İşçiler, izlemeye son! Asgari ücret müzakereleri her yıl olduğu gibi bir tiyatro sahnesi gibi karşımızda duruyor. Komisyon masasında bizim yerimiz yok; sesimizi duyan yok. Oysa asgari ücret sadece asgari ücretle çalışanların değil, tüm işçi sınıfının meselesidir. Alt gelirli, üst gelirli, asgari ücretli fark etmez: Herkesin yaşam koşulları buraya bağlı.

Ama tiyatroda bir fark var: 2025’te Türk-İş ve Hak-İş temsilcileri komisyona bile katılmıyor. Çünkü imzalanacak sefalet ücreti karşısında işçilerin tepkisinden korkuyorlar. Yani grev hakkı yok, temsil hakkı yok; masada yalnızca patron ve hükümet var. Bu bir tiyatro değil, tam anlamıyla bir oyun ve biz izleyici değiliz!

Şimdi soruyoruz: Masayı izleyecek miyiz, yoksa kendi gücümüzle devirecek miyiz? Cevap basit: Asgari Ücret Tiyatrosunu Yık, Genel Greve Hazırlan!

İşçiler, asgari ücret masasına bakın: Burada gerçek bir müzakere yok. Komisyon masasında işçi sınıfının gerçek temsilcisi yok. Türk-İş, Hak-İş gibi sendikalar sınıfın %2–5’ini temsil ediyor; büyük çoğunluk devre dışı. Şimdi bu sendikalar komisyona katılmayacaklarını açıkladılar. Yani grev hakkı yok, temsil hakkı yok; sadece patronlar ve devlet inisiyatifi var. Masada tek taraflı bir oyun oynanıyor.

Peki neden böyle? Türkiye’de patronların örgütlenmesi zorunlu. Ticari faaliyet yürütmek isteyen bir patron, mutlaka meslek odasına veya patron örgütlerine üye olmak zorunda. Devlet bunu şart koşuyor. Patronlar örgütlü, pazarlık gücü var, devlet onlarla işbirliği içinde.

Oysa işçi sınıfının örgütlenmesinin önünde sayısız engel var. Örgütlenme oranı düşük, sendikalar çoğunluğu temsil etmiyor, grev hakkı kısıtlı, işçiler kendi temsilcilerini seçemiyor. Bu tablo, asgari ücret komisyonunun tiyatrodan öte bir anlam taşımadığını gösteriyor. Masadaki devletin sınıfsal karakteri burada netleşiyor: Devlet, patronlarla bütünleşmiş, işçi iradesini sınırlıyor, pazarlık gücünü elinden alıyor.

İşte “asgari ücret tiyatrosu” budur: İşçi sesi duyulmuyor, grev hakkı yok, temsil yok, patron ve devlet tamamen inisiyatif sahibi. Biz izleyici değiliz; gücümüz, örgütlülüğümüz ve mücadelemizle sahneyi değiştirecek olan biziz!

İşçiler, şimdi gözümüzü rakamlara çevirin: 2025’te net asgari ücret 22.104 TL, dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı yaklaşık 92.500 TL. Aradaki fark, yaşam koşullarımızın ne kadar ağır olduğunu gösteriyor.

Kira, gıda, elektrik, su, sağlık, eğitim… Temel ihtiyaçlarımızı karşılamak neredeyse imkânsız. Her ay maaşın büyük kısmı geçici ihtiyaçlara gidiyor. Enflasyon sürekli artıyor; bu ücretle dört kişilik bir aile açlık ve yoksulluk sınırının çok altında yaşıyor.

Ve unutmayın: Bu tablo sadece asgari ücretlileri değil, asgari ücretin altında ve üstünde maaş alan tüm işçileri etkiliyor. Çoğunluk için sistem, yaşamın her alanında baskı ve yoksulluğun garantisi.

İşte bu nedenle, asgari ücret sadece bir rakam değildir. Bu, işçi sınıfının ekonomik gücünün ve yaşam hakkının göstergesidir. Tiyatro masasında yerimiz yoksa, yaşamımızı masaya bırakmak zorunda değiliz.
İşçiler, artık somut taleplerimizi ortaya koyma zamanı geldi. Asgari ücret tiyatrosunu izlemekle yetinmeyeceğiz, kendi gücümüzle masayı değiştireceğiz. İşte taleplerimiz:

1. Komisyonda Kendi Temsilcimizi Seçme Hakkı

İşçi sınıfı kendi temsilcilerini seçmeli. İradesi, hükümet ve patronlarla işbirliği yapan sarı sendikalara bırakılmamalı.

2. Genel Grev Hakkı

Grev olmadan pazarlık yok. Genel grev, ekonomik ve siyasal gücümüzü gösterir, tiyatronun sahnelerini parçalar.

3. Reel Yaşam Maliyetine Göre Ücret

Asgari ücret, enflasyon ve yaşam maliyetlerine endekslenmeli (“oynak merdiven” sistemi). Temel ihtiyaçları karşılamalı, açlık ve yoksulluk sınırının altında kalmamalı.

4. Temel İhtiyaç Maddelerinde Vergi Düzenlemeleri

Gıda, enerji ve ulaşım gibi temel maddelerde vergi yükü azaltılmalı veya kaldırılmalı.

5. İşçi Sınıfının Örgütlenmesini Güçlendirecek Taban Mekanizmaları

Sendikalardan bağımsız taban konseyleri ve demokratik örgütlenmelerle her işçiye temsil ve söz hakkı sağlanmalı.

Bu talepler, sadece maaş meselesi değil; işçi sınıfının ekonomik ve siyasal gücünün ifadesidir. Tiyatroyu izlemeyi bırakacak, sahneyi kendi ellerimizle değiştirecek olan biziz!

İşçiler! Artık sahnede izleyici kalma zamanı değil. Zaman sahneye tekme atma, oyunu bitirme zamanıdır. Masada temsilcimiz yok, grev hakkımız yok, ama gücümüz var. Birleşince her masayı değiştirecek gücümüz var.

Hatırlayın: Grev hakkı olmadan asgari ücret müzakeresi bir tiyatrodur. Komisyona katılmayan sendikalar, tiyatronun devamına izin veriyor. Ama biz izlemeyeceğiz! Kendi gücümüzle sahneyi değiştireceğiz.

Şimdi soruyoruz:

Masayı izleyecek misiniz?

Yoksa kendi temsilcinizi seçip, grev hakkınızı kullanacak ve sahneyi kendi kurallarınızla yönetecek misiniz?

Gücümüz birliğiyle gelir!
Her işçi sesi birleşince, tiyatro yıkılır ve gerçek pazarlık başlar. Asgari ücret sadece maaş meselesi değil; sınıfımızın ekonomik ve siyasal gücünün göstergesidir.

İşte mesaj açık: Asgari Ücret Tiyatrosunu Yık, Genel Greve Hazırlan!