Kapitalizmin nasıl bir düzen olduğunu, onun yegane alternatifinin sosyalist devrim olduğunu emekçi yığınlara hakkıyla anlatacak bir film devrimci komünist propoganda açısından üst düzey etkiye sahip bir aracı haline gelebilir. Eğer devrim adına anlatılan “kanun hükmünde gökten inme sosyalizm” ise bu proje sosyalizmi itibarsızlaştırmaktan başka bir işlev taşımaz. Tarih boyunca sosyalizme en büyük zararı burjuvaziden çok sosyalizm adına hareket eden bürokratik klikler vermişlerdir. Bugün de kendilerine sosyalist, komünist etiketleri yapıştıran nice parti, grup ve çevrenin tasavvur ettiği “sosyalizm” anlayışı Marksizmin açık inkarına dayanmaktadır. Türkiye özelinde de bu anlayışın başını çeken gruplardan birisi SİP-TKP’dir. 2011 yılında kendi sosyalizm anlayışlarını yansıtan “Devrimden Sonra” filmi beyaz perdeye çekilmiştir. O yıldan bugüne SİP-TKP bu filmi her fırsatta görünür kılmaya çalışarak kendi tepeden inmeci “Kanun hükmünde sosyalizm” anlayışının propagandasını yapmaktadır. SİP-TKP’ye yakın Bağımsız Sinema Merkezi, sosyal medya hesaplarında bu filmden replikler paylaşarak #çaresosyalizmde vurgulu propaganda yapmaktadırlar. Filme yönelik Marksist eleştiri yönelten her sosyal medya kullanıcısı engellenmektedir. Bu makalenin amacı film eleştrisinden çok, tasavvur edilen sosyalizm anlayışının Marksizmin inkarı olduğunu ve sınıflar mücadelesinin olağan akışı içerisinde hiçbir karşılığının olmadığını açıklama amacı taşımaktadır.Film devrim sürecini değil, iktidarın alındığı ilk günlerini ve ilk aylarında yaşanan değişiklikleri anlatmaktadır. Filmin başında radyodan SİP/TKP’nin kararnamesi okunmakta, ülkeyi artık sosyalist bir iktidarın yönettiği ilan edilmektedir. Ülkede bu düzeyde bir devrim süreci yaşanmakta fakat sokaklarda ne bir gösteri ne bir yürüyüş var. Tüm burjuva devletlerde dahi seçim sonuçları açıklanınca kazanan partinin, adayın seçmenleri sokaklarda kutlamalar gerçekleştirmektedir. Nasıl olmuşsa sosyalist iktidar kendi programını radyodan yayınlamakta, sokaklar süt liman, ülkenin burjuvaları taksiyle havalimanına giderek yasal yollarla, elini kolunu sallayarak yurt dışına kaçmaktadır. Filmde anlatılan durum değil bir sosyalist devrimde, sıradan bir kapitalist ülkedeki seçim akşamında ve sonraki ilk günlerinde dahi yaşanmasının ihtimali yoktur. Yalnızca SİP/TKP’li öğrenciler hükümete destek mitingleri yapmakta, sokaklarda gazete satarak, bildiri okumaktadırlar. Devrim için işçilerin, emekçilerin en ufak bir seferberliği yoktur. Devrim gerçekleşmiş fakat gerek kentlerde gerek kırlarda tüm burjuva devlet aygıtları yerlerinde durmakta, asla yıkılmamakta yalnızca yeni döneme göre restore edilmektedir. Tüm burjuva devlet aygıtlarının ilgasını gerçekleştirip, yerlerine işçi sınıfının öz yönetim organlarını inşa etmeyen sosyalist devrim eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu durumda gerçekleşen sürece asla devrim denemez yalnızca mevcut düzende reformlar gerçekleştirmek olarak tanımlanabilir. Tüm üretici güçler devrim sürecinden o kadar uzak ki, onlar adına devrim yapmış bir partiyi tedirginlik, merak ve sempati arasında gidip gelen bir ruh haliyle dışarıdan izlemektedir. Üst düzey traji komik kısmı kırsalda geçen bölüm. Devrim gerçekleşmiş, devrim programında kırsalda gerçekleşecek hiçbir uygulama henüz kıra uğramamış, herhangi bir köy şurası, komitesi vb en ufak bir örgütlenme yok, yalnızca köyde “Komünist Ömer” adlı bir partili var onun da yaptığı tek faaliyet köy kahvesinde okey oynamak. Köyün gençlerinden birisi ne oldu bizim devrim, hani çiftlik kuruyordunuz, toprak hepimizin olacaktı diye sorar. Komünist Ömer onu tersler, düne kadar buna karşı çıkıyordun, şimdi mi aklın başına geldi diye fırça atarak İlçe Tarım