Merhaba, ben kapitalizmin tapınakları olan bir AVM’nin yemek katında çalışan bir fasfood işçisiyim.
Sizlere AVM’lerin ışıltılı dünyasının perde arkasını aralamak ve işçi sınıfının ceplerindeki son üç kuruşu tekrar sermayeye kazandıran o devasa binaların nasıl insan sömürdüğünü anlatmak istiyorum.
Ben, yemek katındaki fast food işletmelerinden biri olan Popeyes’ta çalışan, henüz yirmi yaşında bir emekçiyim.

İş yerindeki en büyük sorunumuz, bizi hırsız olarak damgalayan üniforma politikasıdır. Şirket yönetimi, hırsızlık şüphesiyle bize cepsiz pantolonlar vermektedir. Bu uygulamanın en aşağılayıcı boyutu ise pantolonun üzerinde sanki cep varmış gibi yapılmış sahte dikiş izleridir. Bu, onur kırıcı bir muameledir; bizler alın teriyle geçinen, dürüst işçileriz. Ne hırsızız ne de aptalız. Sürekli şüpheli statüsünde tutulmayı ve bu iki yüzlü uygulamayı reddediyoruz.

Çalışma tempomuz inanılmaz derecede yoğundur. Müşteri akışı hiç kesilmezken, sürekli eksik personelle çalıştırılıyoruz. Şirket, maliyetten kısmak adına tüm yükü mevcut personelin omuzlarına yıkmaktadır. Bu yoğun emeğin maddi karşılığı ise sefalet düzeyindedir. Bir saatlik kesintisiz ve ağır üretimin karşılığı, bir paket sigara fiyatını bile karşılamamaktadır. Emeğimiz sistematik olarak değersizleştirilmektedir.

Bu yoğun tempo ve yetersiz personel nedeniyle dinlenme hakkımız gasp edilmektedir. Molalarımız kesintiye uğramakta, doğru düzgün dinlenemeden tekrar işe dönmek zorunda kalmaktayız. Üzerimizde sürekli ve inanılmaz bir baskı mevcuttur. Hata yapma lüksümüz yoktur; en ufak aksaklıkta dahi sindirme ve üretim baskısı ile karşı karşıya kalıyoruz.

Bizler sermayenin gözünde birer insan değil, adeta makina olarak görülmekteyiz. İşsiz kalma ya da “kod” yiyerek işten çıkarılma korkusu nedeniyle çalışanlar da haklarını savunmakta çekingen davranıyor.

Ayrıca iş yerindeki rütbelendirme politikası, işçileri birbirine göre daha üstün ya da daha düşük konumlandırdığı için, maalesef “personel” rütbesinin üzerine çıkanlar sınıfını unutuyor. Komşu işletmelerle yapılan yapay yarışmalar veya diğer şubelerle düzenlenen hiçbir anlamı olmayan bu yarışmalar, sınıfı kendi sınıfdaşlarına rakip yapıp birleşmenin önüne geçen politikalardır.

Tüm bu haksızlıkların temel nedeni, bizim örgütsüz ve sendikasız olmamızdır. Birlik olmadığımız sürece şirketler bu baskı ve sömürü düzenini sürdürmeye devam edecektir. Bu mektup bir şikâyetten öte, bir çağrıdır.

Tüm AVM ve fast-food işçisi kardeşlerimi, bu baskıya ve cepsiz pantolon utancına son vermek için tek vücut olmaya, sendikal örgütlenmenin gücünü kavramaya ve işçi direnişini örgütlemek üzere birleşmeye davet ediyorum. Başka türlü bu düzen değişmeyecektir.

Saygılarımla …