Sırbistan bugün, otoriter Vučić rejiminin yarattığı derin siyasal krizle sarsılıyor. 2012’den bu yana iktidarda olan Vučić ve Sırp İlerleme Partisi (SNS), ülkeyi giderek daha sert bir otoriterleşme rejimine sürükledi: seçimlerin sistematik biçimde manipüle edilmesi, medya tekelleşmesi, yargının siyasallaşması ve yolsuzluğun rejimsel bir mekanizma haline gelmesi, bu krizin temel karakterini oluşturuyor.

Ancak bugünkü politik bunalımı yalnızca Vučić’in otoriterliğine indirgemek yanıltıcı olur. Bu kriz, Yugoslavya’nın çözülüşü ve Balkanlara kapitalist ilişkilerin girişinin doğrudan bir ürünüdür. 1990’larda “piyasa reformları” ve özelleştirmeler, bölge halklarına refah değil; işsizlik, yoksulluk ve sosyal devletin çöküşünü getirdi. Kapitalistleşme süreci aynı zamanda milliyetçi burjuvazilerin yükselişine, etnik savaşlara ve devletlerin parçalanmasına zemin hazırladı. Yugoslavya’nın sosyalist kazanımlarını yıkan kapitalist restorasyon, Balkan halklarının kolektif hafızasında hâlâ taze olan derin bir toplumsal tahribat yarattı.

Avrupa Birliği, bu süreçte Balkanları kendi “arka bahçesi” haline getirmeyi hedefledi. AB’nin temel beklentisi, bölgeyi ucuz emek rezervi, enerji ve lojistik koridoru ve jeopolitik tampon olarak kullanmaktır. Bunun karşılığında Sırbistan ve diğer Balkan ülkelerine “Avrupa perspektifi” vaat edildi, fakat bu vaatler sürekli ertelenen, sömürüyü derinleştiren ve halkların bağımsız iradesini boğan bir zincire dönüştü.

Bugün Sırbistan’ın resmi işsizlik oranı %9–10 düzeyinde seyretse de, genç işsizlik oranı %25’i aşıyor. Ortalama maaş AB ortalamasının üçte birinden az, on binlerce genç her yıl ülkeyi terk ediyor. 1990’larda yaklaşık 8 milyon olan nüfusun bugün 6,6 milyona düşmüş olması, kapitalistleşmenin en çarpıcı göstergelerinden biridir: Sırbistan, adeta AB’ye ve Batılı şirketlere “işgücü ihracatı” yapan bir yarı-sömürgeye dönüştürülmüştür.

Vučić rejimi, bir yandan AB ile uyumlu görünerek sermaye girişini güvenceye alırken, diğer yandan Rusya ile bağlarını kullanarak Batı’ya şantaj yapan, bölgeyi kendi iktidarının pazarlık masası haline getiren ikiyüzlü bir siyaset yürüttü. Bugün Belgrad sokaklarını dolduran yüz binler, yalnızca sahte seçim sonuçlarına değil, aynı zamanda 30 yıllık kapitalist yıkıma ve AB tarafından biçilen geleceksizliğe karşı da öfkelerini haykırmaktadır.

Hareketin en özgün yanı, önderliğinin büyük ölçüde öğrencilerin elinde olmasıdır. Üniversite işgalleri, fakülte forumları ve öğrenci meclisleri, rejime karşı direnişin motorunu oluşturdu. Bu, yalnızca bugünkü rejime karşı bir başkaldırı değil, Yugoslavya’nın dağılmasından bu yana Balkanlarda biriken hoşnutsuzluğun genç kuşaklar eliyle patlamasıdır.
Hareketin Sosyal Bileşimi

Öğrenciler: Lokomotif Güç
Protestoların motorunu üniversite öğrencileri oluşturuyor. Belgrad Üniversitesi başta olmak üzere Novi Sad, Niš gibi merkezlerde fakülte boykotları, üniversite işgalleri ve meclisler örgütlenmiş durumda. Öğrenciler doğrudan demokrasi pratiklerini — açık forumlar, taban inisiyatifleri, kolektif karar süreçleri — uygulayarak, rejime karşı mücadelenin canlı merkezini yaratıyorlar.

