Yazar: Ali Kemal Taşçı

BODRUM’UN TURİZM CENNETİNİN ARKASINDA: İŞÇİLER CEHENNEM KOŞULLARINDA ÇALIŞMAYACAK!

Bodrum’un denize sıfır beachleri, lüks masaları, pahalı menüleri ve “turizm cenneti” görüntüsünün arkasında başka bir gerçek var: 18 saate varan çalışma, karşılıksız fazla mesailer, gasp edilen molalar, verilmeyen bordrolar ve işçinin kendi emeğiyle yarattığı bahşişe dahi uzanan bir sömürü düzeni. Bu düzenin adı turizm değil; işçinin emeği üzerinden yaratılan kâr düzenidir. Bodrum Xuma Beach’te onlarca OTİS üyesi işçinin iş durdurması, işte tam da bu düzene karşı yükselen bir itirazdır. İşçilerin aktardığına göre kimi günler 18 saate varan çalışma yapılıyor, neredeyse her gün fazla mesaiye kalınıyor ancak bunun karşılığında ek ücret ödenmiyor. Yemek dışındaki mola hakları kullandırılmıyor, maaş bordroları işçilere verilmiyor. Sömürü bununla da bitmiyor. Müşterinin işçinin emeğine teşekkürü olan bahşişten dahi yüzde 40 kesinti yapıldığı belirtiliyor. İşçilere “devlet vergi kesiyor” denilerek yapılan bu kesintinin gerekçesi ne olursa olsun, ortada açık bir gerçek var: İşçinin eline geçen her kuruşun hesabı yapılıyor; işçinin emeğinden yaratılan her gelirden pay kapılmaya çalışılıyor. Üstelik işçiler, işlerini yapabilmeleri için gerekli ekipmanların dahi sağlanmadığını anlatıyor. Müşteriye verecek yeterli çatalın bulunmadığı, koskoca işletmenin tek bir tirbuşonla çalıştığı koşullarda ortaya çıkan aksaklıkların faturası ise yine işçiye kesiliyor. İşletmenin beceriksizliğinin stresini çalışan taşıyor, müşterinin öfkesini çalışan göğüslüyor, patronun eksik bıraktığı ekipmanın hesabını çalışan veriyor. Kâr patronun, stres işçinin. Bahşiş müşterinin teşekkürü, kesinti işçinin. Fazla mesai işçinin, ücret patronun kasasında. Bodrum’un turizm cennetinin sınıfsal manzarası tam olarak budur. İşçilerden daha uzun çalışmaları, daha az mola vermeleri, daha fazla müşteriye hizmet...

Devamını Oku

Taksim 1 Mayıs’ı Üzerine Notlar

1 Mayıs’ların önemi, işçi sınıfının ve toplumsal muhalefetin gerçekleştirdiği en kitlesel ve en coşkulu gösteriler olmasında saklıdır. Bu yüzden her 1 Mayıs, yalnızca bir eylem günü değil; o yılın sınıf mücadelesinin gerçek durumunu yansıtan bir barometredir. Kitlesellik, coşku, ileri sürülen talepler ve alandaki ideolojik atmosfer; işçi hareketinin hangi doğrultuda ilerlediğini açık biçimde ortaya koyar. Bu nedenle 1 Mayıs değerlendirmesi, sıradan bir durum kritiği değil; doğrudan doğruya sınıf mücadelesinin yönünü ve ihtiyaçlarını tartışmak, somut görevler belirlemek anlamına gelir. Her yıl 1 Mayıs hazırlıklarının merkezine “nerede kutlanacak?” tartışması oturur. Ancak bu tartışma, gerçekte politik bir tercihin üzerini örter. Taksim’i sıradan bir...

