Giriş
AVM’ler, kapitalizmin tapınaklarıdır. Parıltılı ışıklarıyla, devasa vitrinleriyle, alışveriş çılgınlığının merkezi haline getirilmiş bu yapılar, aslında bir sınıf cehenneminin üzerini örten birer yanılsamadan ibarettir. Tüketicinin gözünde “rahatlık ve konfor” anlamına gelen AVM’ler, işçi sınıfı için düşük ücretlerin, uzun mesailerin, mobbingin, sendikasızlığın ve güvencesizliğin en yoğun yaşandığı alanlardan biridir. Türkiye’de 500’e yaklaşan AVM’de, yaklaşık 350-400bin işçi çalışmaktadır. Her biri birbirinden kopuk, geçici ve “vasıfsız” işlerde çalıştığını düşünen bu işçilerin büyük çoğunluğu gençlerden ve kadınlardan oluşur. AVM işçiliği, kapitalistlerin dayattığı “geçici iş” algısının ötesinde, artık kalıcılaşmış, kitleselleşmiş ve işçi sınıfı içerisinde önemli bir ağırlık kazanmış bir sektördür. Fakat bu kalabalık, henüz kendi kolektif kimliğini, kendi ortak taleplerini ve örgütlü gücünü yaratamamıştır. İşte bu broşür, tam da bu ihtiyacın ürünü olarak hazırlandı. Broşürün amacı:
AVM işçilerinin yaşadığı sorunları görünür kılmak,
Kadın işçilerin çifte sömürüsünü teşhir etmek,
Genç işçilerin dinamizmini sınıf mücadelesine kanalize etmek,
“Geçici iş” yanılsamasını kırarak kalıcı bir kolektif işçi kimliği inşa etmek,
8 Mart’tan 1 Mayıs’a kadar emek ve kadın mücadelesinde AVM işçilerinin kendi pankartları, dövizleriyle yer almasının önemini vurgulamak,
Ve en önemlisi, AVM işçilerinin bir sınıf olarak kendi bağımsız örgütlülüklerini yaratmasının yolunu açmak.
Bu broşür sadece bir teşhir belgesi değil; aynı zamanda bir çağrı, bir örgütlenme aracı, bir yol haritasıdır. Çünkü biz biliyoruz ki: Kapitalizmin tapınakları, işçi sınıfının savaş mevzilerine dönüşecektir. AVM işçileri, bu mevzilerin öncü gücü olabilir!
Kapitalizmin Tapınakları: AVM’ler
AVM’ler, kapitalizmin tapınaklarıdır. Parıltılı vitrinleri, devasa alanları ve tüketim çılgınlığını körükleyen mimarisiyle sermayenin en görünür ve prestijli yüzünü temsil ederler. Burada tüketiciye “rahatlık, konfor, keyifli alışveriş” vaat edilir; ancak bu ihtişamın ardında işçiler için zorlu ve sömürü dolu bir gerçek vardır. Türkiye’deki her AVM’de yüzlerce, hatta binlerce işçi çalışır. Mağazalarda satış elemanı ve kasiyer olarak görev yapanlar, fast food ve restoranlarda uzun mesai yapanlar, marketlerde reyon sorumluları, temizlikçiler, güvenlik görevlileri ve otopark personeli… Hepsi farklı görevlerde çalışıyor olsalar da, hepsi aynı sömürü zincirinin parçalarıdır. AVM işçiliği, yoğun bir hizmet sektörü deneyimi sunarken aynı zamanda işçileri parçalı ve görünmez kılar. Patronlar, işçilerin farklı departmanlarda ve farklı görevlerde olması üzerinden “böl ve yönet” taktiğini uygular.
AVM işçiliğinin bazı karakteristik özellikleri şunlardır:
1. Genç ve dinamik işgücü: AVM işçileri genellikle gençlerden oluşur. Üniversite öğrencileri, yeni mezunlar ya da kendi alanında iş bulamayan gençler, bu sektörde “geçici” bir iş olarak çalışmaya başlar. Ancak çoğu zaman bu iş uzun süreli ve kalıcı hale gelir.
2. Kadın yoğunluğu: Özellikle mağaza, fast food, market ve temizlik departmanlarında kadın işçilerin oranı yüksektir. Kadın işçiler düşük ücret, uzun mesai ve taciz-mobbing baskısı ile çifte sömürüye maruz kalır.
