“Dünyadaki en iyi dostlarımız, eğer kitlesel bir kıtlık görüntüsü ortaya çıkarsa bizi destekleyemeyeceklerini söylediler… Hem pratik hem diplomatik nedenlerle kıtlığı önlemeliyiz. Uluslararası destek olmadan zaferle tamamlayacağımız görevimizi yürütemeyiz.”
(Netanyahu, 19 Mayıs)
Bu tek cümlede İsrail başbakanı, emperyalist liderlerin tüm ikiyüzlülüğünü ve sinsiliğini gözler önüne serdi. En başından beri Gazze’deki Siyonist saldırıyı destekleyen bu güçlerin, şimdi 2 Mart’tan bu yana İsrail’in örgütlediği kıtlıkla aralarına diplomatik mesafe koymaları gerekiyor; çünkü süregiden soykırımın açık suç ortakları olarak görünmek istemiyorlar. Ancak İsrail Gazze Şeridi’ni tamamen ablukaya almış, yabancı gazetecilerin girişini yasaklamış, yaklaşık 200 Filistinli gazeteciyi öldürmüş olsa da dehşet verici günlük yaşamı ve Gazze halkının çektiği çileyi gözler önüne seren görüntüler çıkmaya devam ediyor.
16 Mayıs’ta Siyonist ordu Gazze’deki saldırısını yeniden başlattı; 36 saatten kısa bir sürede 250 kişi öldü, bunların en az 45’i çocuktu (UNICEF’e göre).
“Gazze’de olanlara bakıyoruz, çok sayıda insan acı çekiyor ve açlıktan ölüyor, bununla ilgileneceğiz.”
(Trump, 16 Mayıs)

Aynı gün, Amerikan televizyonu NBC, ABD’nin Libya yetkilileriyle bir milyon Gazzelinin Libya’ya transferi konusunda müzakereler yürüttüğünü ortaya çıkardı. ABD emperyalizmi böylece, hâlâ İsrail’e silah ve mühimmat tedarik ederken, açlıktan ölen Filistinlilerle ilgilenme yöntemini göstermiş oluyor: Siyonist devletle tam bir mutabakat içinde Filistinlileri sürgüne yollamak.

Macron, Starmer ve diğerleri “vicdan azabı” çekiyor.

“Netanyahu hükümeti bu skandal eylemleri sürdürürken biz kollarımızı bağlayıp beklemeyeceğiz. İsrail yeni askeri saldırısını durdurmaz ve insani yardıma uyguladığı kısıtlamaları kaldırmazsa, karşılık olarak başka somut önlemler alacağız.”
(Kanada, Fransa, Britanya, ortak açıklama – 19 Mayıs)
Netanyahu bunun üzerine 19 Mayıs’ta 10, 20 Mayıs’ta 93, 21 Mayıs’ta 100, 22 Mayıs’ta 107 yardım kamyonunun girişine izin verdi. Oysa BM kuruluşları, felaket düzeyindeki duruma karşılık olarak günde 600 kamyonun giriş yapması gerektiğini belirtiyor.

Peki bu hükümetlerin almayı planladığı “somut önlemler” nedir? Avrupa Komisyonu, İsrail hükümetinin eylemlerinin, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nda öngörülen temel haklara saygıyla uyumlu olup olmadığını ‘kontrol edeceğini’ (sic) açıkladı. Anlaşmaya göre taraflar “insan haklarına ve demokratik ilkelere saygıyı” taahhüt ederler. Bu “kontrol” sürecinde katliamlar elbette devam edebilir.

Bir başka ikiyüzlülük örneği:

Fransa Dışişleri Bakanı Barrot, Gazze’de açlıktan ölen çocuklar için birkaç timsah gözyaşı dökerken, aynı hükümetten Retailleau, “Urgence Palestine” (Filistin Acil) kolektifini feshetme süreci başlatıyor. Tüm burjuva partileri antisiyonizmi antisemitizmle eşitleyerek, Filistin halkının haklarını savunan militanlara karşı yürütülen kovuşturmaları örtbas ediyor. ABD’de Trump, protesto eden öğrencileri tutuklamak veya sınır dışı etmek için aynı dili kullanıyor. İsrail’de Netanyahu ise, Filistinlilerin katledilmesine karşı çıkan muhalifleri itibarsızlaştırmak için bu dili kullanıyor. Siyonizmin İsrail Devleti’nin kuruluşundaki yalanı —“halksız bir toprak için, toprağı olmayan bir halk”— Filistin halkına karşı işlenen her suçun gerekçesi oldu.
PS (Sosyalist Parti), PCF (Fransa Komünist Partisi), LFI (Boyun Eğmeyen Fransa) gibi tüm reformist partiler, Amerikan emperyalizminin gözetiminde imzalanan Oslo Anlaşmaları’na dayanarak Filistin’de yan yana yaşayacak iki devlet efsanesini çözüm olarak savunuyorlar. Ancak Siyonist liderler artık bu kılıfa dahi ihtiyaç duymuyor. Oslo, yalnızca Batı Şeria’daki kolonileri genişletmek için Filistin Yönetimi’nin hizmetlerinden yararlanma aracından ibaretti. Bugün siyonizmin başından beri hedefi açıkça yürürlükte: denizden Ürdün Nehri’ne kadar “Büyük İsrail” — Gazze ve Batı Şeria’daki Filistinliler için sürgün ya da ölüm.
“Torunlarımızın ve onların torunlarının Gazze’de savaşmasını istemiyorsak, Trump’ın vizyonunu izlemeliyiz. Gazze’nin Gazze halkından arındırıldığından emin olmalıyız. Onlarca yıl kan dökmemenin tek yolu budur.”
(Gabriel Siboni, yedek albay, Kudüs Strateji ve Güvenlik Enstitüsü Konferansı, 11 Mayıs)

İşçi sınıfının ortak cephesiyle:

İsrail’e silah sevkiyatlarının boykotunu örgütleyelim!

Gazze ablukasının hem İsrail hem de Mısır tarafından kaldırılmasını sağlayalım!

İsrail ordusu Gazze Şeridi’nden, Batı Şeria’dan, Lübnan’dan ve Suriye’den derhal çekilsin!

Yemen’e ve İran’a elini uzatma!

Filistin yanlısı militanlara karşı açılan tüm davalar iptal edilsin!

“Urgence Palestine” kolektifine yönelik tüm fesih kararları kaldırılmalıdır!

Georges Abdallah serbest bırakılsın!

Gazze mültecileri Fransa’ya ve Avrupa Birliği’ne serbestçe girebilsin!

Filistin’de barış ancak Siyonist devletin lağvedilmesiyle mümkündür. Demokratik, çok etnikli, iki dilli, laik ve sosyalist bir Filistin için!
Filistin’de işçi-köylü hükümeti için!
Yakın Doğu’nun sosyalist federasyonu için!

22 Mayıs 2025