1. Çiğli Belediyesi’nde çalışırken karşılaştığınız en büyük zorluklar nelerdi?
Kadın işçiler olarak en büyük zorluk, iş ile hayat arasındaki dengeyi kurma çabamızdı. Sabah evde anne, eş, kız; iş yerinde çalışan, emekçi, sorumluluk sahibi birey olmaya çalıştık. Bu çoklu kimlikler arasında çoğu zaman görünmez emekle ayakta durduk. Fiziksel yorgunluktan çok, zihinsel yük ağırdı. Çoğu zaman “kadın işi” ya da “erkek işi” gibi ayrımlar yapılmasa da, biz kadınlar bir işi yaparken kendimizi kanıtlama baskısını her zaman üzerimizde hissettik.
2. Çalışma koşullarınızın kadın işçiler için nasıl farklılıklar gösterdiğini düşünüyorsunuz?
Toplumda hâlâ kadın emeğine dair önyargılar var. Aynı işi yapsak da, aynı kararlılığı göstersek de, bazen daha az ciddiye alındığımızı hissediyoruz. Kadın olduğumuz için daha dikkatli, daha sessiz, daha uyumlu olmamız bekleniyor. Ancak biz biliyoruz ki, işyerinde varlığımız sadece nicelik değil nitelik de katıyor. Sessizce katlandığımız değil, görünür kıldığımız her sorun aslında bir değişimin ilk adımı olabilir.
3. Çiğli Belediyesi’nde işten çıkarılmanızın ardından direnişe nasıl başladınız?
İşten çıkarıldığımızda önce büyük bir sessizlik oldu. Ne bir resmi yazı, ne bir gerekçe… Sadece kapının önüne konulduk. Bu sessizlikte en çok içimizdeki “haklılık” sesini duyduk. Birbirimize tutunduk. Kadınız, emekçiyiz, hayattaki en büyük gücümüz dayanışmamız. Direniş, bir karar değildi aslında; mecbur bırakıldığımız bir haykırıştı. Çünkü ekonomik özgürlüğü elinden alınan bir kadının sessiz kalması, kendi hayatını yok sayması olurdu. Biz varız, emeğimiz var, hakkımız var dedik ve başladık yürümeye.
4. İşten çıkarılmanızın arkasındaki sebepler hakkında bir bilginiz var mı? Belediye yönetimi bu konuda size herhangi bir açıklama yaptı mı?
Ne yazılı ne sözlü hiçbir gerekçe sunulmadı. Ancak duyumlar yoluyla belediye yönetiminin işçi arkadaşlarımıza, “Onları çıkarmazsak maaşları ödeyemeyecek duruma geliriz” dediğini öğrendik. Bu, bir bahaneydi. Zira sonrasında Belediye Başkanı’nın bir televizyon programında bizleri “ideolojik ve ahlaki bulamadığım bir şekilde çıkardığını ” açıkça söylemesi her şeyi netleştirdi. Bu açıklama, hiçbir hukuki gerekçeyle değil, ahlaki olmayan nedenlerle işimize son verildiğini gösteriyor.
Bir kadının ekonomik özgürlüğünü elinden almak, Anayasa’da bile şiddet olarak tanımlanıyor.
Bu sadece bir işten çıkarma değil; yaşam hakkımıza, geleceğimize, çocuklarımızın rızkına müdahaledir. Kadının kendi ayakları üzerinde durmasını engelleyen her karar, şiddetin bir biçimidir. Böyle bir durumda susmak, boyun eğmek mümkün mü? Elbette değil. Direnmek, hem kendimiz hem bizden sonrakiler için bir mecburiyet.
5. Direniş süreci nasıl işledi? Bu süreçte yaşadığınız en büyük zorluklar nelerdi?
İşten çıkarıldığımızda önce bir boşluğa düştük ama sonra bir araya geldik, konuştuk ve “Biz bunu kabul etmiyoruz” dedik. İlk pankartımızı astığımız gün aslında direnişin de ilk adımı atılmış oldu. Günler geçtikçe soğuk, yağmur, güneş derken hava şartları zorlasa da en çok belirsizlik yordu bizi. Sabah gelip akşama kadar beklemek, hiç ses duymamak, görmezden gelinmek… Ama yine de birbirimize sarıldık, her sabah umutla geldik, her akşam dayanışmayla ayrıldık.
6. Belediye yönetimi direnişe nasıl tepki verdi? Müdahale etme yolları oldu mu?
Belediye yönetimi direnişimizi başından beri yok saymaya çalıştı. Yanımıza gelip bir selam veren dahi olmadı. Bizi susturmak için baskı yollarına başvurdular, orada bulunmamızı engellemeye çalıştılar. Ancak biz her seferinde şunu söyledik: Biz ne yasa dışı bir şey yapıyoruz ne de provoke ediyoruz. Sadece işimizi, hakkımızı istiyoruz. Bu haklı talebi bastırmak için yapılan her girişim aslında haklılığımızı daha da görünür kıldı.