3. Parçalı iş deneyimi: AVM’de farklı departmanlarda çalışan işçiler, kolektif bilinç geliştirmekten uzak tutulur. Mağaza çalışanı ile temizlikçi, güvenlikçi ile fast food çalışanı birbirini göremez ve ayrı iş kolları olarak konumlandırılır.
4. Sürekli görünürlük baskısı: AVM’ler, sürekli olarak tüketici gözü önünde çalışmayı gerektirir. Müsteri her zaman haklıdır” prensibi karşısında, müşterilerin kabalıklarına, kaprislerine maruz kalır. İşçiler, hem fiziksel hem de psikolojik olarak sürekli performans baskısı altındadır.
5. Düşük ücret ve güvencesizlik: AVM işçileri asgari ücret veya asgari ücret yakınında maaşlarla çalışır, pirim ve ulaşılması zor satış hedefleri altında ezilir, fazla mesai ücretleri ödenmez, işten çıkarma tehdidi her zaman vardır.
Kapitalist bakış açısı için AVM’ler bir gelir merkezi ve tüketim vitrinidir; işçi için ise bir emek cehennemidir. Bu noktada AVM işçiliğinin analizi, sadece ücret veya mesai değil, aynı zamanda işçilerin parçalanması, görünmezleştirilmesi ve sömürüye karşı örgütsüz bırakılması üzerinden yapılmalıdır. Özetle: AVM’ler, kapitalizmin sadece tüketim vitrini değil, aynı zamanda işçi sınıfının yoğun sömürü ve disiplin mekanizmasının merkezi olarak işlev görür. İşçilerin kolektif bilinci ve örgütlülüğü olmadan, bu sistemin yarattığı baskı ve sömürüye karşı etkili bir direnç oluşturulamaz.
AVM İşçiliği: Geçici İş Değil, Sınıf Kimliği
AVM işçiliği, sıklıkla “geçici iş” olarak görülür. Üniversite öğrencileri harçlık için, yeni mezunlar geçici çözüm olarak, gençler kısa süreli iş arayışıyla bu sektöre girer. Ancak gerçek şu ki: çoğu işçi birkaç ay veya yıl sonra bile bu sektörde kalır. “Geçici iş” algısı, işçilerin örgütlü reflekslerini zayıflatır ve sermayeye işçinin sömürüsünü kolaylaştırma fırsatı verir. İiAVM işçiliği, işin geçici olduğunu düşünen bireyleri bile uzun vadeli ve kalıcı bir çalışma deneyimine sürükler. Patronlar, bu geçici algıyı kullanarak işçileri parçalar: “Zaten geçicisin, itiraz etme, boyun eğ.” Bu, işçinin kolektif bilincinin gelişmesini engeller.
Oysa gerçek şu: Hangi sektörde olursan ol, hangi işi yaparsan yap, patronun baskısı ve sömürüsü değişmez. İşçi sınıfının birliği, işin geçici veya kalıcı olmasına bakmaksızın gereklidir.
AVM’lerde işçiler parçalı çalışır: mağaza çalışanı ayrı, güvenlik görevlisi ayrı, temizlikçi ayrı, yiyecek-içecek personeli ayrı… Sermaye, işçilerin birbirini görmemesini ve ortak talepler etrafında birleşmemesini ister. Bu parçalı yapı, işçilerin bilinçlenmesini ve örgütlenmesini engellemek için bilinçli bir stratejidir.
Bu nedenle AVM işçileri, görevleri farklı olsa da ortak sınıf kimliğini inşa etmelidir. Mağaza, güvenlik, temizlik, yiyecek-içecek veya teknik departmanda çalışıyor olmanın önemi yoktur. Hepsi aynı sistemin parçasıdır ve sömürüye karşı birleşmek zorundadır. AVM işçiliği, geçici bir iş değil, sınıf kimliğinin inşa edileceği bir mücadele alanıdır.
Ortak talepler etrafında birleşmek, İşçilerin parçalı yapısını aşmak, kolektif bilinç geliştirmek,
Sömürüye karşı örgütlü refleks yaratmak, bu sektörün en acil görevlerindendir.
500 AVM, 250-400 Bin İşçi: Görünmeyen Dev Ordu
Türkiye’deki AVM işçilerinin sayısı tam olarak bilinmemektedir. Tahminler, yaklaşık 500 AVM olduğunu ve her AVM’de ortalama 700-800 işçi çalıştığını göstermektedir. Bu hesapla toplam işçi sayısı 350-400 bin civarındadır. Rakamlar kesin olmasa da bir gerçek nettir: AVM’ler, hizmet sektörünün organize sanayileridir.
