Kapitalist Hapishanelerin Sınıf Karakteri
Kapitalist devletlerin hapishaneleri, yalnızca suçluları barındırmaz. Onlar, işçi sınıfının mücadelesini bastırmanın, devrimci hareketleri çökertmenin, muhalefeti sindirmenin araçlarıdır. Bugün dünyada giderek yaygınlaşan yüksek güvenlikli hapishane modelleri, bu baskının en keskin biçimini oluşturuyor. Hapishaneler siyasal rejimlerin aynalarıdır. Bugüne dek tüm otoriter rejimler, inşa ettikleri hapishanelerle özdeşleşmişlerdir.
Türkiye’de inşa edilen “kuyu tipi” hapishaneler, bu saldırının en son halkasıdır. F tiplerinde başlatılan izolasyon ve tecrit uygulaması, şimdi kuyu tipi hücrelerle yeni bir düzeye taşınıyor. Kuyu tipleri, tutsakları yalnızca toplumdan değil, gökyüzünden, insani ilişkilerden, yaşamın kendisinden koparmayı hedefleyen “yaşayan mezarlar”dır.
Kuyu tipleri, yalnızca mahpusların değil, işçi sınıfının tümünün karşısına dikilmiş yeni bir baskı aygıtıdır. Bugün işyerlerinde uygulanan baskılar, grev yasakları, sendikal örgütlenmeye dönük saldırılar ile kuyu tipleri aynı zincirin halkalarıdır. Nasıl ki işçiler işyerinde patronun ve devletin denetimi altında izole edilmeye, sindirilmeye çalışılıyorsa, kuyu tiplerinde de devrimci tutsaklar toplumdan soyutlanarak teslim alınmak istenmektedir.
> Unutmayalım: Fabrika ve kuyu hücresi, aynı kapitalist otoritenin birbirini tamamlayan baskı mekanizmalarıdır. Bu noktada ana şiarımız şu olmalıdır: Tutsaklara Özgürlük Savaşan İşçilerle Gelecek!
Kuyu Tiplerinin Niteliği — Tecritin Yeni Mimarisi
Kuyu tipleri, tesadüfî bir mimari tercihten ibaret değildir; bunlar sınıf egemenliğinin stratejik bir tasarımıdır. Yalnızca duvar ve demirden öte, insanın toplumsal bağlarını, kolektif hafızasını ve direniş kapasitesini hedef alan politik bir teknolojidir.
Kuyu tiplerinin temel özellikleri şunlardır:
Tam izole edilmiş tek kişilik hücre: Mahpusun toplumsal yüzünü siler; ortak yaşamın, kolektif pratiğin olanaklarını ortadan kaldırır.
Güneş, ufuk ve hava erişiminin kısıtlanması: İnsanlığın en basit duyularına yönelik bir saldırıdır.
Sürekli ve görünür/görünmez gözetim: Her hareket devlete kayıtlıdır; mahpusun içsel direnişi bile kriminalize edilir.
Zamanın kriminalleştirilmesi: Günün 23-24 saati tek başına kalma, “zamanın yavaş işkenceye” dönüştürülmesidir.
İletişim ve dayanışma kanallarının kurutulması: Görüş süreleri daraltılır, ortak spor/çalışma/okuma pratikleri engellenir; tutsaklar arasındaki örgütlü bağlar sistematik biçimde kırılır.
Erdoğan rejimi kuyu tipi hapishanelerle şunları hedeflemektedir:
Özne üretimini hedef almak: Hapishane, sınıfın yeniden üretildiği bir mekândır. Devrimci tutsaklar için hapishaneler okul işlevi görmekteydi. Tecrit, politik öznenin kolektif belleğini yok ederek onu yeniden üretilemez kılar.
İdeolojik etki: Kuyu tipleri, teslimiyet ve umutsuzluk ideolojisi üretir; bu, dışarıdaki devrimci mücadeleye sirayet eder.
Mekânsal sömürü: Hücre mimarisi ve gözetim düzenekleri, modern sermayenin güvenlik mantığının bir parçasıdır; devrimci örgütlenmesinin mekânsal tabanları hedef alınır.
Uluslararası kullanım değeri: Türkiye’deki uygulama, küresel otoriter baskı tekniklerinin aktarımının bir parçasıdır.
İnsani ve hukuki sonuçlar:
Psikolojik çöküş, kronik sağlık sorunları, intihar ve erken ölüm riskleri artar.
Uluslararası insan hakları normları bakımından tecritin bu boyutu işkence ve insanlık dışı muamele kapsamına girer.
> Kuyu tipleri bir mimari değildir, toplumsal belleğe açılmış bir savaş ilanıdır!
Burjuva devletler, her tarihsel dönemde muhalefeti ezmek için yeni araçlar üretmiştir: 19. yüzyılda çalışma kampları, 20. yüzyılda toplama kampları, 21. yüzyılda kuyu tipleri. Türkiye’de kuyu tipleri, 12 Eylül zindanlarının, F Tiplerinin ve tecrit politikalarının bugünkü evresidir. Bu süreklilik, baskının “teknik” değil sınıfsal bir karaktere sahip olduğunu gösterir.
Erdoğan hükümeti, emperyalist merkezlerin güvenlik paradigmasını uygulayarak kuyu tiplerini inşa etmiştir. Tıpkı Guantánamo’nun “izolasyon laboratuvarı” gibi, kuyu tipleri de Ortadoğu’daki karşıdevrimci rejimlere model teşkil etmektedir.
