Savaş Naramız : Sosyalist Ortadoğu Sovyetleri
Stratejimiz: Sürekli Devrim
Savaş Aracımız: Enternasyonal Komünist İşçi Partisidir!

Giriş

Siyonist İsrail devleti bir yıldır Gazze’de Filistinlilere yönelik imha savaşı yürütmektedir. Bir yıldır tüm dünyanın gözleri önünde Gazze’de açık bir soykırım yaşanmaktadır.

40.000’den fazla kişi Siyonist kasaplar tarafından katledildi. Yaklaşık 2 milyon kişi yerinden yurdundan edildi. Savaş mağdurları tüm insanı koşullardan yoksun şekilde toplama kamplarında esir olarak tutulmaktadır. Gazze şeridinin %70’i yok edildi. Soykırım, Siyonist İsrail’in işgal üzerindeki kontrolü sürdürme iradesinin sembolü olarak varlığını sürdürmektedir. Gazze’de süren soykırım Siyonist İsrail devleti tarafından bölgesel bir savaşa doğru taşınmaktadır. Siyonist İsrail devleti Ortadoğu yangınına benzin taşımakla birlikte, emperyalistler arası cihan harbinin mayalanmasına hizmet etmektedir. İsrail’in çağrı cihazları ve telsizlere gizlenmiş bombalarla gerçekleştirdiği terör eylemleri ve ardından Beyrut’ta gerçekleştirdiği kitlesel bombardımanlar ve Lübnan’a yönelik karadan işgal operasyonlarıyla birlikte Ortadoğu’da yeni bir bölgesel savaşın startını vermiştir. Beyrut’un Dahiye bölgesine yoğun hava saldırıları düzenleyen İsrail ordusu, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ile birlikte örgütün diğer üst düzey komutanlarını öldürmeyi başardı.

Netanyahu saldırı emrini bizzat verdiğini açıklamıştır. ” İsrail’in uzun kolunun ulaşamayacağı hiçbir yer, İran da dahil yoktur. Tüm Ortadoğu için geçerlidir.”

IDF Genelkurmay Başkanı Henzi Halemi şöyle bir açıklamada bulundu: Bu bizim alet çantamızın sonu değildir, mesaj basittir: İsrail vatandaşlarını tehtid eden, kim olursa olsun, onlara nasıl ulaşacağımızı biliriz”

Siyonist İsrail devleti İran’ı da savaşa dahil etmek ve onu kışkırtmak için her türlü provakasyonu yapmaktadır. İran devleti İsrail’e füzeli saldırıda bulunarak bu savaşa dahil olmak ve fiili olarak bu savaşın bir cephesi olma yolunda önemli bir adım atmıştır.

İsrail’in harladığı bölgesel savaş Batı emperyalizminin hükümetleri, politikacıları, medyası tarafından “demokrasi ve islamcılık” arasındaki savaş olarak tanımlanmaktadır.

Kendi ülkelerinde Filistinle dayanışma içinde olan, Siyonizmi karşısına alan her hareketi kriminalize etmekte, polis baskısıyla dağıtmaya çalışmaktadır. ABD ve AB emperyalizmi her koşulda İsrail’i desteklemekte ve Siyonizme açık çek vermektedir.

Çünkü Siyonist İsrail devleti ABD-AB emperyalizminin, NATO’nun Ortadoğu’daki ana karakolu olmakla birlikte, Batı emperyalizminin Orta doğu’daki merkez üstüdür. Bu yüzden ABD-AB, NATO vb emperyalist odakların Siyonizme yaptırım uygulaması, barışı sağlamak için çaba harcaması düşünülemez.
Bugün İsrail devleti savaş cephesini yalnızca Gazze’de tutmayarak eş zamanlı olarak Lübnan, Yemen ve Suriye’ye de taşımaktadır.

Bu durum Ortadoğu’daki bölgesel savaşla Ukrayna’da sürmekte olan savaşı bağlantılı hâle getirmektedir.

Bunlar iki ayrı savaş gibi görünse de emperyalistler arası çelişkilerin derinleşmesine ve bunun sonucu olarak bölgesel savaşların küresel bir savaşa dönüşme potansiyelinide beraberinde getirmektedir.

