Kırşehir’de 1976’dan beri işçi sınıfının emek gücüyle ayakta duran Çemaş Döküm fabrikasında sermaye, “sipariş daralması” bahanesiyle 200 işçinin işine son vererek kapitalist krizin faturasını işçi sınıfına kesmektedir. Ancak bu ağır kıyıma karşı Birleşik Metal-İş sendikasının aldığı tutum, işçi sınıfının karşı karşıya olduğu gerçek tehlikeyi ve mücadele ihtiyacını örtbas eden bir uzlaşmacılık örneğinden öteye gitmemektedir.

Fabrika yönetimi kriz ve piyasa dalgalanması bahanesiyle üretim daraldığını öne sürerken, işçileri işten atmakta tereddüt etmiyor. Oysa Çemaş’ın borsa değeri düşmemiş, sermayenin kar hırsı devam etmektedir. Bu gerçeklik, kapitalist sistemin kriz anlarında işçi sınıfını feda etme pratiğinin sadece güncel bir örneğidir.

Birleşik Metal-İş sendikasının şefi Hüseyin Altuntaş’ın “yapacak bir şey yok” diyerek kıyım sayısını 140’a indirmekle yetinmesi, işçi sınıfının örgütsüz bırakılması anlamına gelir. Sendikanın görevi, sermayenin krizini işçiye yüklemek değil, militan direniş hattı örerek işten çıkarmalara karşı birleşik ve kararlı mücadele yürütmektir. “Tazminat ödemesi” ise, sermaye düzeninin işçi sınıfına sunduğu kem küm bir telafiden ibarettir, işçi sınıfının kazanımı değildir.

Sendikanın “ara buluculuk” masalının arkasında, devletin ve sermaye çevrelerinin işçi sınıfını teslim almaya çalışan pasifize edici politikaları yer almaktadır. Bu mekanizmalar, sınıf mücadelesinin önünü tıkamakta, işçi sınıfının gerçek örgütlenme ve eylem dinamiklerini engellemektedir.

Sermaye sınıfının krizini işçi sınıfına fatura etme politikası karşısında, işçi sınıfının tek kurtuluşu devrimci sınıf bilinciyle hareket etmek, kendi bağımsız çıkarlarını savunmak ve sendikal bürokrasinin uzlaşmacı çizgisine karşı mücadele hattını büyütmektir. Çemaş işçilerinin direnişi, sadece kendi haklarını değil, tüm işçi sınıfının geleceğini belirleyecek önemli bir dönemeçtir.

Bugün, işçilerin örgütlü gücünü büyütme ve kapitalizme karşı birleşik bir devrimci mücadele hattı örme zorunluluğu her zamankinden daha acildir. İşçi sınıfı, krizleri kapitalizmin doğal sonucu olarak kabul etmeyi reddetmeli; sömürü düzenini yıkmak için harekete geçmelidir!
Bunun mücadele aracıda iş yeri temelli oluşturulacak taban komitelerinden geçmektedir. Mevcut sendikal yapılar iş yerlerinin insan kaynakları departmanı gibi hareket eden, sermayeyle ve devletle bütünleşmiş yapılar hâline gelmiştir. İşçi sınıfının taban komitelerinde örgütlenip, fiili meşru militan mücadele hattında ilerlemesinden başka çare yoktur. Sendikal bürokaside, patronların saldırılarıda savaşarak aşılır.