Gazze İnsan Hakları Merkezi geçtiğimiz günlerde bir rapor yayımladı. Rapora göre, sözde “ateşkes” ilanından sonra bile İsrail ordusu 129 saldırı düzenledi, 34 Filistinli yaşamını yitirdi, 122 kişi yaralandı. Bu tablo tek bir gerçeği haykırıyor: emperyalist çağda barış, yalnızca bir moladır — yeni bir savaşın hazırlık dönemi.
Kapitalist dünyada imzalanan her barış anlaşması, güçlü tarafın zayıf olana koşullarını dayatması anlamına gelir. Bu, iki eşit tarafın uzlaşması değil, egemenin diktesidir. Dolayısıyla “barış” denilen şey aslında savaşın biçim değiştirmiş halidir. Emperyalizmin doğasında savaş vardır; çünkü sermaye, ancak genişleyerek, yağmalayarak, sömürge ve pazar alanlarını yeniden paylaşarak var olabilir. Kapitalist barış, silahların susup sözlerin konuştuğu geçici bir dönemdir — ama o sözlerin dili de yine sermayenindir.
Gerçek barış, bu nedenle, savaşa karşı sınıf savaşının yükselmesiyle mümkündür. Yani barış, emperyalizmin değil, onu yıkacak olan proletaryanın eseridir.

İki Devletli Çözüm: Yetmiş Beş Yıllık Bir Aldatmaca

Filistin halkı, 75 yıldır “barış süreci” aldatmacasıyla kuşatıldı. Her yeni müzakere, Filistin’in biraz daha toprak kaybetmesiyle sonuçlandı. Oslo, Madrid, Camp David… Hepsi aynı senaryonun tekrarından ibaretti: diplomatik masa başında “barış” vaat edilirken, sahada yeni yerleşim alanları, yeni duvarlar, yeni yasak bölgeler inşa edildi. Bugün “iki devletli çözüm” diye sunulan formül, siyonist işgali meşrulaştıran bir maskeden başka bir şey değildir. Gerçekte bu çözüm, Filistin’in toprağını, egemenliğini ve kimliğini adım adım silen bir projedir. Çünkü İsrail, varlığını ancak yayılma ve sömürgeleştirme üzerinden sürdürebilir. “Barış süreci” adı altında işleyen her diplomatik manevra, siyonizmin genişleme stratejisinin bir parçasıdır. Filistin topraklarının haritadan silinişi, “barış” politikalarının en çıplak sonucudur.

İsrail: Emperyalizmin Korsan Üssü

İsrail, Ortadoğu’nun ortasında emperyalizmin jandarması olarak konumlanmıştır. Kuruluşu, bir halkın — Filistin halkının — yerinden edilmesi ve topraklarının çalınması üzerine kuruludur. Bu nedenle o, meşru bir devlet değil, sömürgeci bir yerleşim rejimidir. Siyonizm ırkçılığın, teokrasinin ve askeri militarizmin bir karışımıdır. İsrail’in “güvenlik hakkı” diye savunduğu şey, aslında işgal hakkının ifadesidir. Filistinli bir çocuğun, yaşlı bir kadının, bir sağlık çalışanının ölümünü meşrulaştıran bu söylem, emperyalist dünyanın riyakârlığını da gözler önüne seriyor. Gazze’deki bombardımanlar, sadece askeri operasyon değil, ideolojik bir inşa sürecidir. Her yıkılan bina, Siyonizmin varlık gerekçesi olan “tehdit” mitini yeniden üretir. Çünkü İsrail’in devamı, barışa değil, sürekli savaşa bağlıdır.