İşçi Sınıfı: Katılım, Çelişkiler ve Potansiyel

Şimdilik öğrencilerin ön planda olduğu hareket, işçi sınıfının örgütlü katılımını sınırlı ölçüde çekmiş durumda. Fakat belirli sektörlerde eylemlere katılım gözleniyor:

Eğitim emekçileri: Öğretmen sendikaları ve üniversite çalışanları, öğrenci eylemleriyle dayanışma açıklamaları yaptı, bazı yerlerde yürüyüşlere kitlesel katılım gösterdi.

Sağlık çalışanları: Doktorlar ve hemşireler arasında, özellikle pandemi sonrası koşullar ve düşük ücretler nedeniyle rejime karşı ciddi hoşnutsuzluk var. Belgrad’daki bazı hastane emekçileri protestolara katıldı.

Sanayi işçileri: Otomotiv (Fiat Kragujevac fabrikası) ve maden sektörlerinde tabandan tepkiler yükseliyor, fakat henüz kitlesel bir katılım söz konusu değil.

Kamu emekçileri: Bürokratlaşmış resmi sendikaların çoğu rejime yakın, ancak tabanda özellikle düşük maaşlar ve iş güvencesizliği nedeniyle hoşnutsuzluk artıyor.

Genel grev talebi resmi sendika bürokrasileri tarafından dillendirilmiyor. Ancak öğrencilerin ve bağımsız sosyalist örgütlerin çağrıları tabanda yankı bulmaya başlamış durumda. Özellikle genç işçiler ve öğretmenler arasında “rejimi devirecek olan işçi sınıfının sahneye çıkışı” fikri giderek daha fazla dile getiriliyor. Bu durum, hareketin bir sonraki aşamasında işçi grevlerinin ve fabrika işgallerinin gündeme girebileceğini gösteriyor.

Kırsal ve Küçük Burjuva Katılımı

Protestolar büyük şehirlerin ötesine taşmış durumda. Tarım politikalarının yarattığı borç sarmalı ve ithalat baskısı nedeniyle köylü çiftçiler arasında da öfke büyüyor. Küçük esnaf ve bağımsız üretici kesimler, yoksullaşma ve geleceksizlik nedeniyle hareketin doğal müttefikleri haline geliyor.

Rejimin Cevabı: Devlet Şiddeti ve Baskı

Vučić rejimi, protestoların kitleselleşmesi karşısında doğrudan baskı ve şiddet yolunu tercih etti. Belgrad başta olmak üzere büyük şehirlerde polis eylemlere sert müdahalelerde bulundu; cop, gaz bombası ve TOMA gibi araçlar kullanıldı. İnsan hakları örgütleri, yalnızca ilk haftalarda yüzlerce gözaltı ve onlarca yaralanma vakası rapor etti. Bazı kaynaklar, kolluk güçlerinin genç protestoculara yönelik orantısız şiddet uyguladığını ve bu durumun kitlelerde öfkeyi daha da büyüttüğünü vurguluyor.

Rejim, protestoları provoke etmek ve meşruiyeti sorgulatmak için “rejim yanlısı milis gruplar”ı da sahaya sürdü. Bu gruplar, sokak eylemlerinde provokasyonlar yaratarak öğrencileri ve emekçileri hedef aldı. Sosyal medyada yayılan görüntüler, bazı milislerin açık biçimde polisle koordineli hareket ettiğini gösteriyor.

Polis şiddeti ve baskı karşısında, bazı birimlerde moral bozukluğu ve çatlaklar gözlemleniyor. Özellikle genç ve eğitimli polisler arasında, kitlesel şiddet uygulamanın etik ve profesyonel sorun yarattığı bildiriliyor. Bu durum, rejimin hem toplumsal hem de kolluk güçleri tabanında güven krizini derinleştiriyor.

İnsan hakları örgütleri ve bağımsız medya, protestoların bastırılmasını uluslararası düzeyde kınadı. Ancak AB ve NATO gibi aktörlerin sessizliği, Vučić rejiminin baskı politikalarını daha da cesaretlendiriyor. Bu tablo, Sırbistan’da kitlesel eylemlere karşı devletin şiddet kapasitesinin yüksek olduğunu ancak toplumsal meşruiyetini yitirdiğini ortaya koyuyor.

