Piyasaya Devredilen Kamu Hizmeti, Halktan Çalınan Milyonlar
Elektrik dağıtımı, toplumun en temel ihtiyaçlarından biri olan enerjinin yurttaşlara kesintisiz ve eşit biçimde ulaştırılmasını amaçlayan zorunlu bir kamu hizmetidir. Ancak Türkiye’de bu alan, yıllardır “verimlilik”, “rekabet” ve “yatırım” söylemleriyle özel şirketlere devredilmiş, sonuç ise halk açısından ağır bir soygun rejimi olmuştur. Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş. (DEDAŞ) hakkında ortaya çıkan belgeli iddialar, bu yağma düzeninin en somut ve çarpıcı örneklerinden biridir.
İçerden Tanıklık: “Bu Bir Hata Değil, Sistem”
DEDAŞ’ta 6 yıl boyunca Endeks Okuma Görevlisi olarak çalışan Ebubekir Özgür, şirketin yurttaşlardan sistematik biçimde fazla fatura tahsil ettiğini, mevzuata aykırı uygulamalarla milyonlarca liralık haksız kazanç sağladığını belirterek Urfa Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Özgür’ün anlattıkları, bireysel bir mağduriyet değil; kurumsallaşmış bir talan mekanizmasına işaret ediyor. Özgür’e göre DEDAŞ, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) mevzuatında karşılığı olmayan uygulamalarla, özellikle yoksul emekçi mahallelerinde yaşayan aboneleri hedef alarak faturaları keyfi biçimde şişirdi.
“Ek Tüketim” Adı Altında Fatura Şişirme
İddiaların merkezinde, DEDAŞ’ın mesken abonelerinde 80 TL altındaki faturaları kabul etmemesi yer alıyor. Gerçek tüketimi 10, 30 ya da 50 TL olan abonelerin faturaları, sistem üzerinden “ek tüketim” kodu girilerek zorla 80 TL’ye tamamlanıyor. Bu uygulamanın EPDK mevzuatında hiçbir yasal dayanağı bulunmuyor. Ebubekir Özgür’ün savcılığa sunduğu belgelere göre:
Şanlıurfa’da 2016 yılında abonelerin gerçek tüketimi 17 milyon TL iken, DEDAŞ tarafından 25 milyon TL’lik ekleme yapıldı. 2017’de 10 milyon TL’lik tüketime karşılık 20 milyon TL ekleme yapıldı. 2018’in ilk 11 ayında 10 milyon TL’lik tüketime 25 milyon TL ilave edildi. Böylece yalnızca Urfa’da 3 yıl içinde abonelerin 37 milyon TL’lik gerçek tüketimine karşılık, yaklaşık 70 milyon TL tahsil edildi. Bu fark, şirket kasasına aktarılan açık bir haksız kazançtır.
Hayali Faturalar: Sayaç Okunmadan Kesilen Borçlar
Usulsüzlük bununla sınırlı değil. Özgür, DEDAŞ’ın çok sayıda aboneye sayaç okunmadan, masa başında hayali faturalar kestiğini de belgeleriyle ortaya koydu. Sayaçlara ulaşılamadığı durumlarda, yasal prosedürler işletilmeden, tahmini ve keyfi tutarlar abonelere borç olarak yazıldı. 2018 yılının Mayıs–Ağustos ayları arasında, Eyyübiye, Karaköprü, Haliliye ve Viranşehir ilçelerinde bir personelin 5 dakika içinde 52 abonenin sayacını okumuş gibi gösterildiği kayıt altına alındı. Fiziken imkânsız olan bu işlemler, sistem üzerinden yapılmış sahte okumaları açıkça ortaya koyuyor. Sadece bu 4 ayda yaklaşık 30 bin aboneye bu yöntemle fatura kesildi. Bu noktada dikkat çekici olan şudur: Okuyucu personel, bu işlemleri kendi inisiyatifiyle değil, üstlerden gelen talimatla yapmak zorunda bırakılıyor.
