Son dönemde Türkiye’de artan orman yangınları, çevresel felaketlerin ötesinde, devletin tek imzasıyla orman alanlarının sermayeye açılmasıyla birleşerek ekolojik ve toplumsal bir krize dönüşüyor. Bu durum, neoliberal politikaların doğrudan devlet eliyle uygulanmasının somut bir örneği olarak değerlendirilebilir.
Orman Yangınları ve Devletin Rolü
Orman yangınları, doğal afetler olmanın ötesinde, devletin çevre politikalarının ve sermaye ilişkilerinin bir yansımasıdır. Yangınların ardından çıkan orman alanlarının hızla imara veya madenciliğe açılması, kapitalist bir mantığın sonucu olarak değerlendirilebilir. Bu süreç, “krizden fırsat yaratma” stratejisinin klasik bir örneğidir.
Erdoğan’ın Tek İmzasıyla Ormanların Sermayeye Açılması
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan 15 Ağustos 2025 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı (Karar Sayısı: 10212), Samsun ve Zonguldak illerinde yaklaşık 1 milyon metrekarelik ormanlık alanı orman statüsünden çıkarmıştır. Bu karar, 16 Ağustos 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Karara göre, bu alanlar orman sınırları dışına çıkarılmıştır. Ayrıca, İstanbul’un Büyükçekmece ilçesindeki bir bölge “Fırat Plastik Kauçuk Sanayi ve Ticaret AŞ İstanbul Özel Endüstri Bölgesi” olarak ilan edilmiştir.
Kararın gerekçesi, Orman Kanunu’na 2018 yılında eklenen 16. maddeye dayanmaktadır. Bu maddenin yürürlüğe girmesinden bu yana en az 26 milyon metrekare ormanlık alan orman statüsünü kaybetmiştir. Haziran 2024’te Beykoz’da 9 mahallenin ormanları bir gecede arsa statüsüne geçirilmişti. Temmuz’da ise 8 ilde 2,8 milyon metrekarelik alan tek imzayla orman dışına çıkarılmıştır.
Sermayenin Krizden Kazancı
Bu süreç kapitalizmin klasik mantığıyla açıklanabilir: Kriz (orman yangını) bir fırsata dönüşüyor (ormanların sermayeye açılması). Sermaye, devletin yasaları ve Cumhurbaşkanının tek imzasıyla ekolojik yıkımı kendi lehine çeviriyor. İşçi sınıfı ve kırsal halk, yangının ve rantın bedelini ödüyor; doğal yaşam ve toplumsal kaynaklar sermaye birikimi için talan ediliyor.
Toplumsal ve Ekolojik Etkiler
Su Kaynakları ve Tarım Alanları: Yanan ormanların yerine yapılan inşaatlar ve sanayi tesisleri, su kaynaklarını kirletmekte ve tarım alanlarını yok etmektedir.
Yerel Halkın Yaşam Koşulları: Kırsal alanlarda yaşayan halk, yaşam alanlarını kaybetmekte ve geçim kaynakları tehdit altına girmektedir.
Ekolojik Denge: Orman ekosistemlerinin yok edilmesi, biyoçeşitliliği azaltmakta ve iklim değişikliğine karşı dirençsizliği artırmaktadır.
İşçi Sınıfı ve Toplumsal Hareketlerin Stratejisi
Bu duruma karşı işçi sınıfı ve toplumsal hareketlerin aşağıdaki stratejileri benimsemesi önemlidir:
1. Ormanların Kamusal Alan Olarak Savunulması: Ormanlar, halkın ortak malıdır ve sermayeye açılmamalıdır.
2. Çevre Mücadelelerinin Birleştirilmesi: Orman yangınları, çevre mücadelesinin bir parçasıdır ve bu mücadeleler birleştirilmelidir.
3. Sermaye İlişkilerinin Sorgulanması: Ormanların sermayeye açılması, kapitalist ilişkilerin bir sonucudur ve bu ilişkiler sorgulanmalıdır. Ormanları ve doğayı savunma mücadelesi kapitalist mülkiyete karşı mücadeleden bağımsız değildir. Sınıf mücadelesine dayanmayan bir ekoloji mücadelesi bahçıvanlıktan başka bir şey değildir
Sonuç olarak, Türkiye’de orman yangınları ve orman alanlarının sermayeye açılması, sadece çevresel bir sorun değil, aynı zamanda toplumsal bir krizdir. İşçi sınıfı ve toplumsal hareketler, bu duruma karşı birleşik bir mücadele yürütmeli ve ormanları halkın ortak malı olarak savunmalıdır.