Batman Belediyesi’ne bir kez daha kayyum atanmasının ardından belediye çalışanlarına yönelik baskı, mobbing ve istifaya zorlama uygulamaları sistematik bir hal aldı. Özellikle Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü, bu saldırgan baskının merkezine dönüştü. Bu müdürlükte görev yapan sosyolog Rojin Akat, uzun süredir maruz kaldığı baskılar sonucunda 23 Mayıs’ta belediye binasında sinir krizi geçirdi. Aynı gün Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Esen Tunç hakkında “görevi kötüye kullanma” gerekçesiyle Bayındır Şehit Hasan Gül Polis Merkezi Amirliği’ne giderek suç duyurusunda bulundu.

Rojin Akat’ın Mezopotamya Ajansı’na verdiği dilekçede yer alan ifadeler, kayyum yönetiminin belediye çalışanlarına karşı nasıl bir tahakküm politikası izlediğini açıkça ortaya koyuyor:

> “Bize ‘Vasıfsızsınız, sizi neye nasıl işe aldılar, bir işe yaradığınız yok, şu an istesem çıkışlarınızı veririm’ diyor. Sosyolog olmama rağmen çay ve kahve hizmeti yaptırıyor. Kendi şahsi işlerini de yaptırıyor. Mesai saatleri dışında bizi arayarak ‘Kurumda ne tür işler dönüyor, beni bilgilendirin’ diyerek arkadaşlarımızı ispiyonlamamızı istiyor. İzin vermesine rağmen hakkımda tutanak tutmak istedi. İtiraz edince ‘terbiyesiz’ dedi. Sonrasında tekrar tekrar üstüme geldi. Sinir krizi geçirmişim. İş yerimdeki arkadaşlarım ambulans çağırmışlar. Odadan çıktıktan sonra kendimi ambulansta buldum.”
Ancak mesele sadece bireysel bir hak ihlali değil. Genel-İş Batman Şube Eşbaşkanı Narin Erol’un aktardıkları, sistematik bir cinsiyetçi ve sınıf düşmanı baskının varlığını teyit ediyor. Erol’un açıklamaları, kayyum yönetiminin tüm belediye birimlerinde işçilere karşı uyguladığı yıldırma politikasının özellikle kadın emekçiler üzerinde yoğunlaştığını gösteriyor. Erol’un verdiği örneklerden biri, otobüs şoförü olarak çalışan bir kadın emekçiye ilişkin. Bu kadın çalışan, geceleri tenha ve güvenlik açısından riskli bir hatta tek başına görevlendirildi. Aynı hatta çalışmak isteyen dört başka çalışanın gönüllü başvurusuna rağmen, bu kadın emekçiye yönelik bu ısrar açık bir yıldırma girişimi olarak dikkat çekiyor.

Yine Park, Bahçeler ve Sosyal İşler birimi ile Halk Ekmek’te çalışan işçiler, temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak koşullarda çalıştırılıyor. Bu alanlarda su içebilecekleri bir yer ya da tuvalet yok. Emekçiler, civardaki evlerin kapısını çalarak bu ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor. Ancak bu da “disiplin suçu” sayılıyor. Bu nedenle haklarında tutanak tutulan ve işten atılan çalışanlar oldu.

Erol’un ifadesiyle:

> “Bütün belediye birimlerimizde durum benzerdir. Özelde kadın çalışanlara, genelde ‘öteki’ diye ayrıştırdıkları tüm arkadaşlarımıza bunlar yapılıyor. Yaptıkları her bir hukuksuz uygulama hatırlatıldığında ise ‘gidin dava açın’ şeklinde pişkin ve üstenci bir tavırla karşılanıyor. İstifaya zorlanıyorlar.”

Tüm bu yaşananlar, kayyum politikasının yalnızca antidemokratik bir gasp değil, aynı zamanda kadın emeğine, sınıf onuruna ve sendikal haklara karşı bir saldırı biçimi olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Kadınları itibarsızlaştırmak, onları yalnızlaştırmak ve sistematik mobbing ile emeklerinden vazgeçmeye zorlamak, bu iktidarın kadın düşmanı karakterinin en çıplak ifadelerinden biri. Batman Belediyesi’nde yaşananlar tesadüf değil, tekil değil. Bu, merkezi iktidarın toplumsal cinsiyet eşitliği fikrine, emek hakkına ve yerel demokrasiye düşmanlığının yerel bir tezahürüdür. Kayyum politikası sadece belediye yönetimini değil, halkın iradesini ve kadınların emeğini de hedef alıyor. İşte bu yüzden mücadele yalnızca hukuki değil, siyasal olmak zorunda. Kadınlar bu karanlığa boyun eğmeyecek. Belediye emekçileri yalnız değildir!