1 Mayıs’ların önemi, işçi sınıfının ve toplumsal muhalefetin gerçekleştirdiği en kitlesel ve en coşkulu gösteriler olmasında saklıdır. Bu yüzden her 1 Mayıs, yalnızca bir eylem günü değil; o yılın sınıf mücadelesinin gerçek durumunu yansıtan bir barometredir. Kitlesellik, coşku, ileri sürülen talepler ve alandaki ideolojik atmosfer; işçi hareketinin hangi doğrultuda ilerlediğini açık biçimde ortaya koyar. Bu nedenle 1 Mayıs değerlendirmesi, sıradan bir durum kritiği değil; doğrudan doğruya sınıf mücadelesinin yönünü ve ihtiyaçlarını tartışmak, somut görevler belirlemek anlamına gelir.
Her yıl 1 Mayıs hazırlıklarının merkezine “nerede kutlanacak?” tartışması oturur. Ancak bu tartışma, gerçekte politik bir tercihin üzerini örter. Taksim’i sıradan bir miting alanı olmaktan çıkaran, onun tarihsel ve siyasal anlamıdır. Türkiye işçi sınıfı ilk kitlesel 1 Mayıs’ını 1976’da burada gerçekleştirdi. Ardından 1977 Taksim 1 Mayıs Katliamı ile sermaye devleti bu yükselişe kanlı bir yanıt verdi. 12 Eylül askeri darbesine kadar Taksim, kitlesel ve devrimci 1 Mayıs’ların merkezi olmaya devam etti. Bu nedenle Taksim ısrarı, bir “yer tercihi” değil; tarihsel hafızada, kitlesel ve devrimci 1 Mayıs geleneğinde ısrarın adıdır.
Söz konusu 1 Mayıs olunca, DİSK bürokrasisinin yıllardır izlediği kangrenleşmiş bir çizgi söz konusudur. Önce Taksim’i dillendirir, ardından yasak bahanesiyle geri çekilir ve “kitlesellik” gerekçesiyle devletin gösterdiği alanlara yönelir. Bu sadece bir geri adım değil; aynı zamanda 1 Mayıs’ın içeriğinin boşaltılmasıdır. Mitingler, emekçilerin kürsüsü olmaktan çıkarılarak burjuva muhalefetin ve özellikle CHP’li belediye başkanlarının kürsüsüne dönüştürülmektedir. DİSK genel merkezinin Ankara’ya taşınması da bu yönelimin tesadüfi değil, yapısal olduğunu göstermektedir. Bu adım, işçi sınıfına değil, bürokratik merkezlere yakınlaşma iradesinin ifadesidir.
2026 1 Mayıs’ı, bu çelişkilerin daha açık hale geldiği bir moment olmuştur. DİSK, daha miting başvurusu bile yapmadan Taksim kararından vazgeçmiş ve Kadıköy’ü adres göstermiştir. Buna karşılık, mücadeleci sendikalar ve işçi örgütlerinin girişimiyle bir Taksim 1 Mayıs inisiyatifi kurulmuş ve örgütlenme çalışmaları başlatılmıştır. Böylece Taksim, yalnızca bir alan tartışması olmaktan çıkmış; işçi hareketi içinde somut bir politik ayrım çizgisine dönüşmüştür. İşçi sınıfının bağımsız hattını savunanlar, fiili-meşru mücadeleyi esas alanlar Taksim’de ısrar etmiştir. Buna karşılık, sermayenin ve devletin ikincil aygıtına dönüşmüş bürokratik sendikal yapılar ve onlara entegre olmuş, parlamentarizme hapsolmuş reformist teşkilatlar Kadıköy’e ve İstanbul dışındaki alanlara yönelmiştir.