Çiğli halkı ve diğer işçiler, direnişinize nasıl destek oldular? Toplumun ve diğer işçilerin desteğini hissettiniz mi?
Evet, hem de fazlasıyla. Pazara giderken yanımıza uğrayıp “Yanınızdayız” diyen teyzeler, iş çıkışında bize çay getiren gençler, yolumuzun üstünde korna çalan otobüs şoförleri… Birçok yurttaş sessizce omuz verdi bize. En çok da diğer işçilerden destek gördük. Sadece belediye çalışanları değil, başka kentlerdeki emekçiler de bize moral oldu. Bu dayanışma olmasa, bu kadar uzun süre ayakta kalamazdık. Bu direniş artık sadece bizim değil; haksızlığa uğrayan herkesin sesi haline geldi.
7. Kadın işçi olarak, direniş sürecinde kadın olmanın özel bir etkisi ya da zorluğu oldu mu?
Kadın olmak, direnişte olmayı daha da anlamlı ama aynı zamanda daha da zor kılıyor. Çünkü biz sadece işimizi değil; toplumun üzerimize yüklediği rollerle de mücadele ediyoruz. Sabah çocukları okula hazırlayıp, akşam ne pişeceğini düşünerek direniş alanına geliyoruz. Evde “Neden hâlâ gidiyorsun?” diyenlerle, sokakta “Kadın başına ne yapacaksın?” diyenlerle karşılaşıyoruz. Ama işte tam da bu yüzden burada olmamız çok önemli. Kadının sesi, emeği, isyanı görünür oldukça; bu toplumun dönüşme ihtimali doğuyor. Direniş bizim için sadece iş değil, kimliğimizin tanınması mücadelesi.
8. Kadın işçilerin direniş hareketlerindeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Kadın işçilerin dayanışma güçleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kadınlar bir araya geldiğinde çok güçlü bir şey olur: Sessizlik dağılır, dayanışma konuşur. Biz bu süreçte gördük ki kadın işçilerin dayanışması sadece moral değil, mücadeleyi taşıyan bir omurgadır. Birbirimizin yemeğini paylaştık, yorgunluğunu taşıdık, ağladığımızda saçımızı okşadık. Direnişte kadın olmak; birbirine yaslanmak, birlikte gülmek, birlikte ağlamaktır. Belki biz bu ülkenin en az görünen işçileri olabiliriz ama en kararlı olanları da biziz. Çünkü biliyoruz: Bir kadının “yeter” demesi, bazen bütün bir sistemin çatırdamasına neden olabilir.
9. Sendikanın direnişteki rolü ne oldu? Sendika size yeterli desteği sağladı mı?
Ne yazık ki sendikamızdan beklediğimiz dayanışmayı göremedik. İşten çıkarıldığımızda ilk kapısını çaldığımız yer orasıydı ama kapılar aralandı, sonuna kadar açılmadı. Bizim yerimize belediyeyle uzlaşmaya çalışan bir tavırla karşılaştık. Oysa ki sendika dediğin, en zor günümüzde yanımızda olmalıydı.
10. Diğer işçi sınıfı hareketlerinden ya da kadın hareketlerinden dayanışma gördünüz mü? Hangi gruplar sizinle dayanışma içinde oldular?
Evet, en büyük moralimiz buradan geldi. Türkiye’nin dört bir yanından kadın örgütleri, kadın platformları, bağımsız işçi inisiyatifleri, bazı kamu emekçileri, gençlik örgütleri ve feminist kolektifler bizimle temasa geçti. Ankara, İstanbul, İzmir, Eskişehir gibi birçok şehirden destek mesajları aldık. Bazıları bizimle alana gelip direnişimizi paylaştı, bazıları yürüyüşümüze eşlik etti. Bu dayanışma olmasaydı, kendimizi bu kadar güçlü hissedemezdik. Gördük ki mücadelemiz sadece bizim değil; bu ülkede emeği ve onuru için direnen herkesin mücadelesi olmuş.
11. İşten çıkarılmanızın ardından en büyük talepleriniz nelerdir? Belediyenin bu talepleri karşılaması durumunda direnişi sonlandırmayı düşünüyor musunuz?
En temel ve haklı talebimiz işe iade. Biz bu direnişi bir lütuf almak için değil, gasp edilen hakkımızı geri kazanmak için sürdürüyoruz. Aynı şartlarda, onurumuz kırılmadan işimize geri dönmek istiyoruz. Bunun dışında taleplerimiz çok net: İş güvencesi, adil çalışma koşulları ve keyfi işten çıkarmaların son bulması. Eğer belediye bu taleplerimizi karşılar, samimi ve kalıcı bir çözüm üretirse elbette direnişi sonlandırırız. Bizim amacımız kavga değil; adalet.
