Sözde Muhalif, Özde Patron: KRT TV’de Emekçilerin Direnişi Medya Sınıf Gerçeğini Ortaya Serdi

Gazetecilik onuru ile işçi onuru aynı saftadır. Sermaye medyasında ise bu onur sistematik olarak çiğnenmektedir.

Üç aydır maaşları ödenmeyen, yemek kartları bloke edilen KRT TV emekçileri, sonunda “yeter” diyerek iş bıraktı ve kanal binası önünde nöbet eylemine başladı. KRT patronlarının ve yöneticilerinin, emekçilerin alacaklarını ödemek yerine onlara kademeli işten çıkarma, tazminat gaspları ve baskılarla “yayını sürdürme” dayatması yaptığı ortaya çıktı. Oysa bu kurum, kamuoyuna kendisini “muhalif medya” olarak pazarlıyor. Gerçekte ise, bu yaşananlar bir kez daha gösterdi ki, söz konusu olan işçi sınıfı ve onun hakları olduğunda KRT gibi “muhalif” medya şirketleri de sıradan bir kapitalist işletmeden farksızdır.

Emekçiler Ödenmeyen Hakları İçin Direniyor

KRT TV’de yaşananlar, sadece bir medya şirketindeki kriz değil; Türkiye’deki medya sektöründe yaygın ama görünmez kılınan bir sınıf gerçekliğinin dışavurumudur. 28 Mart’tan bu yana maaşlarını alamayan, yemek hakları gasp edilen, işten çıkarılan arkadaşlarının tazminatlarını dahi alamayan emekçiler, “gazetecilik onuru” dedikleri şeyi sokakta, nöbette, direnerek savunuyorlar. Onlara “yayını sürdürün, işten kaçınma hakkından feragat edin” diyenler ise, ekranlardan işçilerin haklarını değil, patronların çıkarlarını savunmaya devam ediyor.

Sınıf Gerçeği Sansürleniyor

Bugün herhangi bir medya şirketinde grev, direniş ya da hak talebi söz konusu olduğunda Türkiye’nin tüm medya düzeni —iktidara yakınından sözde “muhalif”ine kadar— derin bir sessizliğe gömülüyor. Hiçbiri, kendi sınıfsal karakterini ifşa edecek bir emeğin hak mücadelesini görünür kılmak istemiyor. İşte bu nedenle KRT emekçilerinin eylemi, sadece kendi hakları için değil, aynı zamanda tüm medya sektöründe bastırılan bir sınıf mücadelesinin sesi oluyor. Gerçek gazetecilik, patronları değil, işçileri görünür kılmaktır.

Muhaliflik Maskesi ve Patron Sınıfı Gerçeği

KRT, kendini muhalif olarak sunarken, özünde işçisine maaşını ödemeyen, yemek hakkını gasp eden, sigorta primlerini eksik yatıran, işten çıkardığı işçinin tazminatını ödemeyen bir patron düzeninin içindedir. Bu düzen, işçiyi sadece yayını sürdüren bir araç, emeğini ise maliyeti kısmak için kısılacak bir harcama kalemi olarak görür. Emekçiler ise tam da bu nedenle bugün KRT önünde mücadele veriyor. Çünkü bu, sadece bir medya kurumu değil, bir sınıf çatışmasının mekânıdır.

Sessiz Kalanlar da Sorumludur

Bugün medya alanındaki meslek örgütlerinin, basın sendikalarının, gazeteci köşe yazarlarının büyük çoğunluğu KRT önündeki bu mücadeleye sessiz kalıyor. Oysa suskunluk, patronlardan yana saf tutmak anlamına gelir. Gerçek dayanışma, işten atılan, maaşı ödenmeyen, sömürülen emekçilerin yanında durmaktır. KRT önünde sürdürülen nöbet, tüm basın emekçilerine bir çağrıdır: ya bu sömürü düzenine karşı birlikte direneceğiz ya da gazetecilik adı altında patronlara hizmet etmeye devam edeceğiz.

Sonuç: Medya Emekçileri, Sınıfın Parçasıdır

KRT’de yaşananlar bir istisna değil, medya sektörünün kuralıdır. Ve bu kuralı ancak işçilerin birleşik mücadelesi bozabilir. Medya patronları, hangi siyasal kılığa bürünürse bürünsün, sınıf çıkarları söz konusu olduğunda sermayenin tarafındadır. Bu nedenle çözüm, bireysel kurtuluşlarda değil; örgütlü, kolektif, sınıf eksenli mücadelede yatmaktadır. KRT emekçilerinin mücadelesi, medya sektöründe sömürüye karşı bir direniş kıvılcımıdır. Ve bu kıvılcımın büyümesi, tüm işçi sınıfının çıkarınadır.