Her AVM, yüzlerce mağaza, restoran, kafeterya, güvenlik, temizlik ve teknik personeliyle küçük bir organize sanayi bölgesi gibidir. Ancak bu “sanayi bölgesi”nin en temel farkı, işçilerin parçalı ve örgütsüz olmasıdır. Mağaza çalışanı ayrı, temizlik personeli ayrı, güvenlik ayrı… Herkes farklı departmanlarda çalıştığı için işçiler birbirini göremez, ortak talepler etrafında birleşemez. Patronlar da bu parçalı yapıyı kendi lehine kullanarak işçileri daha kolay kontrol eder.
Ayrıca, Türkiye’deki AVM’lerin çoğunda aynı markalar bulunmaktadır: giyimden kozmetiğe, yiyecek-içeceğe kadar neredeyse her AVM’de aynı mağazalar vardır. Bu markalar, sektörlerinde neredeyse tekel konumuna gelmiş zincirlerdir. Dolayısıyla, tek bir markada başlayan bir örgütlenme veya direniş, Türkiye genelindeki AVM işçileri üzerinde zincirleme etki yaratabilir. Bu, sektördeki örgütlenmenin potansiyel gücünü çok daha görünür kılar.
Bu devasa işçi kitlesi, örgütlü hâle geldiğinde sektörde büyük bir güç haline gelebilir. Sadece küçük bir kısmı bile örgütlense, tüm AVM’lerde yankı uyandıracak bir potansiyele sahiptir. Çünkü AVM’ler, kapitalizmin en görünür tapınaklarıdır; işçilerin kolektif eylemi burada doğrudan sermayenin vitrinine ve toplumun gözüne müdahale eder.
Özetle:
AVM’ler, hizmet sektörünün organize sanayileridir.
İşçiler parçalı ve örgütsüzdür, bu parçalanmışlık sermaye için bir avantajdır.
Türkiye’deki AVM’lerde bulunan aynı markalar, örgütlenmenin zincirleme etkisini mümkün kılar.
Görünmez dev ordu, bilinçlenip birleştiğinde sektördeki sömürü sistemini sarsacak ve AVM’leri sınıf mücadelesinin yeni cephelerine dönüştürecektir.
AVM’de Kadın İşçiler: Çifte Sömürüye Karşı Mücadele
AVM işçiliği denildiğinde, sektördeki kadın işçilerin yoğunluğu göz ardı edilemez. Mağazalar, fast food restoranları, kafeteryalar, marketler ve kozmetik reyonları… Her departmanda kadın işçiler ağır bir şekilde temsil edilmektedir. Öyle ki, bazı mağazalar neredeyse tamamen kadın çalışanlardan oluşur.
Ancak Türkiye’deki hiçbir AVM’de kadın işçiler için kreş, esnek çalışma saatleri veya güvenli çalışma ortamı sağlanmamaktadır. Bu durum, kadın işçilerin hem ekonomik sömürüye hem de toplumsal cinsiyete dayalı baskılara maruz kalmasına yol açar. Mobbing, taciz ve düşük ücretler, kadın işçilerin yaşadığı çifte sömürünün sadece bir kısmıdır.
Bu nedenle AVM işçileri arasında kadınların ayrı bir alt başlık olarak ele alınması ve onlara yönelik özel örgütlenme, kampanya ve bilinçlendirme çalışmaları yürütülmesi gerekir. Kadın işçilerin talepleri ve sorunları, genel işçi sorunları ile birlikte ama kendi dinamikleri üzerinden görünür kılınmalıdır.
Ayrıca, kadın işçilerin kolektif görünürlüğü ve mücadeleye katılımı, AVM işçiliği kimliğinin inşasında kritik bir rol oynar. 8 Mart, 25 Kasım ve 25 Aralık gibi özel günlerde AVM işçilerinin temsil edilmesi, pankartlar ve dövizlerle görünürlük yaratılması, kadın işçilerin mücadeleye entegrasyonunu güçlendirir.
Özetle:
Kadın işçiler AVM işçiliğinin büyük bir bölümünü oluşturur ve çifte sömürüye maruz kalır.
Kreş, esnek saat veya güvenlik gibi temel ihtiyaçlar sağlanmamaktadır.
Kadın işçilerin örgütlenmesi, ayrı bir strateji ve özel çalışma gerektirir.