12. Bu direnişin sizce işçi sınıfı ve kadın hareketi açısından uzun vadeli etkileri olabilir mi? Çiğli Belediyesi direnişinin başka işçilere nasıl bir ilham verebileceğini düşünüyorsunuz?
Kesinlikle olabilir. Bugün sokakta, pankartın arkasında direnen biz kadınlar, yarın başka işçilerin cesaretini büyütebiliriz. “Kadınlar susmaz, kadınlar durmaz” sözünü sadece slogan olarak değil, pratiğe dökmüş olduk. Özellikle güvencesiz çalışan kadın emekçilere, “Yalnız değilsiniz, direnirseniz görünürsünüz” dedik. Bu direniş, sendikal bürokrasinin ötesinde, tabandan gelen bir işçi iradesinin nasıl şekillenebileceğini de gösterdi. Bir işten çıkarma kararının, bir halk hareketine dönüşebileceğini herkes gördü.
Direnişin sonunda ne tür bir sonuç bekliyorsunuz? Hem kişisel hem de toplumsal olarak elde etmek istediğiniz en büyük kazanımlar nelerdir?
Kişisel olarak en büyük kazanımımız, kendi sesimize güvenmeyi öğrenmek oldu. Sessiz kalmamayı, hakkımızı ararken dimdik durmayı öğrendik. Bu süreçte sadece işimizi değil, birbirimizi de kazandık. Toplumsal olarak ise, emekçilerin gözünde umut olabilmeyi, “Kadın işçiler de ön safta olur” dedirtmeyi en büyük kazanç sayıyoruz. Direnişin sonunda işimize döneriz ya da dönmeyiz… Ama bu ülkenin direniş tarihine Çiğli’den bir kadın sesi kazınmış olur. Ve bizce bu, her şeyden değerli.
13. Çalışan kadınların eşitlik, adalet ve hakları konusunda yerel yönetimlerin sorumluluğu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Yerel yönetimler sadece yol yapan, çöp toplayan kurumlar değildir; aynı zamanda kamusal yaşamın adaletle şekillenmesinde en yakın sorumluluk taşıyan yapılardır. Bu nedenle kadınların çalışma hayatında eşitliği, güvenliği ve haklarının korunması, yerel yönetimlerin asli görevleri arasında olmalıdır. Belediyeler, sadece kadın çalışan sayısını arttırmakla değil, kadınların karar mekanizmalarında yer almasını sağlamakla; kreşten şiddet sığınma evine kadar sosyal desteklerle; şeffaf ve liyakate dayalı istihdam politikalarıyla bu sorumluluğu yerine getirmelidir.
Kadın işçilerin emeği görünmezleştirildiğinde, yalnızlaştırıldığında ya da güvencesizleştirildiğinde bu sadece bireysel değil, toplumsal bir kayıptır. Kadınların eşit, adil, güvenli koşullarda çalışmadığı bir yerel yönetim, halkına da adil davranamaz. Bu nedenle biz yerel yönetimlerden sadece istihdam değil, hakkımız olan eşitliği talep ediyoruz. Ve bu eşitliği sağlayana kadar mücadeleye devam edeceğiz.
14. Mücadele ettiğiniz bu süreçte öğrendiğiniz en önemli şeyler nelerdi?
Bu süreç bize öğretti ki, hiçbir hak kendiliğinden verilmiyor. Ne kadar haklı olursanız olun, hakkınızı almak için mücadele etmeniz, sesinizi yükseltmeniz, omuz omuza durmanız gerekiyor. En zor anlarda bile yanınızda bir sınıf kardeşiniz varsa, umut hep var. Sessiz kaldığımızda görünmez oluyoruz; direndiğimizde ise sadece kendimiz için değil, bizden sonra gelen herkes için bir yol açıyoruz. En önemlisi de şu: Kadınlar birlikte hareket ettiğinde yalnızca iş değil, hayat değişir.
15. Son olarak Patronsuz Dünya okurlarına söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Biliyoruz ki bizim hikâyemiz sadece Çiğli’de yaşanmadı, yaşanmıyor. Türkiye’nin her yerinde, farklı alanlarda, benzer adaletsizlikleri yaşayan binlerce emekçi var. Ama şunu unutmayın: Direniş bulaşıcıdır. Bir yerde bir kadın ayağa kalktığında, başka bir şehirde bir işçi cesaret bulur. Sesinizi kısmaya çalışanlara karşı birbirinizin sesi olun. Ve bilin ki, bu dünya sadece patronların değil; üreten, direnen, değiştiren emekçilerin de dünyası olacak. Yeter ki vazgeçmeyelim.