İşçi Sınıfı ile Doğrudan Bağlantı
Kuyu tipleri yalnızca devrimcilere değil, işçi sınıfının tamamına yöneltilmiş bir tehdittir. Bugün fabrikalarda işten atmalar, grev yasakları, sendikal kıyımlar ve taşeron cenderesi nasıl işçi sınıfını zincirliyorsa, kuyu tipleri de bu zincirin cezaevi halkasıdır. İşçi sınıfının üretim alanında yaşadığı baskı ile kuyu tiplerinde dayatılan tecrit aynı sınıfsal mantığın ürünüdür: sermayenin ve devletin işçi sınıfını susturma, örgütsüz bırakma, parçalama iradesi. Bu nedenle kuyu tiplerine karşı mücadele, yalnızca cezaevlerindeki tutsakların değil, fabrikalardaki, madenlerdeki, şantiyelerdeki, hastanelerdeki, okullardaki tüm işçilerin mücadelesidir.
Enternasyonal Karakteri
Kuyu tipleri, Türkiye’nin iç meselesi değildir. Fransa’da “yüksek güvenlikli” hapishaneler, Almanya’da Stammheim modeli, ABD’de Guantánamo ve Supermax, İran’da Evin Cezaevi, Mısır’da Sina’daki hapishaneler… Hepsi aynı mantığın ürünüdür: burjuvazinin uluslararası ölçekte işçi sınıfını, ezilen halkları ve devrimcileri yıldırma girişimi. Bugün kuyu tiplerine karşı verilen mücadele, dünya işçi sınıfı ve sosyalist hareket için ortak bir mücadele alanıdır. Çünkü bu yapılar yalnızca Türk devletinin değil, NATO’nun, AB’nin, ABD emperyalizminin ve bölgesel diktatörlüklerin güvenlik stratejisinin parçasıdır.
Militan Direniş Çağrısı
Kuyu tipleri, insanı sessizliğe, yalnızlığa, umutsuzluğa mahkûm etmeyi hedefler. Fakat biz biliyoruz ki her kuyu tipi, içeride ve dışarıda direnişle anlam kazanır. Tecritin karşısında kolektif dayanışma; yalnızlığın karşısında enternasyonal birlik; umutsuzluğun karşısında sınıfın örgütlü gücü yükselmelidir. Geçmişte 12 Eylül zindanlarında, F Tiplerine karşı ölüm oruçlarında, Latin Amerika’daki diktatörlüklerin işkencehanelerinde, Güney Afrika’daki apartheid hapishanelerinde tutsaklar direnişi büyütmüşlerdi. Bugün kuyu tiplerinde de aynı irade, aynı militan ruh yaşamaktadır. Bu direnişi büyütmek, onu toplumsal bir mücadeleyle birleştirmek tüm devrimcilerin görevidir.
İşçi ve Gençlik Örgütlerine Görev
Kuyu tiplerine karşı mücadele, yalnızca insan hakları örgütlerinin değil, işçi sınıfının taban örgütlerinin, sendikaların, gençlik örgütlerinin ve enternasyonal sosyalist hareketin öncelikli görevi olmalıdır.
Sendikalar: Tutsak işçilerin ve devrimcilerin sesi olmalı, kuyu tiplerine karşı kampanyalar örgütlemelidir.
Gençlik: Üniversitelerde, liselerde kuyu tiplerine karşı dayanışma komiteleri kurmalıdır.
Uluslararası hareket: Guantánamo’ya karşı nasıl enternasyonal bir seferberlik geliştiyse, kuyu tiplerine karşı da dünya çapında bir dayanışma hattı kurulmalıdır.
Bugün işyerlerinde baskı, grev yasakları ve sendikal kıyımlar ile kuyu tipleri aynı zincirin halkalarıdır. Eğer bu zinciri kırmak istiyorsak, mücadeleyi parçalı değil bütünlüklü kavramalıyız. Kuyu tipleriyle fabrikadaki üretim baskısı arasında, üniversitedeki polis ablukasıyla hapishane izolasyonu arasında doğrudan bağlar kurmalıyız.
Zindanlar Yıkılsın Tutsaklara Özgürlük
Kuyu tipleri, Erdoğan hükümetinin ve burjuvazinin korkusunun ürünüdür. Onlar işçi sınıfının uyanışından, gençliğin isyanından, kadınların özgürlük mücadelesinden, Kürt halkının direnişinden ve enternasyonal devrimci hareketin yeniden doğuşundan korkuyorlar.
Ama kuyu tipleri, burjuvazinin “son sözü” olmayacaktır. Onlar, tıpkı toplama kampları, tıpkı F tipleri gibi işçi sınıfının mücadelesiyle aşılacaktır.
Bugün biz, dünyanın dört bir yanındaki sosyalistlere, işçilere, devrimcilere sesleniyoruz:
Kuyu tiplerini teşhir edin, anlatın, yayınlarınızda gündem edin.
Kuyu tiplerine karşı enternasyonal kampanyalar örgütleyin.
İşçi sınıfının gündelik mücadelesiyle hapishanelerdeki direnişi birleştirin.
Biz biliyoruz: Zincir ne kadar kalınsa, onu kıracak öfke de o kadar büyüktür.
Biz biliyoruz: Kuyu tipleri ne kadar derinse, özgürlüğe çıkacak yol da o kadar yakındır.
Biz biliyoruz: Enternasyonal işçi sınıfı ve devrimci Marksist hareket, kuyu tiplerini tarihin çöp sepetine fırlatacaktır.
Yaşasın işçi sınıfının enternasyonal mücadelesi!
Zindanlar Yıkılsın Tutsaklara Özgürlük!
Tutsaklara Özgürlük Savaşan İşçilerle Gelecek!