Tuzla’daki Amazon deposunda çalışan işçiler, kendilerine köle muamelesi yapıldığını açıkladı.
İşçiler, kampanya dönemlerinde izin kullanmanın yasaklandığını, telefonların toplandığını ve bir arkadaşlarının babasının ölüm haberini ancak molada öğrenebildiğini anlattı.
Bu iddialar, Amazon’un “yüksek verimlilik – sıfır duraksama” mantığıyla yürüyen üretim sisteminin Türkiye’deki en çıplak yansımasını gözler önüne seriyor. Amozon işçilerinin anlattığı bu durum ne bir distopya romanının kurgusu nede distopya filminden bir kesittir. Anlatılan kapitalist barbarlığın somut bir gerçeğidir. Bu gerçek kapitalizminin hayatta olduğu her gün işçi sınıfını nasıl bir makineye ve modern köleye çevirdiğinin en açık göstergesidir. Kapitalizminin hayatta kaldığı her gün işçi sınıfının vahşet sarmalına hapsolmasıdır.
Kapitalist üretim temposu ve dijital taylorizm
Amazon, dünya çapında “en yüksek hız, en düşük maliyet” hedefiyle çalışan bir dev.
Bu model, klasik taylorizmi —her hareketin saniyeye kadar ölçülüp denetlendiği iş bölümü sistemini— dijital çağın algoritmalarıyla yeniden üretiyor.
Depolarda çalışan işçiler, sistemin belirlediği hızda hareket etmek zorunda. Her gecikme, “verimsizlik” olarak kayda geçiyor.
Bu düzende insan değil, makine gibi davranmaları bekleniyor.
Amazon’un işçilerine “köle muamelesi yapılıyor” sözleri, bir abartı değil, sistemin yapısal bir sonucudur: Bu, dijital köleliktir. Amazon 21. Yüzyıl kapitalizminin simgesi hâline gelmiş şirketlerden birisidir.
İzin yasağı: Kampanya dönemlerinde mutlak denetim
İşçilerin “kampanya dönemlerinde izin yasak” iddiası, kapitalizmin artı-değer sömürüsünün doruk noktalarını açığa çıkarıyor.
“Black Friday”, “Efsane Kasım” ya da benzeri kampanyalar işçiler için kâbus anlamına geliyor.
Fazla mesailer fiilen zorunlu hale gelirken, dinlenme hakkı ortadan kalkıyor.
Patronun gözünde insan değil, yalnızca kârın kampanyası var.
Bu durum, Türkiye İş Kanunu’na göre açık bir hak ihlalidir. Ancak uygulanabiliyor, çünkü işçiler sendikasız, güvencesiz ve örgütsüz bırakılmış durumda. Bu durum şu gerçekliği bir kere daha en acı şekilde haykırıyor: Eğer bir iş yerinde, sendika, işçi meclisi, komite vb örgütlülük yoksa, o iş yerindeki işçiler patronların kölesi olmaya mahkûmdur.
Telefon yasağı: İnsani bağların koparılması
Bir işçinin babasının ölümünü molada gelen mesajla öğrenmesi, kapitalist denetimin insani sınırlarını aşan totaliter yüzünü gösteriyor.
Telefon yasağı, yalnızca “verimlilik” bahanesiyle değil, işçinin dış dünyayla bağını koparmak için de uygulanıyor.
Bu, emek sürecinde insanın sadece bir “üretim parçası”na indirgenmesi anlamına geliyor.
İnsanın duyguları, aile bağları, acıları — kâr makinesi içinde önemsiz hale getiriliyor. Bu tablo, modern fabrikalarda insanlık dışı üretim disiplininin en keskin örneklerinden biridir. Burjuva demokrasisinin en geliştiği ülke dahi olsa, eğer o fabrikada , iş yerinde işçiler örgütsüzse, modern fabrika disiplini altında yaşanan şey otoriter, faşist rejimlerin insanlar üzerinde kurduğu tahakküm ilişkisi yaşanır.
Tuzla örneği: Lojistik sektöründe yeni sömürü laboratuvarı
Tuzla artık sadece tersaneleriyle değil, depo ve lojistik merkezleriyle de sömürünün yoğunlaştığı bir bölgeye dönüşmüş durumda.
Kuryeler, depo işçileri, taşeron temizlikçiler aynı zincirin halkaları haline geldi.
Amazon gibi çokuluslu tekeller, Türkiye’nin düşük ücret rejimini kullanarak küresel tedarik zincirinin “ucuz emek deposunu” yaratıyor.
Bu durum, emperyalist merkezlerdeki —örneğin Almanya ve ABD’deki— Amazon işçilerinin mücadelesiyle doğrudan bağlantılıdır.
Enternasyonal işçi dayanışması olmadan bu zincir kırılmaz.
Bu tür haberler, sadece teşhir değil, örgütlenme çağrısı olmalıdır.
Bağımsız işçi komiteleri kurulmalı,
Lojistik ve depo sektöründe enternasyonal dayanışma ağları güçlendirilmelidir.
Çünkü işçiler, “insanlık dışı koşullar”dan değil, üretim araçlarının özel mülkiyetinden kurtulmadıkça özgürleşemeyecekler.
Bu yaşananlar bir distopya değil — kapitalizmin bugünkü somut gerçeğidir.