Stratejik Sorular

Genel Grev: Nesnel Zemin ve Adımlar

Sırbistan’da işçi sınıfı henüz kitlesel biçimde sahneye çıkmamış olsa da, tabanda öfke ve hoşnutsuzluk giderek büyüyor. Eğitim, sağlık ve kamu sektörlerinde düşük ücretler ve iş güvencesizliği, genç işçiler ve emekçiler arasında rejime karşı ciddi bir tepki yaratıyor. Ancak resmi sendikalar çoğunlukla rejimle uzlaşma eğiliminde; bu da genel grev çağrısının yukarıdan gelmesini engelliyor. Stratejik olarak, hareketin öğrenciler ve sosyalist gruplar tarafından tabandan zorlanan sendikalar aracılığıyla örgütlenmesi gerekiyor. Genel grev, yalnızca bir talep değil, aynı zamanda rejimin kırılganlığını açığa çıkaracak bir eylem biçimi olarak öne çıkmalı.

Öz Savunma Komiteleri

Polis şiddetinin yoğunluğu, kitlelerin kendini savunma hakkını gündeme getiriyor. Ancak burada kritik olan nokta, öz savunmanın kitlesel ve demokratik formlarda örgütlenmesidir. Öğrenci meclisleri ve mahalle komiteleri, işçi komiteleri, sokakta şiddete karşı toplu koruma mekanizmaları oluşturabilir. Bu komiteler, spontane saldırılara karşı değil, planlı, koordineli ve demokratik temelde çalışmalıdır; böylece hem güvenlik sağlanır hem de hareketin meşruiyeti korunur.

Kitle Örgütlenmeleri: Öğrenci Meclisleri + İşçi Konseyleri

Öğrenci meclisleri hareketin omurgasını oluşturuyor; ancak bu enerji işçi sınıfı ile buluşmadıkça rejimi devirmeye yeterli değildir. Mahalle komiteleri ve işçi konseyleri, taban demokrasisini uygulayarak hareketin yaygınlaşmasını sağlayabilir. Bu örgütlenmeler, hem eylemlerin sürekliliğini garanti eder hem de toplumsal talepleri açık ve kolektif biçimde formüle etmenin zemini olur. Aynı zamanda da düzene alternatif olabilecek iktidar organlarının oluşmasına zemin hazırlar.

Rejimin Devrilmesi

Bu hedef, spontane eylemlerle ya da tek seferlik protestolarla gerçekleştirilemez. Rejimin devrilmesi, öğrenciler, işçi sınıfı ve sosyalist grupların koordineli, planlı ve stratejik bir mücadele yürütmesiyle mümkün olur. Özgür medyanın, uluslararası dayanışmanın ve yerel örgütlenmelerin rolü burada belirleyici olacaktır.
Enternasyonal Bağlantılar

Balkanlar’da Yükselen Hoşnutsuzluk Dalgalanması
Sırbistan’daki protestolar, yalnızca ülke içi bir kriz değil; Balkanlar genelinde bir hoşnutsuzluk dalgasının parçasıdır. Kosova, Bosna-Hersek ve Yunanistan’da da benzer ekonomik yıkım ve otoriter eğilimlere karşı gençlik ve emekçi kesimlerin protestoları gözlemleniyor. Bu, bölgesel bir enternasyonal dayanışma ve koordinasyon ihtiyacını ortaya koyuyor.

Sürekli Devrim PerspektifiBalkan Sovyetleri ve Sosyalist Federasyonlar

Tarihsel olarak Balkanlar, sosyalist federasyon denemeleri ve işçi sovyetleri deneyimleriyle tanınmıştır. Günümüz hareketleri, bu mirası yeniden düşünerek, işçi meclisleri ve öğrenci meclisleri ekseninde federal ve tabandan örgütlenmiş bir yapıyı yeniden kurabilir. Bu, yalnızca Sırbistan değil, tüm Balkanlar’daki işçi sınıfının ortak stratejilerini geliştirmek için kritik önemdedir.

Avrupa ve Enternasyonal Dayanışma

Avrupa’daki otoriter sağ rejimlere karşı yürütülen mücadelelerle paralellikler kurulabilir. Göçmenler, öğrenci birlikleri, sendikalar ve sosyalist örgütler arasında oluşturulacak enternasyonal dayanışma, hem finansal hem politik destek sağlayabilir, hem de Vučić rejiminin uluslararası meşruiyetini sorgulatır. Özellikle Balkan sosyalist federasyonu perspektifi, yerel hareketlerin yalnızlıktan çıkıp bölgesel bir güç odağı haline gelmesini mümkün kılar.

