur. Tarihinde Nazizme faşizme karşı en ufak bir direniş olmamıştır. Siyonizm Yahudi halkının tarihsel trajedilerini ve dini inançlarını kullanarak Nazizmin farklı bir varyantını oluşturmuştur. Siyonizm kendi siyasal meşruluğunu anti-semitizm üzerinden sağlar.
Anti -semitizm güçlendiği ölçüde Siyonizmin rıza üretme yetisi gelişim kateder. Siyonizmin temel gıdası antisemitizmdir. İsrail Yahudilerin devleti değil, Siyonizmin devletidir. Bugün gerek İsrail’de gerek Batılı emperyalist ülkelerde anti siyonist Yahudiler tüm baskılara rağmen Filistin’e destek olmakta, Filistin’le dayanışma eylemleri içerisinde bulunmaktadır. Toparlarsak eğer, anti semitizme karşı mücadeleyi de programına almadan Filistin’le yapılan her dayanışma eylemi, faaliyeti aşırı sağa alan açar.

7-) Filistin davası İslam davası değildir. Gerek Arap Devletleri gerekse Türkiye Filistin halkının dostu değildir. Filistin davası sömürgeleştirilen, köleleştirilen bir halkın özgürlük ve bağımsızlık davasıdır. Filistin davası ABD Britanya emperyalizminin Ortadoğu’daki karakolu olan korsan İsrail devletinin imhası yerine bağımsız, özgür, laik Filistin kurma davasıdır. Filistin davasının özünde din savaşı yoktur, ulusal kurtuluş savaşı vardır. Hamas Filistin davasını bölmek için CIA,MOSSAD tarafından önü açılmış ve yönlendirilmiş bir örgüttür. Hamas tam da Filistin Devleti’nin ilanına hazırlıkların yapıldığı 1987 yılında kurulmuştur. HAMAS vb İslamcı örgütler Filistin’de kurulmadan önce Sosyalizmin etkisi altında olan örgütler vardı. Sosyalist olmayanları da laik milliyetçi çizgideydi. Soğuk Savaş dönemi boyunca ABD NATO eliyle Sosyalist hareketleri ve ulusal kurtuluş hareketlerini bastırmak için yeşil kuşak adı altında İslamcı örgütlerin kurulması, geliştirilmesi, silahlandırılması sağlandı. El Kaide, Taliban, HAMAS vb örgütlerin harcında ABD emperyalizmi vardır. 90’lı yılların ortasına kadar Filistin davası denildiği zaman akla FKÖ veya sol örgütler gelirdi. Ne İslam devletlerinin ne İslamcı örgütlerin Filistin’e yönelik herhangi bir ilgileri yoktu. İslam devletlerinin ve İslamcı örgütlerin Filistin’e olan ilgileri bölgenin İslamcı örgütler tarafından kuşatılmasından sonra başlamıştır. Hamas kurulduktan sonra ilk faaliyetlerini ne İsrail devletine karşı ne Siyonizme karşı vermiştir. Hamas’ın ilk yıllarındaki ana faaliyet noktası Gazze’deki sol seküler örgütlere karşı savaş açmak oldu. FKÖ Gazze’den silah zoruyla kovuldu. Sol Sosyalist seküler örgüt militanları ve taraftarları sistematik işkenceye ve baskıya maruz kaldı. Hamas adacıklar hapishanesine dönen Filistin’de ikili iktidar yarattı, bölünmüş ve parçalanmış Filistin’i kendi içinde birkez daha parçaladı. Bugün Hamas’ın bağımsız birleşik Filistin gibi bir derdi yoktur. Tek gayesi kendi bulunduğu bölgede iktidarını sağlamlaştırmaktır. Arap devletlerinin de Filistin diye bir davası olmadı. Bir çoğu İsrail’i tanımakla birlikte her zaman siyasi, ticari, diplomatik ilişkileri geliştirmekle meşguldüler. Kendi ülkelerindeki Filistin’li mültecilere dahi sistematik baskı uyguladılar. Filistin davası İslam davası olmamakla birlikte ne HAMAS vb. İslamcı örgütleri ne de Arap otokratik burjuva devletleri Filistin davasını savunacak, Filistin’in özgürlüğünün önünü açacak bir yetiye sahip değildir. Bugün Filistin devrimcileri HAMAS’ın yedek ordusu değil, kendi bağımsız programı, bayrağı, örgütü ve silahlı milisleriyle bağımsız bir siyasi hat ve pratik sergilemeli; Filistin direnişinin önderliğini kazanmak için savaşmalıdır. Aynı şekilde dünya çapında devrimciler, Filistin’le dayanışma için HAMAS amigoluğu yapmak yerine Filistin’le enternasyonal devrimci temelde uluslararsı eylem seferberlikleri gerçekleştirmelidir.
8- Filistin’le dayanışma içinde olmanın, Ortadoğu’da kalıcı barışı savunmanın en asgari koşulu Siyonist korsan İsrail devletinin yıkımını savunmaktan geçer. 75 yıllık deneyim bize iki devletli bir çözümün mümkün olmadığını defalarca kez savaş ve katliam enkazlarıyla gösterdi. İki devletli çözümü savunmanın sömürgeciliği meşrulaştırmaktan başka bir fonksiyonu yoktur.
İki devletli çözüm mümkün değildir. Çünkü ortada eşit, eşit olmasa da güç dengeleri birbirine yakın iki devlet yoktur. İsrail dünyanın beşinci en büyük ordusuna sahipken Filistin’in doğru düzgün askeri mühimmatı dahi yoktur. İsrail, Batı emperyalizminin Ortadoğu’daki karakoludur. Batılı emperyalistlerin hazırladıkları ve denetlemekte yükümlü oldukları bir barış anlaşmasının geçerliliği yoktur. Bugüne kadar kağıt üzerinde dahi yapılan anlaşmalar Siyonist devleti avantajlı konuma getirecek koşullar baz alınarak yapılmıştır. Netanyahu hükümeti İsrail tarihinin en sağcı en faşist hükümetidir. İsrail Batılı emperyalist şarlatanların iddia ettiği gibi hiçbir zaman demokratik, seküler bir devlet olmadı, olamaz da. İsrail’in demokratik ve seküler bir devlet olması demek temel varoluş sebebinin ortadan kalkması demektir. Dolayısıyla bu durum onun yıkılması anlamına gelir. İsrail devleti; ırkçı, faşist, teokratik, sömürgeci, kanlı bir burjuva diktatörlüğüdür. Kontrolünde bulunan halkın yarısının hiçbir temel medeni ve insani hakkı yoktur. Yalnızca uygulamada değil, kağıt üzerinde de yoktur. İsrail yazılı kanunlarına göre dahi Arap nüfusu ikinci sınıf vatandaş konumundadır. Etnik temizlik siyonizmin yerleşimci sömürgeci politikasının ayrılmaz bir parçasıdır. Çözümden, barıştan, Ortadoğu’da istikrardan bahsetmenin yolu iki devletli çözümü reddetmekten ve siyonist devletin yıkılmasını savunmaktan geçer. İki devletli çözümü savunmak sömürgeci teokratik ırkçı İsrail devletinin varlığını ve tüm varoluş ilkelerini meşru görmek anlamına gelir.