Yılmaz Güney’in mirası, sanatın bir “kaçış” değil, aksine toplumsal mücadeleyle bütünleşmiş bir silah olduğunu gösterir. Burjuva sineması, bireysel hikâyeleri parlatırken, Güney işçi sınıfının, Kürt halkının ve köylülerin kolektif hikâyesini anlattı. O, “sanat sanat içindir” değil, “sanat halk içindir” şiarını savundu.
Bugün onun mirasına sahip çıkmak, sadece filmlerini anmak değil, aynı zamanda ezilenlerin mücadelesini büyütmektir. Çünkü “Umut”ta at arabasıyla yaşam mücadelesi veren Cabbar, bugün asgari ücretle ay sonunu getirmeye çalışan işçidir. “Yol”da askeri baskılar altında ezilen köylüler, bugün kayyum rejimiyle iradesi gasp edilen Kürt halkıdır. “Sürü”deki feodal bağların kıskacında ezilenler, bugün kapitalizmin zincirlerine mahkûm edilen milyonlardır.
Yılmaz Güney’in kamerası bize şunu öğretir:
Sanat, devrimci mücadelenin bir parçası olmalıdır. Gerçek özgürlük, işçi sınıfının enternasyonal kurtuluş mücadelesinde yatmaktadır.
“Çirkin Kral, ezilenlerin yüreğinde yaşıyor!”
“Umut’tan Yola, Yoldan devrime: Yılmaz Güney yaşıyor, mücadele sürüyor!”