Rus emperyalizmi Ukrayna’da emperyalist işgal savaşı yürütmektedir. Her ne kadar ABD, AB ve NATO Ukrayna’da fiili olarak cephede bulunmasada , Ukranya hükümetini desteklemekte, Rusya’ya karşı ambargo uygulayıp zayıflamaya, savaşı kaybetmesi için çalışmaktadır.

Rusya İran ile Ortadoğu’da müttefik konumundadır. Suriye’de Esad rejimini desteklemekte, Suriye savaşında cephede bir taraftır.

İsrail bölgesel savaşa İran’ı da dahil etmeye çalışmakla birlikte savaşı Suriye’ye taşımaya çalışmaktadır.

Güç kaybeden ABD emperyalizmi, Çin’in ilerleyişini durdurmaya çalışmakta, Çin ile ticaret savaşları yürütmekte, NATO aracılığıyla Çin’i tehdit olarak mücadele edilmesi gereken düşman olarak ilan etmektedir. Asya’da Çin’e karşı müttefik kazanmaya çalışarak Çin’in etrafını sarmaya çalışmakta, Tayvan’ı Çin’e karşı silah cephaneliğine çevirmektedir. Ortadoğu’daki bölgesel savaşın İran ve Suriye’yi içine alması durumunda, ABD ve Rusya bu savaşın tarafları konumuna gelecektir. Böylesi bir durumda Çin, Rusya’yı desteklemek zorunda kalacaktır. Bu nedenle Siyonist İsrail’in Ortadoğu yangınına taşıdığı benzinin dünya çapında sonuçları vardır. Ortadoğu’da genişleyen savaş karaya vurmuş can çekişen kapitalizmin içsel çelişkilerin ürünüdür. Kapitalizmin varlığı her geçen gün insanlık ve tüm canlı türlerini barbarlık içinde yok oluşa sürüklemektedir.

Yaşadığımız çağ emperyalizm çağıdır.

Yaşadığımız çağ küresel kapitalizmin tel tel döküldüğü ve ıskartaya çıktığı çağdır.

Yaşadığımız çağ küresel isyanlar, direnişler çağıdır.

Yaşadığımız çağ kapitalizmi hak ettiği yere tarihin çöplüğüne gönderme çağıdır.

Yaşadığımız çağ proleter devrimler çağıdır.

Bu çalışmamızın yegâne amacı etkileri küresel olan Ortadoğu’daki tırmanan bölgesel savaşa karşı enternasyonal komünist bir strateji geliştirmektir. Ortadoğu’daki savaşın taraflarını sonuçlarını ve olasılıklarını tahlil edip, Siyonizme ve emperyalist savaşa karşı somut enternasyonal komünist bir eylem programı oluşturmak ve sınıf mücadelesi içinde bunun pratik ayaklarını inşa etmektir.

