Bizler, Çiğli Belediyesi’nde hiçbir gerekçe gösterilmeden, bir sabah telefonlarımıza gelen tek bir mesajla işinden edilen kadın işçileriz. Bir yanda yoksullukla boğuşan milyonlar, diğer yanda belediye şirketlerinin ucube yapısı içinde güvencesizliğe ve keyfiyete mahkum edilmiş işçiler… Biz bu düzene itiraz ediyoruz!
Bugün burada, İzmir Büyükşehir Belediyesi çalışanlarının sefalet ücretlerine karşı başlattığı GREV mücadelesini selamlamak, bu onurlu direnişte yanlarında olduğumuzu haykırmak için bulunuyoruz.
Bu grev yalnızca ücret meselesi değildir. Bu grev, güvencesizliğe, geçinememeye, ayrımcılığa, kayırmacılığa ve işçinin alın terinin hiçe sayılmasına karşı verilen bir sınıf mücadelesidir. Bizler de, bu mücadeleyi en yakıcı şekilde yaşayan, emeğiyle değil sadakatle ölçülen bir düzende kapı önüne konulan kadın işçiler olarak, İzmir’in her sokağında yankılanan bu haklı isyana omuz veriyoruz.
Birileri “fazla istiyorsunuz” diyor. Onlara diyoruz ki:
📌 Fazla olan işçinin alın teri değil, yandaşın ihaleleri, sermayenin kar hırsıdır!
📌 Fazla olan üç kuruşla hayatta kalmaya çalışan emekçinin değil, halkın parasını itibardan sayan belediyeciliğin düzenidir!
Biz Çiğli’den sesleniyoruz:
Bizler de işimizi geri istiyoruz.
Kadrolu, güvenceli, eşit bir çalışma yaşamı istiyoruz.
Ayrımcılığa, sendikal baskıya, kadın emeğinin değersizleştirilmesine karşı hep birlikte ayağa kalkıyoruz.
Bugün İzmir Büyükşehir Belediyesi önünde halay çeken işçilerin arasında yüreğimiz var!
Bugün her grev pankartının ipini birlikte tutuyoruz!
Ve diyoruz ki:
Ya hep birlikte kazanacağız, ya hep birlikte kaybedeceğiz!
Tüm emek dostlarını, kadın örgütlerini, sendikaları ve halkın vicdanını bu sesi büyütmeye, hem İzmir grevini hem Çiğli direnişini sahiplenmeye çağırıyoruz.
Kadrolu iş! Güvenceli yaşam! Onurlu gelecek!
Çiğli işçileri yalnız değildir! İzmir işçileri yalnız değildir!