Kaçak Söylemi, Zor Aygıtı ve Irkçı Manipülasyon
DEDAŞ’ın uygulamaları yalnızca fatura kalemleriyle sınırlı değildir. Şirket, bölgede “kaçak kullanım yaygın” söylemini sistematik biçimde kullanarak hem faturaları şişirmekte hem de baskı ve zor aygıtlarını devreye sokmaktadır. Köylerde ve emekçi mahallelerinde elektrik kesintileri, çoğu zaman jandarma ve TOMA eşliğinde gerçekleştirilmektedir. Elektrik gibi yaşamsal bir hizmetin kesilmesi, fiilen bir cezalandırma ve sindirme aracına dönüştürülmektedir. Bu nedenle bölgede DEDAŞ, halk arasında ironik ama son derece politik bir ifadeyle “DEDAŞ terör örgütü” olarak anılmaktadır. Bu tanım, şirketin uygulamalarının yarattığı korku, keyfilik ve sürekli tehdit halini özetlemektedir. Bu baskı rejimi aynı zamanda ideolojik bir perdeyle tamamlanmaktadır. Milliyetçi ve ırkçı sosyal medya trolleri, “Kürtler kaçak elektrik kullanıyor, onların parasını biz ödüyoruz” söylemiyle sistematik bir nefret dalgası üretmektedir. Böylece dikkatler, elektrik dağıtım şirketlerinin belgeli soygunundan ve kamusal denetimsizlikten uzaklaştırılmakta; faturaların kabarmasının nedeni olarak yoksul halk ve Kürt emekçiler hedef gösterilmektedir. Oysa gerçek şudur: Faturalar, kaçak kullanım nedeniyle değil; şirketlerin kâr iştahı, mevzuata aykırı uygulamaları ve denetimsizliği nedeniyle şişmektedir. Irkçı propaganda, bu sınıfsal gerçeğin üzerini örtmeye yarayan bir sis perdesidir.
Kaçak Bedeli Bahane, Soygun Şahane
DEDAŞ’ın bir diğer uygulaması ise “kaçak kullanım” gerekçesiyle yasal sınırların üzerinde ceza kesilmesi. Yasada örneğin 1.500 TL olarak belirlenen bir ceza, şirket tarafından 4–5 bin TL’ye kadar çıkarılmaktadır. Vatandaş itiraz ederse, şirket bunu “personel hatası” diyerek geri ödemeyi kabul etmektedir. İtiraz etmeyen ise bu keyfi cezayı ödemeye mahkûm bırakılmaktadır. Ayrıca borcundan dolayı elektriği kesilen abonelere, herhangi bir tutanak tutulmadan, normal fatura gibi iki kat bedel yansıtılmaktadır. Bu uygulamanın EPDK mevzuatında karşılığı yoktur.
Yargı Süreci: Nitelikli Dolandırıcılık
Ebubekir Özgür’ün suç duyurusu ilk aşamada takipsizlikle sonuçlandı. Ancak itiraz üzerine hakim kararı kaldırdı ve dosya “nitelikli dolandırıcılık” kapsamında yeniden soruşturulmaya başlandı. Özgür, DEDAŞ’ın Diyarbakır, Mardin, Siirt, Şırnak, Batman ve Şanlıurfa’da 1 yıl içinde 2 milyon 300 bin fatura üzerinde oynama yaparak yaklaşık 100 milyon TL haksız kazanç elde ettiğini belirtiyor.
Sömürü Çarkının İki Yüzü: Abone ve İşçi
Bu tablo, özelleştirilen elektrik dağıtım şirketlerinin yalnızca kullanıcıları değil, kendi çalışanlarını da sömürdüğünü gösteriyor. İşçiler, işten atılma korkusuyla hukuksuz uygulamalara zorlanıyor; ses çıkaranlar tasfiye ediliyor. Özel dağıtım şirketleri için işçi de abone de aynı anlama geliyor: maliyet kalemi.
Sorun Bireysel Değil, Sistemiktir. Çözüm İse Yağmacı Şirket Mülkiyetini İşçi Denetimine Geçirmektir!
DEDAŞ dosyası, elektrik gibi doğal tekel niteliği taşıyan bir alanın piyasaya açılmasının kaçınılmaz olarak yağma, baskı ve hukuksuzluk ürettiğini göstermektedir. Bu nedenle çözüm, “daha iyi denetim” değil, özelleştirme politikasının kendisinin tasfiyesidir. DEDAŞ dosyası, özelleştirme rejiminin emekçi halka karşı nasıl bir yağma düzeni kurduğunun açık kanıtıdır. Bu düzene karşı, elektrik işçileriyle abonelerin ortak sınıf mücadelesi örülmelidir.
Dağıtım şirketleri kamulaştırılsın!
Elektrik, işçi denetiminde kamusal bir hizmet olsun!
Elektrik bir meta değil, toplumsal bir haktır.
Elektrik dağıtım şirketleri kamulaştırılmalıdır.
Kamulaştırma, bürokratik değil, işçi denetimi ve halkın demokratik katılımıyla hayata geçirilmelidir.
Faturalar ve maliyetler toplumun denetimine açılmalıdır.