Kayra’nın ölümüne sadece bir intihar denemez. Bu bir nefret cinayetidir. Sessizlikle işlenen, sistematik, örgütlü bir cinayet.
Edirne’de Kayra isimli bir trans kadın, TikTok üzerinden yaptığı canlı yayında, toplumun gözleri önünde yaşamına son verdi. “Bize yaşama hakkı vermiyorlar. Ailem başta kabul etmiyor. Her şey itibar” diyerek balkondan atladı. Bu sözler sadece Kayra’nın değil, bu düzende görünmeyen, susturulan, aşağılanan, yok sayılan binlerce trans bireyin çığlığıdır.
Kayra, annesine ulaşmaya çalıştı. Karşılık bulamadı. Anlattı. Kimse duymadı. Bağırdı. Yine yalnız kaldı. Son sözlerini, “Ekran kaydı al, paylaş, bütün trans sitelerine at” diyerek, bir isyan belgesi gibi kamuya bıraktı. Çünkü onun ölümünün bir “bireysel sorun” değil, sistematik bir nefretin sonucu olduğunu biliyordu.
Devletin Dilinden Toplumun Nefretine
Kayra’nın ardından sosyal medyada paylaşılan video binlerce kişi tarafından izlendi. Ama asıl korkunç olan, videonun altına yazılan yorumlardı. Nefret kusan, aşağılayan, ölümü meşrulaştıran, “oh olsun” diyen, “bir eksik” diye alay eden ifadeler, bu toplumda nasıl bir çürümenin, nasıl bir kirli kanaatin egemen olduğunun göstergesiydi.
Bu nefret sürpriz değil. Devletin diliyle, iktidarın söylemiyle, Diyanet’in fetvasıyla, medyanın propagandasıyla yıllardır LGBTİ+ bireyler hedefe çakılıyor. Aile “kutsal” ilan ediliyor ama o ailenin içindeki şiddet, dışlamalar, baskılar yok sayılıyor. Bu düzende itibar, sadece cis-heteroseksüel normlara uyanlar için var. Diğer herkes için baskı, yoksulluk, ölüm var.
Yaşamak Direnişe Dönüşüyor
Kayra’nın hayatı boyunca bastırılan, görmezden gelinen kimliği, onun ölümünde bile alaya alındı. Ama Kayra’nın o son sözleri, “bize yaşama hakkı vermiyorlar” ifadesi, mücadeleye dönüşecek bir çağrıdır. Çünkü bu düzen, kendini “normal” ilan edenlerin kurduğu bir tahakküm sistemidir. Kayra’nın direnişi, bu tahakkümün teşhiridir.
Bizler biliyoruz: Trans kadınlar öldürülmüyor, öldürülmeye itiliyor. Aile reddi, sosyal dışlanma, işsizlik, evsizlik, şiddet ve nefret söylemiyle sistematik bir biçimde intihara sürükleniyorlar. Bu, bir halk sağlığı sorunu değil; bir sınıf, cinsiyet ve kimlik savaşıdır.
Kayra İçin Adalet, Tüm LGBTİQ+’lar İçin Özgürlük
Bu ülkede yaşamak, sadece “yaşama hakkı”nı istemek değil, her gün yeniden o hakkı savunmak anlamına geliyor. Kayra’nın ardından adalet talep etmek yetmez. Yaşayanların haklarını, kimliklerini, onurlarını savunmak için mücadeleyi büyütmeliyiz. Her intiharın arkasında bir toplum, bir sistem, bir ideoloji vardır. Kayra’nın ölümü karşısında susan herkes, bu sistemin suç ortağıdır.
Yaşamak istiyoruz. Görünür olmak, kabul edilmek, sevilmek, çalışmak, barınmak, sevmek istiyoruz. Ve bunun için mücadele etmekten, bu düzenin nefretine karşı örgütlenmekten vazgeçmeyeceğiz.