Devamını Oku

Başaran Aksu Tutuklandı: İşçi Örgütlenmesine Açık Savaşın Yeni Halkası

Kriz derinleştikçe sermaye düzeni yalnızca ekonomik araçlarla yetinmiyor; doğrudan zor aygıtlarını devreye sokuyor. Devletin baskı mekanizmaları açık biçimde vites yükseltmiş durumda. Artık mesele tekil hak ihlalleri değil; işçi sınıfının örgütlenme kapasitesini hedef alan sistematik bir yönelimle karşı karşıyayız. Bu yönelimin en somut örneklerinden biri Başaran Aksu’nun tutuklanmasıdır. Kısa süre önce Mehmet Türkmen’in hedef alınmasıyla birlikte düşünüldüğünde, tablo nettir: Mücadeleci işçi örgütlenmeleri doğrudan baskı altına alınmaktadır. Bu yaşananlar ne tesadüftür ne de münferit olaylar zinciridir. Aksine, kriz koşullarında işçi sınıfının bağımsız örgütlenme eğilimini bastırmaya dönük bilinçli ve süreklilik taşıyan bir saldırı hattının parçalarıdır. Hedef açıktır: bürokratikleşmemiş, taban inisiyatifine dayanan, fiili ve mücadeleci işçi örgütlenmeleri. Sermaye açısından asıl tehdit, kontrol edilebilir yapılar değil; doğrudan işçilerin inisiyatif aldığı, hızla yayılabilen ve üretim süreçlerini kesintiye uğratma kapasitesine sahip örgütlenmelerdir. Son dönemdeki gelişmeler bunu açık biçimde doğruluyor. Grev yasakları artık istisna değil, yönetim biçimidir. En temel örgütlenme girişimleri dahi işten atma, baskı ve tehditlerle karşılanmakta; sendikal faaliyet yürütenler ise doğrudan gözaltı ve tutuklama riskiyle karşı karşıya bırakılmaktadır. Bu durum yeni bir eşiğe işaret ediyor: Artık yalnızca eylemler değil, örgütlenmenin kendisi hedef alınmaktadır. İşçilerin bir araya gelmesi, ortak hareket etmesi ve bağımsız hatlar kurması sistem açısından doğrudan “tehdit” olarak kodlanmaktadır. Daha da çarpıcı olan, bu sürecin yalnızca devlet aygıtının “kendiliğinden refleksi” olmamasıdır. Artık süreç, sermayenin ihtiyaçlarıyla doğrudan uyumlu biçimde işlemektedir. Şirketler ve holdingler, işçi direnişlerini açıkça hedef gösterebilmekte; bu hedef göstermeler kısa süre içinde yargı...

Devamını Oku

REKOR KIRAN EMEKLİ DEĞİL, BU DÜZENDİR

Sivas’ta 65 yaş üstü bir emekli 2025 yılı boyunca tam 3.365 kez halk otobüsüne bindi. Bunu “rekor” diye verdiler. Rekor mu? Evet, bir rekor var. Ama o emeklinin değil. Rekor, bu ülkenin emeklilerini kış günü otobüslerde yaşamaya mecbur bırakmasındadır. Rekor, milyonlarca emekliyi asgari ücretin altında maaşa mahkûm eden düzendedir. Rekor, çalışırken sömürülen, emekli olunca “yük” ilan edilen bir kuşağın sessiz çığlığındadır. Bugün sosyal medyada utanmadan şunu yazanlar var: “Yaşlı kartına sınır getirilsin.” Sınır mı? Bu ülkede sınır getirilmesi gereken şey emeklilerin otobüse binmesi değil, emeklileri açlığa mahkûm eden politikalardır. YOKSULLUĞU DEĞİL, YOKSULU SUÇLU İLAN EDİYORLAR Soruyu tersinden soralım: Bir...

Devamını Oku

Afyon’da Karayolları Taşeron İşçileri Greve Çıktı

“Afyon’da Karayolları taşeron işçileri iş bıraktı. Çünkü yeter artık dediler. Çünkü açlık ücretine, güvencesizliğe ve aşağılanmaya boyun eğmeyi reddettiler. Bu mücadele yalnızca Afyon’un değil, Karayolları’nda çalışan tüm taşeron işçilerin mücadelesidir. Bu kıvılcım ya yalnız kalacak ya da tüm Karayolları’na yayılacaktır.” Afyonkarahisar’da Karayolları 31. Şube Şefliği’nde çalışan taşeron işçiler, uzun süredir yaşadıkları hak gasplarına karşı iş bırakma eylemi başlattı. Karayolları bünyesinde, ancak taşeron firma üzerinden çalıştırılan işçiler, düşük ücret, ödenmeyen ek haklar ve güvencesizlik dayatmasına karşı üretimden gelen güçlerini kullanarak işi durdurdu. İşçilerin en temel şikayetlerinden biri, ücretlerinin zaten asgari ücret düzeyinde tutulmasına rağmen, yemek ve yol gibi en temel...

Devamını Oku