Yazar: Selim Galip

Can Çekişen Türkiye Kapitalizmi ve İhtiyacımız Olan Araç

100. yılına giren Türk sermaye devleti tarihinin en derin siyasal ve ekonomik kriziyle karşı karşıyadır. Bu durum bir asırlık Türk sermaye devletinin içinde bulunduğu tüm çelişkilerin kangrenleşmiş şekilde boy vermesinin bir sonucudur. Türk sermaye devleti, ırkçı temellere dayanan, Türklük, Sünni Müslümanlık dışında hiçbir etnik ve dinsel kimliği tanımamkla birlikte onlara karşı savaş açan, emekçi sınıfları devletinin baskı aygıtlarıyla burjuvazinin kölesi yapan, söylem düzeyinde dahi işçi sınıfından bahsetmenin suç teşkil ettiği eli kanlı katı bir burjuva diktatörlüğü olarak doğmuştur. Tüm yaşamını bu doğuş temelerine sadık kalarak sürdürmüştür. Askeri darbelerin, sömürgeci imha savaşlarının, katliamların, devlet terörünün, siyasal krizlerin eksik olmadığı, tüm gericilikleri bağrında bulunduran kaledir. Tarih boyunca kapitalizmin tüm krizleri, başka daha büyük krizlerin nesnel zeminini hazırlayarak aşmıştır. Kısacası kapitalizminin herhangi bir sorun karşısında yaratmış olduğu tüm çözümler yeni daha büyük bir sorunun doğmasına neden olmaktadır. Türk sermaye devletinin içinde bulunduğu çürüme ve can çekişme sürecinin nedeni de burada vücut bulmaktadır. Her gün yeni rekorlar kıran işsizlik oranları, hızla artan hayat pahalılığı, TL’nin döviz karşısında eriyip pula dönmesi, önlenemez yoksulluk, konut, enerji, gıda gibi temel yaşamsal ihtiyaçlara sürekli gelen zamlar, rekorlar üstüne rekorlar kıran enflasyon emekçi kitlelerde ölümcül yıkımlara neden olmaktadır. Mevcut hükümetin bu tabloyu değiştirmeye yönelik en ufak bir çözümü yoktur. Çünkü temsil ettiği sınıfın çıkarlarıyla çözüme yönelik adımlar atmak birbirine tamamen zıt olgulardır. Erdoğan rejiminin bu konuda sahip olduğu tek bir eğilim vardır. O da krizin tüm faturasını emekçi...

Devamını Oku

İmar Affı, Kapitalizm ve Konut Sorunu

Maraş merkezli depremle birlikte, onbinlerce can kaybı yaşandı, hâla enkazın altında olan binlerce insan mevcuttur. Resmi rakamlara göre yıkılan bina sayısı 6 bin 444 olarak kayıtlara geçmektedir. Bu depremle birlikte yaygın bir şekilde 2019’da çıkan İmar Affı tartışılmaktadır. Öncelikle şunu net bir şekilde belirtelim ki, İmar Affı örgütlü bir suçtur. Bunun adı çıkar amaçlı suç işlemektir. Bu örgütlü suçu işleyen bizzat hükümetin kendisidir. İşlenen suç ise kitlesel katliamdır. İmar Affı Nedir? Ne Değildir? İmar mevzuatına veya ruhsata aykırı yapılara verilecek yapı kayıt belgesiyle kaçak yapılara resmi olarak izin verilmesidir. Kısaca imar affı yasadışı olan bir durumu yasal rüşvet yoluyla yasallaştırmanın diğer adıdır. İmar affı çıkmadığı dönemlerde de yerel yönetimler ve Belediyeler gayrı resmi imar afları çıkartmaktadırlar. Bunlarda rüşvet, bağış adı altında toplanan parayla kaçak yapıya ruhsat verme işlemidir. İmar affının amacı da bu rüşveti toplu ve yasal olarak toplamaktır. Böylece önce imara aykırı, ruhsatsız veya ruhsat almaya uygun olmayan yapılar önce tespit edilir, sayısı epey fazlaysa, para karşılığı ruhsat verilir ve seçim öncesi çıkartılan aflarla birlikte oy kazanılır. Hem ekonomik getirisi vardır hemde seçmen desteği sağlar. İlk defa imar affı 1984 yılında yürürlüğe girdi. Sonraki 34 yıl boyunca 8 kez farklı isimlerle farklı yasalarla tekrarlandı. 9. İmar affı 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce meclise torba yasa olarak geldi. Bu İmar affı AKP’nin hem 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hem de 2019 yerel seçimlerde, meydanlarda gerçekleştirdiği önemli icraat olarak pazarlandı. Bu İmar affı...

