Yazar: Admin 3

Komünist Devrimciliğin Bel Kemiği: Ajitasyon ve Propoganda

Propoganda, Latince’de “yayılacak şeyler” anlamına gelmektedir. Toplumun ya da belirli bir insan kümesinin tutum ve davranışlarını belirtmek ve istenen doğrultuda yönlendirmek amacıyla seçilmiş, fikir ve savların sistematik bir şekilde yazılı ve sözlü olarak anlatma etkinlikleridir. Propoganda sadece siyasal arenayla sınırlı değildir. Siyasal düşüncelerin yayılmasının dışında, dini inançların geniş kitlelere yayılması, psikolojik savaş yöntemleri, reklamcılık faaliyetleri, şirketlerin işçileri motive etmek için yürüttüğü faaliyetlere varıncaya dek gündelik hayatın birçok alanında kendisini var etmektedir. Özellikle Ekim devrimiyle birlikte 20. Yüzyılda siyasal propogandalar daha fazla önem kazanmış, soğuk savaş döneminde, propoganda yöntemlerinde büyük gelişmeler yaşanmıştır. Bu durumun sonucu olarak propaganda iç ve dış siyasetin önemli unsuru olmakla birlikte, psikolojik harbin de temel dayanaklarından birine dönüştü. Hitler’in Propoganda Bakanı Goebbels bu alanda en önemli figür olmakla birlikte, bugün de birçok burjuva devlet onun yöntemlerini kullanmaktadır. Goebbels’in yöntemi kitleleri sürekli üretilen yalan haberlerle bombardımana tabi tutarak, yalan imparatorluğu üzerinden toplumsal rıza üretmeye dayanmaktadır. Goebbels bu yalan imparatorluğunu şöyle tariflemekteydi:” Yeterince büyük bir yalan şöylerseniz ve tekrar ederseniz bu yalanın sürekliliğini sağlarsanız, insanlar sonunda buna inanmaya başlayacaktır. Yalan, halkın yalanın siyasi, ekonomik ve askeri sonuçlarından devlet tarafından korunabilmesi için muhafaza edilebilir. Dolayısıyla devlet, muhalefeti bastırmak için tüm güçlerini kullanması açısından yalan hayati bir önem taşımaktadır. Çünkü gerçek doğru yoldur ve buda devletin en büyük düşmanıdır.” Tüm burjuva devletler doğaları gereği kendilerini yalan imparatorluğu üzerinden var ederler. Küçük bir azınlığın, toplumun geri kalanın üzerinde kurduğu diktatörlüğü sürdürmenin...

Devamını Oku

DEVRİM NEDİR

DEVRİM NEDİR ? GİRİŞ SSCB’nin kapitalizme entegrasyonundan sonra tüm burjuva ideologları küresel düzeyde koro halinde sosyalizmin öldüğünü, sınıf savaşlarının bittiğini, tarihin sonuna gelinildiğini, kapitalizmin ebedi olduğunu, sonsuza dek varlığını sürdüreceğinin vaazını verdi. “Sosyalizmin ölmesiyle” artık savaşların, ekonomik krizlerinde olmayacağını insanlığı demokratik bir refah toplumunun beklediğinin müjdesi verildi. Burjuvazinin şişirdiği bu pembe balon çok kısa sürede patladı. Savaşlar, krizler, yoksulluk, açlık son 30 yıllık süreçte istikrarlı şekilde aratarak kendi rekorlarını kırdı. Küresel çapta uygulanan neo-liberal politikalarla işçi sınıfının tüm kazanımlarına topyekun savaş ilan edildi. Burjuvazinin iddia ettiği gibi demokratik refah toplumundan eser yoktu. Yoksulluk, işsizlik, güvencesizlik, ırkçılık, ekonomik krizler, iklim krizleri, savaş, ırkçılık veba salgını gibi yayılmakta, küresel düzeydede otoriter rejimler inşa edilerek tüm demokratik haklarada topyekun bir saldırı söz konusuydu. Öldüğü iddia edilen işçi sınıfı küresel düzeyde nüfus olarak ciddi artış gösterdi. 20. Yüzyılda üçüncü dünya ülkesi olarak tanımlanan bölgelerde kapitalist dönüşüm hızla gerçekleşti. Kentleşmelerle birlikte işçi sınıfının nufusu hızla artış gösterdi. SSCB’nin kapitalist resterasyonuyla birlikte burjuvazinin ortaya attığı bir diğer iddia ise sınıf savaşlarının ve devrimler çağının kapandığı yönündeydi. Bu iddiaydı işçi sınıfının artan orandaki mücadelesi yerle bir etmişti. 2000’lerin başında Latin Amerika’da kıtasal düzeyde işçi sınıfının mevcut iktidarları sarsan, düzene sığmayan radikal mücadeleri söz konusuydu. Devrimci bir önderliğin yokluğunda tüm Latin Amerika’da reformist siyasal hareketler iktidara taşındı. 2010’larla birlikte Ortadoğu’da devrimci kabarışlar gerçekleşti, birçok BASS’cı diktatörlük yıkıldı, fakat devrimci önderliğin yokluğunda bu boşlukları yine gerici siyasal özneler...

