Çanakkale’de Kale Gıda işçileri, mahkeme kararıyla kazandıkları tazminat haklarını hâlâ alamıyor.
Şirketin, yargı kararlarına rağmen ödemeleri reddettiği belirtiliyor.
İşçiler, bu gaspa karşı şehrin dört bir yanına afişler yapıştırarak seslerini duyurmaya başladı.
Duvarlarda yankılanan cümleler yalın ama yakıcı:

> “Mahkeme kararıyla kazanılmış işçi tazminat haklarımızı ödemeyi reddetmektedir…
Ailemizin rızkına çökmenize izin vermeyeceğiz!”

Yargı bile tanınmıyor, patronlar keyfi hüküm sürüyor

Kale Gıda işçilerinin kazandığı davalar, artık “hukukun sınırları içinde” dahi çözülemeyen sınıfsal bir krizi gösteriyor.
Devletin mahkemeleri dahi işçileri haklı buluyor — ama sermaye sınıfı kararları uygulamıyor.
Bu durum, Türkiye’de patronların fiilen “kanun üstü” hale geldiğini; iş mahkemesi kararlarının dahi sermaye için bir “tavsiye” niteliğine indirildiğini açıkça gösteriyor.
İşçilerin ifadesiyle, “şirketin içi boşaltılıyor, adres değiştiriliyor ve sorumluluklardan kaçılıyor.”

İsim değiştirerek sorumluluktan kaçış

Kale Gıda, uzun süredir mali kriz ve yeniden yapılanma süreçleriyle gündemdeydi.
Şirketin bazı faaliyetlerinin İngiliz merkezli Bidfood tarafından devralınması sonrası, “Bidfood Kale” adıyla yeni bir ticari yapı ortaya çıktı.
Ancak bu dönüşüm, eski işçilerin tazminatlarını ortada bıraktı.
Bu tablo, Türkiye’deki sayısız örnekte olduğu gibi, “isim değiştirip borçlardan kurtulma” mekanizmasının klasik bir uygulamasıdır.
Kâğıt üstünde şirketin kimliği değişse de, sermaye aynı sermayedir; kâr aynı kârdır; gasp edilen emek yine aynı işçilerin alın teridir.

Duvarlar işçilerin gazetesi oldu

Çanakkale’nin sokaklarında, market çevrelerinde ve fabrika duvarlarında beliren afişler, artık bir direniş biçimi haline geldi. Duvarlar emekçi sınıfların matbaasıdır. Matbaa, tarihsel olarak fikirleri çoğaltıp yaymanın bir aracıdır. “Halkın matbaası” denilerek, duvarlara yazılan sloganlar, afişler, grafitiler veya posterler, işçilerin ve ezilenlerin kendi sesini duyurma, mesajını çoğaltma aracı olarak görülür. Bu, devletin veya burjuvazinin kontrolündeki medyaya alternatif, tabandan gelen bir propaganda aracıdır. Duvarlar herkesin görebileceği alanlardır. Buraya yazılan mesajlar, geniş kitlelere ulaştırılır, halk arasında bilinç ve farkındalık yaratır. Matbaa gibi, yazı ve semboller çoğaltılarak etkisi yayılır. Devletin sansürlediği, medyanın görmezden geldiği veya bastırdığı fikirler, sokaklarda duvarlar aracılığıyla görünür olur. Bu yüzden duvarlar bir çeşit “halk gazetesi” veya “emekçilerin propaganda aracı” işlevi görür.
İşçiler, medyada yer bulamayan seslerini sokağın diline taşıyor.
Bu afişler, susturulmuş bir sınıfın, kendi basın organını duvarlarda kurduğu bir eylem biçimidir.
Her bir afiş, “adalet mülkün değil, emeğin temelidir” diyen bir çağrıdır.

Bu sadece bir fabrika meselesi değil

Kale Gıda örneği, Türkiye’de binlerce işyerinde yaşanan sistematik bir tabloyu yansıtıyor.
Patronlar, işçilerin tazminatlarını ödememek için şirketleri bölüyor, adlarını değiştiriyor, malları devrediyor; devlet ise seyirci kalıyor.
Mahkeme kararlarının bile sermaye karşısında hükmü kalmıyor.
Bu tablo, burjuva hukukun sınıfsal karakterini tüm çıplaklığıyla gösteriyor:
Kapitalist düzende adalet, üretim araçlarını elinde tutanların çıkarına göre işliyor.

İşçilerin gerçek gücü birliğinde

Bugün Kale Gıda işçilerinin yaşadığı bu hak gaspı, yalnızca bir “alacak meselesi” değildir;
bu, kapitalizmin işçi sınıfına yönelttiği sistematik saldırının bir parçasıdır.
Tek çözüm, bireysel dava veya rica değil; örgütlü sınıf mücadelesidir.
Bu direniş, Çanakkale duvarlarından tüm ülkeye yayılan bir uyarıdır:

> “Şirketler isim değiştirebilir, patronlar saklanabilir —
ama işçilerin öfkesi, onların kaçamayacağı kadar büyüktür!”

Son söz

Kale Gıda işçileri yalnız değildir. Her gasp edilen tazminat, her ödenmeyen maaş, her kapatılan fabrika,
aynı sınıf düşmanına karşı büyüyen bir öfkenin harcıdır.

Çanakkale’de duvarlar konuşuyor: Ve bu kez o duvarlar, işçilerin sesiyle konuşuyor.