2026 1 Mayıs’ının diğer yıllardan ayırt edici yönleri şunlardır: Taksim çizgisi çok daha net bir şekilde ortaya konmuş, geniş örgütler tarafından işçi sınıfının her kesiminde karşılık bulmuştur. 1 Mayıs’ın nerede kutlanacağı tartışmalarından ziyade, düzen dışı işçi sınıfının bağımsız mücadele hattının nasıl öne çıkarılacağı, Taksim’in nasıl daha kitlesel hale getirileceği üzerine yoğunlaşılmıştır. 2025 yılında Taksim dışında duran bazı örgütler (TİP), bu yıl tabandan gelen basınçla Taksim iradesini sahiplenmek zorunda kalmıştır.
Yaklaşık 600 gözaltıya, polis terörüne, yolların ve toplu ulaşımların kapatılmasına rağmen kitleler tüm engellemelere rağmen Mecidiyeköy’de bir araya gelebilmiş ve kendi kürsüsünü kurabilmiştir. Taksim’i kuşatma konusunda ciddi eksiklikler olmasına rağmen militan bir mücadele hattı arayan azımsanmayacak bir işçi, emekçi ve gençlik kitlesi mevcuttur. 2026 1 Mayıs’ı bu gerçekliği açığa çıkarmıştır.
Taksim dışında İstanbul’da iki ayrı miting daha yapılmıştır. Kadıköy’de, DİSK, KESK, TMMOB ve TTB öncülüğünde düzenlenen miting; işçi sınıfını temsil etme gücünü giderek kaybeden, sermayenin ikincil aygıtına dönüşmüş bürokratik sendikalar ve onların parçası haline gelmiş sosyalist reformist teşkilatların hakimiyetinde gerçekleşmiştir. Kartal’da ise SİP/TKP tarafından düzenlenen miting, politik hat olarak ulusalcı ve örgütsel olarak ultra sekter bir çerçevede kalmış; kendi içine kapanmış, etkisiz ve cılız bir görünüm sergilemiştir. Bu çizgi, işçi sınıfının gerçek hareketinden kopuk olduğu için etkisizliğe mahkûmdur.
Dörtlü olarak bilinen DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin düzenlediği miting, kitlesellik gerekçesiyle Taksim’den kaçınılmasına rağmen kitlesel geçmemiş; sönük ve etkisiz kalmıştır. Politik olarak 1 Mayıs, işçi sınıfının kürsüsü olmaktan çıkarılıp CHP’nin arka bahçesine çevrilmiştir.
Taksim dışında yapılan 1 Mayıs’lar, Erdoğan’ın atadığı İstanbul Valisi tarafından adeta teşekkürle karşılanırken; Taksim 1 Mayıs’ı marjinal ilan edilerek kriminalize edilmeye çalışılmıştır. Bu durum, hangi çizginin düzen açısından “kabul edilebilir”, hangisinin ise “tehlikeli” olduğunu açıkça göstermektedir.

2026 1 Mayıs’ı şu görevlerin aciliyetini öne çıkarmaktadır. İşçi sınıfının bağımsız, militan ve devrimci hattını güçlendirmek temel görevdir. Iskartaya çıkmış DİSK ve sendikal bürokrasiye karşı, işçi sınıfının farklı sektörlerinde alternatif arayışlar hız kazanmaktadır. Son yıllarda işçilerin kendi inisiyatifleriyle kurduğu sendikaların sayısı artmaktadır. Proleter devrimcilerin görevi tam da burada başlamaktadır: işçi sınıfı içinde taban komiteleri, işyeri komiteleri ve işçi konseyleri gibi öz örgütlenmeleri geliştirmek için özel bir çaba içine girmek.
İşçi sınıfının ve ezilenler cephesinin en temel sorununun devrimci önderlik eksikliği olduğu gerçeğini açığa çıkarmak ve tüm faaliyetleri bu sorunun çözümüne tabi kılmak zorunludur. Enternasyonal devrimci güçlerin dağınıklığını ortadan kaldırmak, bu güçlerin birliğini sağlayacak zeminler ve platformlar oluşturmak en acil devrimci görevler arasındadır.
Taksim’i kazanacak olan bu hattır.
Özgürlük savaşan işçilerle gelecek!
Yaşasın Dünya Sosyalist Devrimi!