Müdürlüğüne gönderir. İlçe Tarım Müdürlüğünden rica minnet getirilen parti bürokatı, sosyalist hükümetin köylerde uygulayacağı politikaları anlatarak, köy ağasına artık bu topraklar senin değil, tüm köylünün der ve gider. Film boyunca devrimden habersiz halka kararnameler okunmakta halk böylece aydınlanmakta ve sihirli devrim süreci hiçbir sorun yaşamadan başlamaktadır. İşçilerin devrimde hiçbir rolünün olmadığını fabrika kamulaştırması sahnesinde görmek mümkündür. Devrim gerçekleşmiş fakat işçilerde en ufak bir örgütlülük, komite, şura vs yok. Hatta fabrikada bir tane bile öncü komünist işçi yok. Partinin bürokatları gelip fabrikayı kamulaştırdıklarını anlatacakları toplantıyı organize etmekte, fakat işçiler bu kavramları ilk kez duymakta ve “bizi işten atarlar mı, maaşlarımızı öderler mi” gibi sorular sormaktalar. Nasıl olur da sosyalist devrimin gerçekleştiği ülkede işçiler tek grev, fabrika işgali, komite, konsey vb hiçbir deneyim yaşamazlar? Nasıl olur da sosyalist devrimin yaşandığı ülkenin işçilerinin bilinç düzeyi bugün sendikal örgütlenme deneyimi yaşıyan sıradan bir işçinin bilinç düzeyinin çok altındadır? Burada SİP/TKP’nin elitist üstenciliği filme yansıtılmıştır. İşçiler dediğiniz de işte bunlardır, devrim olmuş hala farkında değiller anlayışının dışa vurumudur. İşçi sınıfı için en iyisini biz biliriz, sınıfa rağmen, sınıf için devrimi biz yaparız, biz onların kurtarıcı kahramanlarıyız. Film boyunca buram buram elitizm, tepeden inmeci bürokatizm kokmaktadır. Devrimde, iktidar aygıtlarının yönetiminde bir avuç eğitimli bürokrat tarafından gerçekleşmekte, işçiler ise bu sürecin dış kapısının dış mandalı konumundadır. SİP/TKP’nin sosyal şoven postal seviciliği de filmde eksik kalmamış. Devrim gerçekleşmiş ne hikmetse burjuva iktidarını korumakla yükümlü NATO’nun en güçlü ordularından olan TSK’dan hiçbir itiraz gelmemiş, işçi milisleri, öz savunma komiteleri kurulmamış, ordu içerisinde devrime destek veren bir yarılma yaşanmamış, herşey süt liman şekilde ordu TKP’nin kararname sosyalist devrimini dışarıdan sempatiyle izlemekte ve onlardan gelecek karanameyi heyecanla beklemektedir. Aslında “Yurtsever ordumuz TSK” NATO’dan çıkmaya, devrimin zinde gücü olmaya dünden razıdır fakat bugüne kadar öncü partisini bulamamıştır, çok şükür ki o öncü parti iktidara gelmiştir. Filmin bu saçma sahnesi yalnızca Kemalist emekli subayların gönlünü okşamak için yapılmıştır. Orduya yurtsevet, ilerici, devrimci roller biçilerek ordunun sınıfsal karakterinin ve tüm işgal, katliamlarının üstü örtülmektedir. Burada anlatılan durumun gerçek hayatta hiçbir karşılığı yoktur. Yalnızca SİP/TKP’nin postal seviciliği beyaz perdeye aktarılmaktadır. Film boyunca Kürt sorunundan hiç ama hiç bahsedilmemiş, çünkü SİP/TKP için böyle bir sorun yoktur. Düzen içinde zaten ulusal sorun çözülemez, devrimden sonra da zaten ulusal sorundan bahsetmenin anlamı yoktur. Devrim Kürtleri de kurtaracaktır, onlar için neyin iyi olup olmayacağını da ancak SİP/TKP’nin bürokatları bilmektedir. Bunun sonucu olarak bilirkişi parti komitesi tarafından UKKTH( ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı) ilkesi kaldırılmıştır. Filmde anlatılan sürecin devrimle, sosyalizmle, Marksizmle, uzaktan yakından hiçbir alakası yoktur. Anlatılan tepeden inmeci Bonopartist BASS rejimlerinin kötü bir karikatürünün beyaz perdeye aktarımıdır. Yapılmış olan filmin devrim, sosyalizm kavramlarının içinin boşaltılması, bilinç bulanıklığı yaratmak, sosyalizmi itibarsızlaştırmak dışında hiçbir işlevi yoktur. SİP/TKP’nin de parti olarak işlevi bundan farklı değildir. Kemalizmin sol içindeki turuva atı görevini üstlenerek düzene muhalif emekçileri, gençleri sistem içinde tutarak düzenle barışmasını sağlamaktadır.