Genel Perspektifler

1- Filistin, Lübnan ve Ortadoğu’da bölgesel savaşa doğru evrilen bu süreç Batılı emperyalistlerin, burjuva medyanın ve liberal soytarıların iddia ettiği gibi 7 Ekim 2023’te Aksa Tufanı operasyonuyla başlayıp buraya evrilmiş bir süreç değildir. Mevcut durumu Aksa Tufanı’na bağlamak, Siyonizmi meşrulaştırmak, onu aklamak ve suçlarını hafifletmek anlamına gelmektedir. Çünkü İsrail’in 75 yıllık işgal ve etnik kırım, ırkçı savaş politikalarını yok sayan bir tutuma sahiptir. Filistin sorunu dünya burjuvazisinin iddia ettiği gibi dinler savaşı veya etnik bir savaş değildir. Bu sorunun adı emperyalist işgal ve sömürgecilik sorunudur. Siyonizmin amacı açık ve net bir şekilde bellidir. Filistin’in tamamını işgal etmek, Arap nüfusun tamamını yaşadıkları topraklardan kovulması, kalanların ise köleleştirilmesini hedeflemektedir. Filistin’de bu amacını gerçeklestirince orada kalmayacaktır, Lübnan başta olmak üzere tüm Ortadoğu’ya egemen olmak için sömürgeci savaşçı politikasına devam edecektir. Siyonist burjuva devletin amacı, resmi ideolojisi ve devleti tepeden tırnağa bu eksende örgütlenmistir. Siyonist İsrail devleti Batı emperyalizminin iddia ettiği gibi demokratik, seküler, laik bir ülke değildir. Irkçı, teokratik, eli kanlı bir burjuva diktatörlüğüdür. Siyonist İsrail devletinin varlığını sürdürmesi demek, Filistin’in her an yeni işgallerin, ilhakların, soykırımların hedefi olması demektir. Ortadoğu’da sistematik olarak gerici savaşların varlığını sürdürmesi demektir. Siyonist İsrail devleti emperyalizmin Ortadoğu’daki ana karakoludur. Temel gıdası savaş, işgal, sömürü olan emperyalizmin nasıl ehlileştirilmesi mümkün değilse, temel varlık sebebi Filistinlilerin yaşadıkları topraklardan kalınması ve sistematik soykırıma tabi tutulmasi olan siyonizm ehlileştirilemez, ıslah edilemez. Ancak ve ancak imha edilebilir. Siyonist İsrail devletinin varlığını savunan her çözüm önerisi Filistin halkının işgalin ve soykırımın kıskacında yaşadıklarına, Ortadoğu’da bitmeyen gerici savaşların varlığına onay vermektir. Filistin ve Ortadoğu’da devrimi savunabilmenin, bu amaca uygun örgütler inşa edebilmenin ve bu amacın önündeki engelleri kaldırmanın temel taşlarından birisi Siyonist İsrail devletinin imhasını aslı hedef haline getirmekten geçmektedir. İki devletli çözüm önerisi savunmak Siyonizme ve emperyalizme teslim olmanın adıdır. 75 yıllık deneyim defalarca kez bize iki devletli çözümün mümkün olmadığını savaş ve soykırım enkazlarıyla göstermiştir. İki devletli çözüm mümkün değildir. Çünkü ortada eşit, eşit olmasa da güç dengeleri birbirine yakın iki devlet yoktur. İsrail dünyanın en büyük beşinci ordusuna sahipken Filistin’in doğru düzgün askeri mühimmatı dahi yoktur. İsrail Batı emperyalizminin Ortadoğu’daki merkez üstüdür. Batı emperyalizminin hazırladığı barış antlaşmaları İsrail’in çıkarları doğrultusunda hazırlanmakla birlikte, denetimide Batı emperyalizminin kontrolündedir. İsrail istediği zaman antlaşmaları ihlal edebilmekte onu denetleyecek ona yaptırım uygulayacak herhangi bir merci yoktur. İki devletli çözümü savunmak yalnızca Siyonizmi meşrulaştırmakla kalmaz, ABD, AB, NATO, BM gibi emperyalist haydutlar topluluklarına barış, demokrasi, insan hakları kostümleri dikmekten başka bir işlevi yoktur.

2- Kendilerine uluslararası toplum diyen, ulusal egemenlik, barış, demokrasi, insan hakları gibi kavramları kendilerine kalkan yapan AB, ABD, NATO, BM… emperyalist haydutlar topluluğu, Rusya Ukrayna’yı işgal ettiğinde ulusal egemenlik haklarından, uluslararsı hukuktan, barıştan bahsederek Ukrayna’nın ulusal egemenlik hakkının savunuculuğuna soyunmuştu. Rusya’ya uluslararası düzeyde ambargolar uygulayarak Ukranya’ya önemli destekler sunmaktadırlar. İsrail Filistin’e saldırınca, İsrail Lübnan işgaline başlayınca, uluslararası hukuk, ulusal egemenlik hakkı vb. kavramlar yerlerini terörle mücadeleye bırakmaktadır.

Batı emperyalizmi için insan hakları, barış, ulusal egemenlik kavramı; Ortadoğu’da sömürgeleştirilmeyi, emperyalist işgali, Siyonist talanı kabul etmeyen halklar direnişe geçtiğinde işgallere ve emperyalist çıkarlarına hasarlar vermeye başladıkları zaman devreye girer. AB ve ABD Siyonizmi her zaman desteklemektedir. Demokrasi havariliğini kimseye kaptırmayan AB ve ABD burjuva hükümetleri, kendi ülkelerinde Filistinle dayanışma eylemleri çığ gibi büyüdükçe, demokrasinin yerini anti-semitizm ve teröre karşı mücadele kalkanına kuşanmış polis ve devlet şiddetine bırakmaktadır.
Siyonizmi ayakta tutan onu bir proje olarak yaşatan bizzat batı emperyalizminin kendisidir. Batı emperyalizmi Ortadoğu’daki karakolundan vazgeçemeyeceği gibi Siyonizmde emperyalizminin desteği olmadan yaşamını sürdürebilme şansına sahip değildir. Batı emperyalizmi ile Siyonizmin çıkarları iç içe geçmiştir.