Devamını Oku

YORMA KENDİNİ DEVLET! SINAV SONUCUN ALANLARDA!

Depremin ardından Hatay’da bulunan ve yıkılmayan “Yapı Denetim ve Yapı Malzeme Müdürlüğü” apar topar yıkılmaya çalışıldı. Delil karartma niteliğindeki bu hareket vicdan sahibi avukatlarca teşhir edilip önlenmeye çalışıldı. Durumu ilk farkeden avukat Bedia Büyükgebiz, apar topar bölgeye gidip durumu sosyal medya hesabından aktardı “Burası bir devlet dairesi. Okul, işyeri ve konutların laboratuvar test sonuçları var. Kanuna uygun mu değil mi bunlar var. Burası için yıkım kararı alınmış. Burada bilinmeyen onlarca enkaz var. Yüzlerce insan çalışıyor, hala girilmemiş yerler var. Kendisinin ve avukat arkadaşlarının ısrarlı müdahalesiyle yıkımın şimdilik durdurulduğunu belirten Büyükgebiz şunları anlattı: “19 yaşında bir operatör çocuğa buranın yıkılması için talimat verilmiş. Yıkıma başladı ancak uyarılarımız sonucunda klasörlerin olduğu bölümle ilgili yıkım şu an için durdu. Cumhuriyet başsavcılığının, belediyenin haberi var. Buradaki belgelerin ıslak imzalı halleri de saklanıyordur ancak burada klasörlerle tamamı duruyor. Dışarıdan da görmek mümkün. Burası hasar almış bir yer değil ancak buna rağmen şube müdürü talimatıyla yıkılmak isteniyor.” Zor bir sınav kapıdayken, sınav kağıdını çalmaya çalışan ergenlerin kaygısına kapılmış olan devletin bu hareketleri oldukça trajiktir. Bölgede iş makinelerine ihtiyaç had safhadayken, iş makineleri enkaz altındaki vatandaşların canlarını kurtarmak için değil, o canları oraya sokan kokuşmuş bürokratik yapının ardını kurtarmak için çalıştırıldı. Ancak devlet adına saklanacak yer kalmamıştır, her dakika yeni bir skandalla karşımıza gelen devlet her alanda teşhir edilecektir. O yüzden YORMA KENDİNİ DEVLET! SINAV SONUCUN...

