10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde yitirdiğimiz onlarca can arasında, genç yoldaşımız Dicle Deli de vardı.
Dicle, savaşın, yoksulluğun, eşitsizliğin karanlığında büyüyen ama umudunu asla kaybetmeyen bir kuşağın sesiydi.
O, emekçi mahallelerinden, üniversite sıralarından alanlara uzanan bir yolun yolcusuydu;
kadın özgürlüğünü, halkların kardeşliğini, emekçilerin birliğini savunuyordu.
Dicle, düzenin çizdiği sınırları reddeden militan bir gençlikten geliyordu.
O ve onun gibiler, “siyaset kirli iştir” diyenlerin aksine, yaşamın en onurlu işinin devrim mücadelesi olduğunu gösterdiler.
O gün Ankara Garı’nda, sermaye devletinin bombalarıyla susturulmak istenen seslerden biri de onunkiydi.
Ama susturamadılar.
Çünkü Dicle, artık bir isim değil; barış, eşitlik ve sosyalizm mücadelesinin simgelerinden biridir.
Onun gülüşü, her grevde, her direnişte, her kızıl bayrakta yankılanıyor.
Unutmadık, unutturmayacağız:
Dicle Deli, işçi sınıfının enternasyonal mücadelesinde yaşıyor.
Dicle’nin düşlerini biz tamamlayacağız.