28 Haziran 2025. AKP hükümeti, yaklaşık 600 bin kamu işçisine %17 maaş zammı teklif etti. Gerçek enflasyonun %70’leri bulduğu koşullarda yapılan bu sefalet dayatması, kamu işçilerinin yıllık ortalama 6.600 TL’ye varan kayıplar yaşamasına neden oldu. Eylemler başladı. Aynı gün Diyanet, cuma hutbesinde işçilere şöyle seslendi:

> “Kamuya ait işleri yavaşlatmak ya da aksatmak hem vebal hem de günahtır… Hak etmediği bir ücret talep etmek harama el uzatmaktır.”

Bu cümleler, sadece bir vaaz değil; doğrudan sınıf mücadelesine karşı bir karşı-devrimci ajitasyondur. Diyanet’in rolü, yoksulluk karşısında başkaldıran işçileri değil, onları ezen egemen sınıfı meşrulaştırmaktır.

Kapitalist Devletin İlahi Aygıtı: Diyanet

Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye’de sadece dini konularda rehberlik yapan bir kurum değil, burjuva düzenin ideolojik bekçisidir. Bu görevini kimi zaman kadınların kıyafetine karışarak, kimi zaman işçilere haram helal dersi vererek, ama her zaman düzenin çıkarlarını kutsayarak yerine getirir.

Sınıf mücadelesi yükseldiğinde, devletin sadece polisi, valisi değil, imamı da konuşur. Çünkü egemen sınıfın yalnızca silaha değil, duaya da ihtiyacı vardır. Bu dualar, sömürü düzenine rıza üretmek, isyanı günah ilan etmek, köleliğe sabır telkin etmek içindir.

Bu gibi durumlarda birçok kişi meseleyi “laikliğe saldırı” çerçevesine hapseder. Oysa sorun, dinin kamusal alanda olması değil, burjuva devletin ideolojik aygıtı olarak kullanılmasıdır. Seküler burjuvazi de dinci burjuvazi kadar bu mekanizmalara ihtiyaç duyar. Çünkü:

Diyanet, tarikatlar, cemaatler vs. sadece dini kurumlar değildir; ezilen sınıfları oyalayan, onların öfkesini bastıran ideolojik aparatların parçasıdır.

Dinci gericilik, sadece siyasal İslamcı kliklerin değil, tüm burjuvazinin işine yarar. Faizci burjuvazi ile tarikatçı burjuvazi el ele, işçi sınıfına “sabır, şükür, tevekkül” der.

Bu yüzden, dinci gericilikle mücadele laiklik ya da sekülerizm adına değil, sınıf mücadelesi adına verilmelidir. Mesele “din ile devletin ayrılması” değil, sınıf ile devletin ayrılmasıdır: yani işçi sınıfının burjuva devletten kopması ve kendi sınıf çıkarları temelinde örgütlenmesidir.

Ya Haramı İsyanla Yıkacağız Ya da Helalle Sefaletle Yaşayacağız

Bugün kamu işçilerine “zam istemek haram” denirken, patronların elde ettiği yüz milyarlarca lira helal sayılıyor. Çünkü burjuvazi için “helal”, yalnızca onun sınıfsal çıkarına hizmet eden her şeydir.
Bu düzende işçiler için:

Zam haram,

Grev günah,

İsyan suçtur.

Ama gerçekte bu düzen haramdır.
İşçileri bu harama itaat etmeye zorlayanlar yalnızca siyasetçiler değil; onların dua eden ortaklarıdır da.

Çıkış yolu açıktır:

Diyanet’in, cemaatlerin, burjuva ideolojinin uyuşturucu etkisinden kurtulan işçiler kendi sınıf güçlerine yaslandıkça, ne zam istemek haram olur ne de grev günah. O zaman artık sadece ekmek değil, iktidar da helal olur.