Devamını Oku

EĞİTİM HARCANDI ÖĞRENCİLER SATILDI

Afet ile birlikte sadece binalar yıkılmadı, devlette de ciddi çatlaklar oluştu. Halkın kitlesel seferberliği konusunda son derece kaygı sahibi olan devlet, şimdi de hedefine öğrencileri aldı. Üniversitelerin yaza kadar tatil edilip eğitimin uzaktan yapılacağının kararı hiçbir halükarda kabul edilemez. Öğrencilerin kampüs içerisinde devleti hedef alacak olan eylemlerinden devletin korktuğu aşikardır. Fiziksel yıkımın yanında psikolojik yıkım da söz konusudur ve evini ve ailesini kaybetmiş insanları bu karara tabi tutmak, devletin bu insanları derin pesimizme hapsettiğini gösterir. Afetzede insanların durumu bahane edilip alındıysa eğer bu karar, uzaktan eğitimin anlamı ne oluyor? Bütün bölgenin nesnel koşullarını göz ardı edip böyle bir karar alınmasını geçiyoruz, bölgede internete erişim bile oldukça güç. Eğer ki yurtların temin edilmesi için zorunlu bir politika olduğunu savunacaklarsa, bu politikaya neden oteller dahil edilmiyor? Otellerin değil yurtların esas alındığı bu yerleştirme politikası hedefine yurtta kalan öğrencileri de alıyor. Memleketine dönme konusunda problemi olacak öğrenciler zorla yurtlardan çıkartılacak, halihazırda memleketine dönen öğrenciler de eşyalarını almak için bir daha yurtlarına dönmek zorunda kalacak. Bu politika ilk olarak eğitimin, daha sonra öğrencilerin gözden çıkarıldığını gösterir. Otellerin ve pansiyonların politikaya dahil edilmeyip yurtların ilk postada harcanması facianın şiddeti ne olursa olsun burjuva devletin, burjuvazi ile olan sömürü ittifakına hiçbir halükarda zarar veremediğini gösterir. Hükümet kitlesel eylemlerin önüne geçip, zaten çürümüş olan eğitim sistemini daha da diken altına atmamak için uzaktan eğitim bahanesiyle bunun da önüne geçmeyi planlamaktadır. Bu tür günah çıkarma ayinlerine karnımız...

Devamını Oku

Özne, Birey ve Biyo-iktidar

https://enternasyonalmarxistgenclik.blogspot.com/2022/12/biyo-iktidar.html Özne ve birey kavramları birbirleri ile benzeştirilen, zaman zaman eş anlamlı zannedilerek kullanımında özen gösterilmeyen iki kavramdır. Ancak bu iki kavramın arasında dağlar kadar fark vardır. Yazıya başlarken ilk olarak bu iki kavramın farklarından ve madalyonun iki yüzünden bahsedeceğim. Özne ve Birey Arasındaki Fark En kısa haliyle özne, bireyin içinde bulunduğu toplumdaki üst kimlikleriyle beden bulmuş halidir. Herkes var olduğu andan itibaren öznedir çünkü kapitalizm bireyleri değil, bireylerin üst kimliğini görür. bireyleşme süreci kişinin inisiyatifine müteakip ileriki süreçlerde var olabilecek bir durumdur. Doğduğumuz andan itibaren her ne kadar bir isme sahip olsak da en başında x ve y’nin çocuğu olarak tanınıp değer görürüz. Sınıflı toplumun içerisinde yer aldığımız için göreceğimiz eğitimin kalitesi de yine çocuğu olduğumuz kişilerin üretim araçlarına karşın konumuna bağlıdır. Alt sınıfa mensup bir ailenin çocuğunun, gerek gördüğü eğitimin kalitesinden, gerek çevre faktöründen dolayı eğitim hayatında başarı imkanı çok düşüktür. Akademik kariyeri kötü olan birisinin de üretim araçlarına karşın konumu ebeveyninden pek de farklı olamayacaktır. Bireyleşmenin önündeki en büyük engel ise az önce bahsettiğim senaryodaki ilk sivil toplum örgütü olan ailedir. Kişinin ailesi ile olan ilişkisi geleneklere karşı tutumunun en yoğun göstergelerinden birisidir. Gelenekçiliğe maruz kalan kişi, birey olmaktan uzaklaşıp, içinde bulunduğu toplumun herhangi bir ferdi olmaktan öteye gidemez. Materyalist bir anlayışa sahip olup, toplumu ve düzeni değiştirmeye gönül vermiş birçok insanın ailesi ile arasının kötü olmasının nedeni de budur. İçinde bulunduğu toplumun normlarını, geleneklerini, kültürünü...

Devamını Oku