301 madencinin diri diri gömüldüğü o cehennem: Soma.
Tarih 13 Mayıs 2014. Patronlar daha fazla kâr istediler, devlet göz yumdu, denetlemedi. Ve yerin yedi kat dibinde 301 işçi katledildi. Evet, bu bir katliamdı. Taşeron sistemin, güvencesizliğin, sendikasızlığın, esnek çalışmanın sonucu olarak gerçekleşen planlı bir işçi kıyımı.

Ne dediler sonra? “Kaza”, “fıtrat”, “kader”!
Erdoğan, Avrupa’nın 19. yüzyıl maden facialarını örnek gösterip “madencinin fıtratında ölüm var” dedi. Bu sözler, sermaye sınıfının işçi kanına ne kadar doymuş olduğunu göstermeye yetti.

Ve ertesi gün… Soma’ya gelen Erdoğan, protesto edildi. Halkın öfkesi büyüktü, çünkü katliam göz göre göre gelmişti. Bu öfkeye devletin yanıtı ne oldu? Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel’in tekmesi. Tekme yiyen işçiye para cezası, tekmeyi atan danışmana “yumuşak doku zedelenmesi” gerekçesiyle 7 gün rapor! Bugün o işçi Erdal Kocabıyık, 543 liralık “araç zararı” nedeniyle 6 yıl hapis istemiyle yargılanıyor ve bir yıldır iş bulamıyor.

Soma’da atılan o tekme, tüm işçi sınıfına atılmıştır.
Çünkü bu düzen, sizi sadece öldürmekle yetinmiyor. Ardından sizi susturmaya, bastırmaya, unutturmaya çalışıyor.

Bugün neredeyse her gün ölümle sonuçlanan “iş kazası” haberi duyuyoruz. Ama sadece Soma, Ermenek, Torunlar gibi katliamlar olduğunda konuşuluyor. Oysa ölümler inşaatta, madenlerde, tarlada, kamyonda her gün sürüyor. Çünkü sistem değişmedi, çünkü işçi sınıfı hâlâ örgütsüz.

Soma’dan sonra doğan yeni bir sektör bile oldu: İş güvenliği uzmanlığı. Ne yazık ki bu da kârlı bir “piyasa”ya dönüştü. Patronun cebinden maaş alan özel güvenlik şirketleri, kazaların üstünü örtmek için var. “İşçi hatalıydı” diyen raporlar düzenleyip gerçek suçluları aklıyorlar.

Kapitalizm artık işçi ölümlerinden bile kendine sektör yaratıyor.
Bizim mezarlarımızdan pazar çıkarıyor.
İşçi sınıfı sadece ücret ve haklar için değil, hayatta kalmak için örgütlenmek zorunda.

Soma davası, işçi sınıfının can güvenliği mücadelesidir. Soma patronlarının cezasızlığı, başka patronlara verilen açık bir davettir. Ancak Soma işçilerinin vereceği mücadele, tüm patronlar için bir tehdit olacaktır. Bu yüzden baskı görüyorlar. Bu yüzden susturulmak isteniyorlar.

Ama biz susmayacağız.
İş cinayetlerinin hesabını sormak için, Soma’yı unutmamak zorundayız.
Katillerin peşini bırakmamak zorundayız.

Bugün örgütsüz olan işçi sınıfı, örgütlendiğinde ne patronun sömürü düzenini ne de devletin tekmesini sineye çekecektir.
Soma’daki katliamın hesabı örgütlü bir sınıf hareketiyle sorulacaktır.
İşçi sınıfı örgütlendiğinde, o tekmenin karşılığı da verilecektir.

İşçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır!
Savaşa karşı sınıf savaşı!
Soma’yı unutma! Unutturma!