Uluslararası Toplumun Maskesi: Emperyalizm

Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, NATO… Bu kurumlar kendilerini “uluslararası toplum” olarak tanıtırlar. Oysa bunlar, Batı emperyalizminin çıkarlarını koruyan örgütlenmelerdir. İsrail’in her yeni saldırısında bu kurumlar ya sessiz kalır ya da “her iki tarafı da itidale davet eder.” Ama hangi “iki taraf”? Birinde dünyanın en gelişmiş savaş makinesi, diğerinde kuşatılmış, aç bırakılmış bir halk!
Bu kurumlar, emperyalizmin “hukuk” maskesidir. Her yeni “barış planı”, İsrail’e zaman kazandırır, yerleşim alanlarını meşrulaştırır. Gazze’nin bombalanması, Batı’nın sessiz onayıyla sürdürülmektedir. Çünkü İsrail, emperyalizmin bölgedeki askeri karakoludur. Dolayısıyla BM ya da AB’nin hazırlayacağı hiçbir plan, gerçek bir çözüm getiremez. Onların “barışı”, emperyalizmin düzenini korumaya yöneliktir — halkların özgürlüğünü değil.

Filistin’in Gerçek Dostları Kimdir?

Bugün Filistin halkı adına konuşan çok sayıda sahte dost vardır. Arap monarşileri, İslamcı rejimler, hatta Erdoğan hükümeti bile zaman zaman “Filistin’in yanında” pozları verir. Ancak bu rejimlerin hiçbiri İsrail’le ekonomik, askeri, diplomatik ilişkilerini kesmez. Çünkü onların çıkarı, Filistin halkının özgürlüğünde değil, emperyalist sistemle olan ticaret ve iktidar bağlarındadır. Filistin’in gerçek dostları, ne Arap burjuvazisi ne de İslamcı örgütlerdir. Gerçek dostları, Ortadoğu işçileri ve dünya işçi sınıfıdır. Çünkü aynı sermaye düzeni, aynı silah şirketleri, aynı emperyalist devletler hem Filistin’i bombalamakta hem de Türkiye’de, Mısır’da, Lübnan’da, Avrupa’da işçi sınıfını sömürmektedir.

Filistin’in kurtuluşu, bölge işçi sınıfının devrimci seferberliğiyle mümkündür.

> Ne ümmet birliği, ne Arap birliği — işçi sınıfının enternasyonal birliği!

Gerçek Barış: Birleşik Sosyalist Filistin ve Sosyalist Ortadoğu Federasyonu

Filistin’e barış, ancak sosyalist bir çözümle gelebilir. Laik, birleşik, çok dilli, çok inançlı bir Sosyalist Filistin, yalnızca İsrail işgalini değil, aynı zamanda Arap burjuvazilerinin gerici iktidarlarını da hedef almalıdır. Bu perspektif, Ortadoğu’nun tüm halklarını kapsayan bir enternasyonal devrim programının parçasıdır. Gerçek barış, sadece bir ülkenin özgürlüğüyle değil, bütün bölgenin devrimci birliğine dayanabilir. Bu da ancak Sosyalist Ortadoğu Federasyonu ile mümkündür. Bu federasyon, din ve ulus sınırlarının değil, sınıf dayanışmasının temelinde yükselecek; Siyonizmin, İslamcılığın ve milliyetçiliğin karşısına işçi sınıfının enternasyonal gücünü koyacaktır.

Sonuç: Ateşkesin Yalanı, Sınıf Savaşının Gerçeği

Gazze İnsan Hakları Merkezi’nin verileri, emperyalist barışın maskesini yırtmıştır. 129 saldırı, 34 ölü, 122 yaralı… Bu rakamlar, “barış”ın değil, savaşın sürdüğünü kanıtlıyor. Siyonizm, ateşkes tanımaz; çünkü varlığını savaşla sürdürür. Emperyalizm barış getiremez; çünkü barış onun sonudur.
Gerçek barış, emperyalizmin, Siyonizmin ve kapitalizmin yıkımıyla mümkündür.
Ve bu, ancak bir yolla olur:

> Savaşa karşı sınıf savaşı!
Halkların Savaşına Sınıfların Barışına Hayır!
Kahrolsun Siyonizm, yaşasın Sosyalist Filistin!
Yaşasın Sosyalist Ortadoğu Federasyonu!