Kolektif kimliğin inşasında kadın işçilerin görünürlüğü ve eylemlere katılımı kritik önemdedir.
Kolektif Kimliğin Yaratılması
AVM işçiliğinin en büyük zorluklarından biri, işçilerin parçalı ve örgütsüz olmasıdır. Mağaza, güvenlik, temizlik, yiyecek-içecek veya teknik departmanda çalışıyor olmanın önemi yoktur; hepsi aynı sistemin parçasıdır ve aynı sömürüye tabidir. Bu parçalı yapı, işçilerin kolektif bilincini geliştirmesini engeller.
Bu nedenle AVM işçilerinin kolektif kimliğinin inşası, sektördeki mücadele için temel bir adımdır. Kolektif kimlik, işçilerin kendilerini yalnızca bireysel çalışan olarak değil, işçi sınıfının bir parçası olarak görmesini sağlar. Bu kimlik, işçiler arasındaki dayanışmayı güçlendirir ve sömürüye karşı etkili bir refleks yaratır.
Kolektif kimlik oluşturma stratejileri:
1. Ortak talepler etrafında birleşmek: Ücret, çalışma saatleri, mobbing, işten atmalar ve güvencesizlik gibi temel sorunlarda işçilerin ortak bir ses çıkarması sağlanmalıdır.
2. Görünürlük yaratmak: Pankartlar, dövizler, ortak semboller ve küçük eylemlerle AVM işçiliğinin varlığı topluma gösterilmelidir.
3. İşçiler arası iletişim ve dayanışma: Departmanlar ve AVM’ler arası bağlantılar kurularak, işçilerin birbirini tanıması ve ortak refleks geliştirmesi sağlanmalıdır.
4. Bilgi ve bilinçlendirme: AVM işçilerinin hakları, iş yasaları ve sınıf mücadelesi hakkında bilgilendirme yapılmalıdır. Bu, işçilerin yalnızca bireysel talepler değil, kolektif talepler etrafında örgütlenmesini güçlendirir.
5. Genç işçilerin entegrasyonu: AVM işçiliği, Türkiye işçi sınıfının en genç ve dinamik kesimlerini barındırır. Bu genç nüfus, kolektif kimliğin inşasında hem enerji hem de uzun vadeli örgütlenme potansiyeli sağlar.
Örgütlenmeye Dayalı Strateji:
AVM işçilerinin kolektif kimliğinin oluşturulabilmesi için örgütlenme şarttır. Bu örgütlenmenin temel stratejisi, komitelere dayalı AVM işçileri komiteleri aracılığıyla olmalıdır. Her AVM’de farklı departmanlardan işçilerin yer aldığı bu komiteler, işçilerin kendi aralarında koordinasyon ve dayanışmayı sağlamasına olanak verir.
Türkiye genelinde farklı AVM’lerdeki işçilerin birbiriyle iletişim kurmasını ve ortak örgütlülük oluşturmasını sağlamak için ise AVM İşçileri Konseyi gibi bir yapı gereklidir. Klasik iş kanunundaki sendikal anlayış, AVM işçilerinin parçalı ve çok departmanlı yapısı nedeniyle yetersiz kalır. Bu nedenle örgütlenme, taban örgütlülüğüne ve fiili-meşru mücadele yöntemlerine dayalı olmalıdır.
Özetle:
Kolektif kimlik, AVM işçilerinin parçalı ve örgütsüz yapısını aşmanın, dayanışmayı güçlendirmenin ve sömürüye karşı etkili bir mücadele başlatmanın temel aracıdır.
Bu kolektif kimlik ve örgütlülük, komitelere ve AVM İşçileri Konseyi’ne dayalı olarak inşa edilmelidir.
Klasik sendikal anlayış yerine taban örgütlülüğü ve fiili-meşru mücadele yöntemleri uygulanmalıdır.
AVM İşçilerinin Mücadele Takvimi
AVM işçileri, mücadelelerini yalnızca iş yerinde değil, toplumsal takvimler ve özel günler üzerinden de görünür kılabilirler. Bu, hem kolektif kimliğin pekişmesini sağlar hem de toplumsal farkındalık yaratır.