3- Filistin ve Lübnan konusundaki kalkış noktamızı şu şekilde özetleyebiliriz: Filistin halkının esaret zincirlerinden kurtulması için, Ortadoğu’da barışın yolunu açmak için Siyonist İsrail devletinin imhası şarttır. Lakin belirleyici olan ana unsur şudur: İsrail devletinin imhası kim tarafından, hangi yöntemlerle, hangi siyasi programla yapılacağıdır. Siyonist İsrail Filistinli cihatçı, şeriat oğulları tarafından değil, Arap, Yahudi, Hristiyan tüm Ortadoğu emekçilerini seferber edecek proleter devrimci bir ayaklanma ile yıkılabilir. Filistinli, Lübnanlı emekçilerin, devrimcilerin, Filistin davasını savunanların görevi şu ya da bu İslamcı, Arap milliyetçisi akımı peşine takılmak değil, bağımsız devrimci enternasyonal bir cephe açmaktır. Bu durum devrimci bir program ve devrimci bir parti sorunu olarak boy vermektedir. Filistin’le Lübnan’la devrimci dayanışma içine girmenin yolu herhangi bir İslamcı örgütün veya siyonizmle çıkarları ters düşen, Ortadoğu’da bölgesel güç olmaya çalışan, hegemonya alanını genişletmeye çalışan İran İslam devletinin amigoluğu yapılarak verilemez.
Sosyalist Ortadoğu alternatifini mücadele içinde yaşatarak, somut bir alternatife dönüşmesini sağlayarak verilir. Filistin ve Lübnan’la dayanışmanın yolu kendi burjuva devletine karşı savaşmaktan geçer.

4- FKÖ, El-Fetih, Hamas, İslami Cihat vb Filistin’deki Arap milliyetçiliğine ve İslamcılığa dayalı mevcut burjuva önderlikleri anti-emperyalist olarak tanımlamak ve bu siyasal önderliklerden emperyalizme karşı zafer kazanmasını beklemek tamamen hatalı ve sorunlu bir tutumdur.

Emperyalizm her şeyden önce kapitalizmin en yüksek aşamasıdır. Mali sermayenin dünya çapında egemenliğine dayanır. Antikapitalist mücadeleden bağımsız, yalıtık bir anti-emperyalizm şöylemi ulusalcılığı savunan burjuva ve küçük burjuva siyasetlerin göz boyama hamleleridir. Emperyalizme karşı mücadeleyi yaşadığı ülkenin kapitalizmine karşı mücadele temelli yürütmeyen ve böylece emperyalist-kapitalist işleyişe gerçek anlamıyla cephe almayan bir siyaset anti-emperyalist değildir, burjuva milliyetçisidir. Bu noktada FKÖ, El-Fetih, Hamas, İslami Cihat vb türünden örgütler ne kadar radikal görünüm verse de, kitle tabanı işçi, emekçi, yoksul köylülerden oluşsa da, tüm siyasal programları Filistin burjuvazisinin çıkarlarını temsil etmektedir. Her milli burjuvazi gibi Filistin burjuvazisi de emperyalizme karşı tutarlı ve bütünlüklü bir mücadele verebilme yetisine sahip değildir. Amaçları Filistin burjuvazisinin siyasal statü edinmesiyle sınırlı dar ve bencil burjuva çıkarların tatmin edilmesinden ibarettir. El-Fetih, FKÖ önderliğinin siyasal programı ve mücadele tarihi emperyalizmle işbirliği hattında olmuştur. Emperyalist kuruluş olan BM’nin iki devletli çözümünü kabul ederek, adacıklar hapishanesine dönen Filistin devletini onaylamışlardır. Tüm mücadelesi uluslararası emperyalist-kapitalist sistemin hukuku içinde tanımaya yönelik olmuştur. Hamas’da bundan farklı değildir, mücadeleyi Filistin sınırları içerisine hapsederek emperyalist kuruluş BM’den medet beklemekte, ABD’nin Filistin politikasının değişmesini ümit etmektedir. Emperyalizmin belirlediği adacıklar hapishanesine dönmüş Filistin devletinin, koşulları daha iyi bir hapishane olması için mücadele etmektedir. Hamas, İslamcı Cihat gibi örgütler gerici Arap rejimlerinden ve bir dönem de ABD ve emperyalist kamplardan destek aldıkları gerçeği gün gibi ortadayken, bu siyasal önderliklerin mücadelesini anti-emperyalist olarak tanımlamak, Filistin emekçi sınıfların değil Filistin burjuvazisinin çıkarlarının savunuculuğunu yapmaktır. İçinde Sosyalist içerikler olsa da; FKÖ, FHKC gibi örgütlerin programı genel olarak kapitalizme uyumludur. Kendilerini tümüyle sistem içi hedeflerle sınırlamış olan mücadelelerinin nihai hedefi bağımsız kapitalist Filistin devletinde somutlanmaktadır. Arap Milliyetçiliğinden kalkış yapıp Stalinci aşamalı devrim teorilerini benimsemiş bu siyasal hareketler, ulusal kurtuluş ile toplumsal kurtuluşu birbirinden ayırarak aralarına aşılması mümkün olmayan duvarlar örmektedirler. Önce ulusal kurtuluşu kazanmak temel stratejiye dönüştürülmekte, bunun içinde tüm milli hareketlerle yapılacak geniş bir milli cephe ve bu ulusal kurtuluş tamamlanınca ancak sosyalist devrimden bahsedileceğini savunmaktadırlar.Stalinizmin artığı bu siyasal önderlikler Filistin emekçilerinin mücadelesini Arap milliyetçiliğine, İslamcılığa yedekleyerek, Filistin burjuvazisinin amaçları için savaşmaya hazır kitleler hâline gelmesine yaramaktadır.

