Ağrı’da ayçiçeği tarlasında biçerdöverin altında 14 yaşındaki çocuk işçi Nursefa Samur hayatını kaybetti.
Evet, yanlış duymadınız: çocuk işçi.
Bu ülkenin utanç sayfasına yazılan 77. çocuk işçi ölümü.
Bir tarlada, güneşin altında, okulda olması gereken yaşta — emeğin değil, sömürünün kurbanı oldu.
Yetkililer “kaza” dedi.
Ama biz biliyoruz: Bu bir kaza değil, bir düzen cinayeti.
Çünkü bu ülkede yoksulun çocuğu çocuk olamıyor.
Çocuklar doğar doğmaz iş gücüne yazılıyor;
tarlada, atölyede, inşaatta, fabrika diplerinde can veriyor.
Her yıl onlarcası…
Her yıl aynı sessizlik, aynı üç kelime: “Kaza oldu efendim.”
Peki o tarlada kim denetledi çalışma koşullarını?
Kim izin verdi 14 yaşındaki bir çocuğun biçerdöverin yanında çalışmasına?
Yok mu bu ülkenin bir bakanlığı, bir denetçisi, bir vicdanı?
Vardıysa, neden şimdi sadece “inceleme başlatıldı” açıklaması geliyor?
Yine mi aynı senaryo?
Yine mi birkaç gün konuşulacak, sonra unutulacak?
Hayır, unutmayacağız.
Nursefa’yı da, ondan önce ölen 76 çocuk işçiyi de…
Hepsi aynı düzenin dişlilerinde ezildi.
Hepsi “yoksulluk kaderdir” diye yutturulan bir ülkede büyümeye çalıştı.
Bu düzenin adı belli: Sömürü.
Bu sömürüyü ayakta tutanlar belli: patronlar, taşeronlar, denetimsizliğe göz yuman devlet mekanizması.
Ve biz biliyoruz: Çocuk işçiliği bitmez, bu düzen bitmeden.
14 yaşında bir çocuk ekmek uğruna öldü.
Bunun adı ne ekonomi, ne üretim, ne de büyüme.
Bu, insanlığın çöküşü.
Bu düzenin çarkı çocuk kanıyla dönüyor.
Bu ülkenin çocukları artık ölmemeli.
Ama bunun için önce susmamak gerek.
Her Nursefa, her Dilovası, her Soma aynı çığlığı atıyor:
Ya bu düzen değişecek, ya biz yanmaya devam edeceğiz.