Özel günlerde ve eylemlerde AVM işçileri, pankartlar, dövizler ve ortak sembollerle kendilerini ifade edebilir:
1 Mayıs: İşçi sınıfının dayanışmasını göstermek ve AVM işçiliğinin görünürlüğünü artırmak.
8 Mart: Kadın işçilerin çifte sömürüye karşı mücadelesini öne çıkarmak.
25 Kasım: Kadına yönelik şiddete ve ayrımcılığa karşı mücadeleye katılım.
25 Aralık: AVM’lerin en yoğun dönemlerinden biri olan yıl sonu alışveriş yoğunluğunda işçilerin sesini duyurmak.
Bunların yanı sıra, AVM işçileri kendi özgün eylem günlerini yaratabilir. Örneğin “AVM İşçileri Günü” gibi bir gün, sektörün görünürlüğünü ve kolektif kimliğini güçlendirmek için kullanılabilir. Bu günlerde yapılacak etkinlikler, basın açıklamaları, küçük direnişler ve sosyal medya kampanyaları, işçilerin sesini patronlara ve topluma duyurmanın güçlü yollarıdır.
Takvim stratejisinin amacı:
Kolektif kimliği pekiştirmek.
İşçilerin dayanışmasını güçlendirmek.
Patronlara ve topluma, AVM işçilerinin varlığını ve taleplerini göstermek.
Sektördeki örgütlenmeyi görünür hâle getirmek.
AVM’ler Sınıf Savaşlarının Yeni Cepheleri Olacak
AVM’ler, kapitalizmin en görünür ve en işlek tapınaklarıdır. Parıltılı vitrinleri, tüketim cenneti görüntüsü ve milyonlarca ziyaretçi ile sermayenin simgesi hâline gelmiştir. Ancak bu mekanlar, işçi sınıfı için aynı zamanda sömürüye karşı mücadele alanı olarak da kullanabilir.
AVM’lerde işçiler, sadece bireysel haklarını aramakla kalmaz; toplumsal bir görünürlük yaratır. Bu alanlarda yapılacak eylemler, direnişler ve örgütlenmeler, kapitalizmin simgesel mekânlarına doğrudan müdahale anlamına gelir. AVM’lerde kazanılan bir mücadele, sadece bir iş yerini değil, tüm sektörü ve hatta toplumu etkileyebilir.
Bu bölümün mesajı şudur:
AVM’ler yalnızca tüketim alanları değildir; işçi sınıfının mücadele sahasıdır.
Patronların vitrinleri, işçilerin örgütlü gücüyle sarsıldığında, kapitalizmin görünür simgelerine karşı doğrudan bir hamle yapılmış olur.
AVM’ler, sınıf savaşlarının yeni cepheleri olacak ve işçi sınıfı için hem sembolik hem de gerçek kazanımların sağlanabileceği alanlar haline gelecektir.
Özetle:
Kapitalizmin tapınakları olan AVM’ler, artık yalnızca sermayenin alanı değil, işçi sınıfının direnişinin ve örgütlenmesinin merkezi olacaktır. Burada başlatılan her mücadele, tüm sektörde ve toplumda yankı uyandıracak, görünür bir işçi gücü yaratacaktır.
Çağrı: AVM İşçileri Birleşin!
Artık yeter! Kapitalizmin tapınaklarında sömürüye boyun eğmek zorunda değilsiniz. AVM’ler, sadece tüketim cennetleri değil, aynı zamanda işçi sınıfının direniş sahasıdır. Binlerce AVM işçisi, parçalı görünse de, birleştiğinde dev bir güç olur.
Şimdi tam zamanı:
İşyerlerinizdeki parçalı durumu aşın. Mağaza, güvenlik, temizlik, yiyecek-içecek, teknik… Hepsi aynı sömürü sisteminin parçası!
Ortak talepler etrafında birleşin: ücret, çalışma saatleri, güvencesizlik, mobbing ve tacize karşı direnin.
Komitelerinizi kurun, AVM İşçileri Konseyi’ni inşa edin. Türkiye’nin dört bir yanındaki işçilerle dayanışmayı sağlayın.
Kadın işçiler olarak kendi mücadele alanlarınızı görünür kılın, özel taleplerinizi savunun.
Genç işçiler olarak enerjinizi kolektif kimliğin inşasına aktarın.
Unutmayın: Nerede çalışırsanız çalışın, işçi olduğunuzu ve sömürüye karşı örgütlü bir şekilde mücadele edebileceğinizi unutmayın. AVM’ler, artık sınıf savaşının yeni cepheleri olacak.
Harekete geçin! Birleşin! Sesinizi duyurun!
Kolektif güç, dayanışma ve örgütlenme ile kapitalizmin tapınaklarını yıkabilir, AVM’leri işçi sınıfının kürsüsüne dönüştürebiliriz.