5- Filistin emekçilerinin gerçek dostları ne Arap milliyetçileri ne islamcılar ne Filistin emekçilerini Arap burjuvazisinin yedeğine sokan Stalinizm artığı milliyetçi sol güçlerdir. Bu siyasal önderliklerin tamamı Filistin burjuvazisinin siyasal statü elde edip, emperyalist- kapitalist sistemin hukuku içinde tanınması dışında bir amaçları yoktur. Amaçları Filistin halkının üzerindeki esareti kaldırmak değil asgari düzeye indirgemektir. Arap devletlerinin egemen sınıfları da Filistin emekçilerinin müttefiki değildir. Filistin sorununun bu hâle gelmesinde Arap devletlerinin en az Siyonizm ve emperyalizm kadar sorumludur. Arap devletleri yalnızca kendi burjuva çıkarlarını düşünmektedirler. Filistin sorununa da bu eksende yaklaşmaktadır.Filistin kurtuluş mücadelesini kendi kontrolünde tutmak ve kendi bölgesel hegemonya çıkarlarına tabi tutmak için geçmişte destek vermişlerdir. Bugün Arap burjuva devletlerinin tamamı Siyonist İsrail devletini tanımakla birlikte, İsrail ile ticari, siyasi, diplomatik ilişkiler içerisindedir. ABD-AB emperyalizminin Filistin’i adacıklar hapishanesine çeviren çözümlerini desteklemekten geri kalmamaktadırlar. O yüzdendir ki Filistin ve Ortadoğu’daki hiçbir burjuva, küçük burjuva, milliyetçi, islamcı siyasal önderlik Filistin’deki emekçi sınıfların dostu değildir. Filistin emekçi sınıflarının kurtuluş yolu; Arap milliyetçiliği, İslamcılık, anti-semitizmden radikal devrimci kopuştan geçmektedir. Filistin emekçi sınıflarının yegane müttefiki başta İsrail’de yaşayan Yahudi, Hristiyan, İbrani işçi sınıfı olmak üzere tüm Ortadoğu emekçileri ve ezilenleridir. Bunun için Enternasyonal Marksist bir programla inşa edilmiş devrimci parti ve Ortadoğu’da güçlü seksiyonları olan devrimci dünya partisi önderliğinde Ortadoğu Sovyetleri hedefi doğrultusunda emperyalizme ve yerli kapitalist sınıflara, burjuva gericiliklerine karşı yürütülecek militan devrimci mücadeleden geçmektedir.