Programatik Çıkış (Politik Pusula)

Bağımsız İşçi-Demokratik Denetim

Seçim sahtekârlığı ve rejimin otoriterleşmesi karşısında, hareketin temel hedeflerinden biri, işçi ve gençlik kontrolünde bağımsız denetim mekanizmaları kurmaktır. Oy sayımı, seçim gözlemciliği ve meclis forumları üzerinden şeffaflık sağlanmalı; bu, halkın siyasi iradesinin gaspını önleyecek somut bir adım olur.

Tüm Baskı ve Polis Şiddetine Karşı Hesap Sorma

Vučić rejimi ve polis şiddeti karşısında, öz savunma komiteleri ile kitlelerin korunması kritik önemdedir. Bu komiteler, demokratik çerçevede örgütlenmeli; sokakta şiddete karşı koordineli, planlı ve tabandan bir savunma mekanizması yaratmalıdır. Aynı zamanda, rejim mensuplarının keyfi uygulamalarına karşı hesap sorulması ve adaletin sağlanması için halk inisiyatifleri desteklenmelidir.

Genel Grev ve Sendikaların Tabandan Zorlanması

Tabandan yükselen genel grev talebi, öğrenciler ve sosyalist örgütler tarafından sendikalar üzerinde baskı oluşturarak gündeme taşınmalıdır. Eğitim, sağlık ve sanayi işçileri, birlikte eyleme geçirilerek, Vučić rejiminin kırılganlığı açığa çıkarılabilir. Genel grev, sadece bir protesto biçimi değil, rejime karşı kitlesel bir güç gösterisi ve stratejik bir araçtır.

Taban Demokrasisi: İşçi ve Öğrenci Meclisleri

Hareketin örgütlenmesi, işçi meclisleri ve öğrenci meclisleri ekseninde taban demokrasisi ile yürütülmelidir. Karar alma süreçleri kolektif, açık ve şeffaf olmalı; her kesimin talepleri doğrudan meclisler aracılığıyla temsil edilmelidir. Bu, hem hareketin sürekliliğini sağlar hem de kitlesel meşruiyeti güçlendirir.

Kapitalist Oligark Rejimine Karşı İşçi Sınıfının İktidar Perspektifi

Uzun vadede, hareket yalnızca otoriterlik karşıtı değil, kapitalist oligark rejimine karşı işçi sınıfının iktidar perspektifi doğrultusunda da konumlanmalıdır. Öğrenciler, işçiler ve sosyalist gruplar, yerel ve bölgesel federatif yapılar üzerinden, Balkanlar genelinde enternasyonal dayanışmayı güçlendirecek stratejiler geliştirmelidir. Bu, hareketin spontane protestolarla sınırlı kalmamasını ve sürdürülebilir bir toplumsal dönüşümü mümkün kılar.
Sonuç: Sırbistan’dan Öğrenilecek Dersler

Sırbistan’daki hareket, öğrenci enerjisi ve gençlik dinamizmi ile öne çıkıyor; ancak tek başına bu güç, Vučić rejimini devirmeye yetmez. En kritik ders, işçi sınıfının sahneye çıkışının hareketin kaderini belirleyeceğidir. Öğrenciler ile işçi sınıfı arasında köprüler kurulmadıkça, kitlesel mücadeleler yalnızca geçici öfke dalgaları olarak kalır.

Bu hareket, sadece Sırbistan’a özgü değil; tüm Balkanlar ve Avrupa işçi sınıfının mücadelesinin bir parçasıdır. Kosova, Bosna, Yunanistan ve diğer bölgelerde yükselen hoşnutsuzluk dalgalarıyla enternasyonal bağ kurulması, bölgesel dayanışma ve stratejik koordinasyon için zorunludur. Bunun için yegane gerekli olan araç gerek Sırbistan’da gereksede tüm Balkan coğrafyası için işçi sınıfının devrimci partisidir.

Sonuç olarak, Sırbistan deneyimi, enternasyonal devrimci önderlik inşasının gerekliliğini bir kez daha ortaya koymaktadır. Öğrenciler, işçiler ve sosyalist gruplar arasında tabandan örgütlenen federatif yapılar, sürekli devrim perspektifi ve enternasyonal dayanışma, yalnızca Sırbistan’da değil, Balkanlar ve Avrupa genelinde otoriter ve kapitalist rejimlere karşı mücadeleyi güçlendirecek temel araçlardır.