Devamını Oku

1 Mayıs 2019 Değerlendirmesi

ALİ KEMAL TAŞÇI 1 Mayıs 2019 Değerlendirmesi İşçi sınıfının uluslarası mücadele bayramı olan 1 Mayıs bu yılda tüm Türkiye’de çoşkulu bir şekilde kutlandı. 1 Mayıs’ların önemi işçi sınıfının ve toplumsal muhalefetin gerçekleştirdiği en kitlesel ve en çoşkulu gösteriler olmasında saklıdır. Bu yüzdendir ki; her 1 Mayıs o yılın mücadelesinin barometresidir. Hem kitlesellik, hem çoşku hem ortaya konan talepler ve alandaki ideolojik hava sınıf mücadelesinin içinde bulunduğu durumu özetleyen nitelik taşımaktadır. 1 Mayıs değerlendirmesi bu açıdan önemlidir. Gelecek yılların mücadele planını yapmak açısından, önemli bir referans kaynağıdır. Bu yıl 1 Mayıs kitlesellik olarak önceki yılların pek altına düşmedi. Tüm Türkiye’de 2 milyondan fazla emekçi, kadın, erkek, genç meydanları doldurdu. 31 Mart yerel seçimlerinde AKP’nin gerileyişi emekçi kitlelerde moral yaratmıştı, bu enerji 1 Mayıs alanlarında kendisini gösterdi. Emekçi kitleler AKP’nin ekonomik yıkım programına karşı, tepkilerini gösterecek olanaklara ulaştıklarında, tepkilerini elindeki olanaklar dahilinde gösterebilmektedirler. 31 Mart yerel seçimleri ve 1 Mayıs gösterileri bu duruma örnektir. Emekçi kitleler AKP’nin ekonomik yıkım programına karşı, tepkilerini gösterecek olanaklara ulaştıklarında, elindeki olanaklar dahilinde tepkilerini gösterebikmektedir. 31 Mart seçimleri ve 1 Mayıs gösterileri bunlara örnektir. 31 Mart seçimlerinde sendikalar, HDP, sosyalist solun önemli bir gövdesi, AKP’yi geriletmek adına CHP-İYİP blokunu desteklemişti. 1 Mayıs’tada bu atmosfer kendisini gösterdi. 1 Mayıs meydanlarında belirleyici olan siyasal atmosfer CHP çizgisiydi. 1 Mayıs’ın tertip komitesini oluşturan DİSK-KESK- TMMOB temsilcileri İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu ziyaret ederek Bakırköy mitingine davet etti. İmamoğlu 1...

Devamını Oku

1 Mayıs ve Enternasyonal

1 Mayıs ve Enternasyonal – Lev Troçki İkinci Enternasyonal döneminde tüm işçi hareketinin niteliği 1 Mayıs bayramının tarihinde ve kaderinde yansımasını bulmuştur. 1 Mayıs, 1889 yılında Paris’te düzenlenen Sosyalist Enternasyonal Kongresi tarafından bayram olarak kabul edildi. 1 Mayıs’ın bayram ilan edilmesinin amacı, o gün tüm ülkelerde işçilerin aynı anda yaptıkları gösterilerle, proletaryayı devrimci eylem hedefini önüne koymuş, dünya çapında tek bir merkeze ve siyasi yönelime sahip olan enternasyonal bir örgüt içinde bir araya getirecek zemini hazırlamaktı. Paris Kongresi bahsi geçen bu kararı alarak, Enternasyonal Komünistler Birliği ve Birinci Enternasyonal’in izinden gitmiş oluyordu. İkinci Enternasyonal’in ise bu iki örgütü örnek alamayacağı daha baştan belliydi. Birinci Enternasyonal’in ardından geçen 14 yılda proletaryanın sınıf örgütleri her ülkede büyümüştü, fakat bu örgütler faaliyetlerini bulundukları ülkelerin sınırları dâhilinde birbirlerinden oldukça bağımsız bir şekilde yürütüyorlardı ve demokratik merkeziyetçilik ilkeleri temelinde enternasyonal bir birlikteliğe uyumlu değillerdi. 1 Mayıs kutlamaları bu örgütleri böyle bir birlikteliğe hazırlayacaktı. Bu nedenle slogan olarak, üretici güçlerin gelişimi tarafından belirlenen ve tüm ülkelerde işçi sınıfının geniş kesimleri arasında popüler olan sekiz saatlik işgünü talebi benimsendi. 1 Mayıs bayramına atfedilen esas görev, ekonomik bir kategori olarak işçi sınıfını kelimenin sosyolojik anlamında işçi sınıfına dönüştürme, yani tüm çıkarlarının bilincinde olan ve proletarya diktatörlüğü ve sosyalist devrim için çabalayan bir sınıf yaratma sürecini kolaylaştırmaktı. Bu bakış açısına göre, 1 Mayıs’ta en uygun eylem tarzı sosyalist devrimi destekleyen gösteriler yapmaktı. Nitekim kongredeki devrimci unsurlar istediklerini elde...

Devamını Oku

İletişim

E-Posta - iletisim@patronsuzdunya.com