Gürsu’da Ormanlar Yandı, Maden Sahası Ortaya Çıktı: Bu Tesadüf Değil, Sınıf Gerçeğidir!
Bursa’nın Gürsu ilçesinde ormanlar yandı. Alevler ağaçları, hayvanları, toprağı yuttu. Her zaman olduğu gibi ekranlarda “doğal afet”, “kuraklık”, “ihmal” gibi kelimeler döndü durdu. Oysa henüz dumanı tüten orman alanının altından maden ruhsatı çıktı. Meğer bu alan, önceden planlanan bir kalker ocağı ve kırma-eleme tesisi projesinin merkeziymiş. Ve ne “şaşırtıcı” ki, ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) raporu bile gereksiz görülmüş. Yangının külleri daha soğumadan doğa değil, sermaye kazandı. Bu tesadüf değil. Bu, kapitalizmin kanlı planlarının bir parçası. Yanan ormanların içinden hep madenler, oteller, inşaat projeleri çıkıyor. Çünkü bu sistemde doğa da, işçi de, orman da, insan da ancak bir avuç zenginin çıkarına hizmet ettiği sürece “değerlidir.”
“Orman Vasıf Dışı Kaldı” Yalanı: Talanın Yeşil Kılıfı
Kapitalizm, doğayı da bürokrasiyi de bir suç aleti gibi kullanıyor. Her yangından sonra duyduğumuz aynı nakarat:
> “Zaten orman vasfını yitirmişti…”
“Kamu yararı için…”
“İstihdam yaratacak…”
Oysa biz biliyoruz: Bu projeler kamu için değil, patronlar için var. Gürsu’daki kalker ocağı projesi de, orman vasfını yitirmesi beklenen her alan gibi “doğal felaket” bahanesiyle sermayeye açılıyor. Bu sistem, doğanın talanını “hukuki” gösterecek her hileyi kullanıyor.
Ormanı yakıyor, ardından “yeniden yeşillendirme” değil, maden ve inşaat getiren bir yıkım düzeni inşa ediyor.
Kim İçin Yıkım, Kim İçin Kâr?
Yanan sadece ağaçlar değil. Emekçilerin yaşam alanları, soludukları hava, içtikleri su, geleceği de yanıyor. Bu madenlerin yaratacağı “istihdam” ise ağır işçilik, düşük ücret ve iş cinayetinden ibaret. Bugün Bursa’da ormanı yakanlar, yarın orada çalışacak işçilerin ciğerlerini yakacak.Tıpkı Soma’da, İliç’te, Amasra’da olduğu gibi… Çünkü bu sistemde her orman yangını, her doğa felaketi, patronlar için yeni bir yatırım fırsatıdır.
Ve biz işçiler için, daha fazla yoksulluk, daha fazla hastalık ve daha fazla ölüm anlamına gelir.
Bu Düzen Kendiliğinden Değil, Sınıfsaldır!
“Bu kadar tesadüf olur mu?” diyorlar. Hayır, bu tesadüf değil; sınıf düzeninin planıdır. Devletin ÇED’siz onayı, Belediyelerin sermaye iş birlikleri, Ormanların göz göre göre yanması…
Hepsi birbirine bağlı zincirlerdir. Sistemin bir eli ormanı yakar, diğer eli ruhsat imzalar.
Bir yandan “ağaç dikme kampanyaları” yapılır, diğer yandan o ağaçların altındaki maden sahaları patronlara peşkeş çekilir.
Yanıt: İşçi Sınıfının Kızıl Öfkesi Olmalıdır!
Doğayı sermayeye karşı savunmak, yalnızca çevrecilikle değil, anti-kapitalist mücadeleyle mümkündür. Bursa’daki bu olay bize bir kez daha gösteriyor ki:
Ya sermaye kazanacak ya yaşam. Bu yangınlar, bu madenler, bu yağma ancak sınıfın örgütlü gücüyle durdurulabilir. ÇED sürecinde halkın söz ve veto hakkı,
Maden sahalarının kamulaştırılması, Ekolojik planlamaların işçi denetiminde yapılması,
Sermayeye değil halka hizmet eden bir üretim anlayışı…
Bunlar reform değil, devrimci taleplerin ön adımlarıdır.
Son Söz: Yanan Ormanlar, Yıkılan Geleceğimizdir
Gürsu’daki yangın, sadece Bursa’nın değil, bütün işçi sınıfının ve yoksulların sorunudur.
Çünkü ormanları da, suyu da, emeği de yakan aynı sınıf: patronlar sınıfı.
Ve onları durduracak olan da biziz: örgütlü işçi sınıfı.
Yangını söndürmenin yolu, bu düzeni yakmaktan geçer!