Giriş

Burjuvazi çürümüş zombileşmiş sistemini biraz daha yaşatmak, ayakta tutmak için çırpınıyor. Her adımı insanlığı ve tüm canlı türlerini barbarlık içinde yok oluşa doğru sürüklemektedir. Tarih boyunca kapitalizmin tüm krizleri, başka daha büyük krizlerin nesnel zeminini hazırlayarak aşmıştır. Kısacası kapitalizmin herhangi bir sorun karşısında yaratmış olduğu tüm çözümler yeni daha büyük bir sorunun doğmasına neden olmuştur. Zombileşmiş, yaşlanmış, bitkisel hayata girip can çekişen kapitalizm bugün tarihinin en büyük kriz ve sorunlarını eş zamanlı olarak küresel ölçekte yaşamaktadır.
Kapitalizmden önce dünya üzerinde gelip geçmiş çeşitli toplumsal düzenleri bir daha geri gelmemek üzere tarihin çöp sepetine sürükleyen akıbet, bugün kapitalizm için bekleme odasındadır. Kapitalist sistem artık kendisini ileriye götürememekte, varlığını tüm insanlık ve canlı türleri için sürekli yıkımlar gerçekleştirerek sürdürmektedir.
Kapitalizmin büyük tarihsel buhranı olan 1929 çöküşünden sonra bile, çöküş bütün büyük kapitalist ülkelere eş zamanlı olarak etkilemedi. ABD krize ilk girendi, ardından Almanya sonra Britanya girmişti. 1934’te Fransa krize girdiğinde ABD krizden çıkma aşamasına girmişti.
Bugün ise yaşanan tüm krizler küresel bir boyut almakta, çözüm için küresel bir eylem programını dayatmaktadır. Kapitalizmin milli devletler sistemine dayanan dikenli tellerle çevrili hudutlu sistemi, korumacılık politikaları bunun önündeki en büyük engeldir. SSCB’nin ve onun uydularının kapitalizme entegre olmasıyla burjuvazi tarihin sonunu ilan etse de, yaşanan süreci yeni dünya düzeni ve küreseleşme olarak tanımlasa da, o dönemlerde dini ayinlerde tekrarlanan dualar gibi tekrarladığı tüm hurafeler, hayatın olağan akışı tarafından milyon kez tuzla buz olmuştur. Stalinizmin çöküşü ne Marksizmin sonuydu ne de tarihin sonuydu. Sadece küresel kapitalizmin için tarihinin en ölümcül krizleriyle sonuçlanacak olan uzun bir dramın ilk perdesiydi. Kapitalist Avrupa Birliğinin giderek ulusal sınırları yok eden Avrupa Birleşik Devletlerine dönüşeceği iddiası, bugün bu tezleri en ateşli şekilde savunanlar tarafından bile dile getirilmemektedir. Özellikle Britanya’nın AB’den çıkışıyla birlikte AB ekonomik bir birlik olarak bile yaşamsal fonksiyonlarını yerine getirmekten aciz, parçalanmaya yüz tutmuş duruma gelmiştir.
On yıllarca küreseleşmenin ulusal sınırları ortadan kaldıracağı savlarını savunanlar bugün küreseleşmenin o kadar da iyi bir şey olmadığından, küreseleşme yerine yereleşmeden bahseder oldular.
Küreselleşme sihirli sözcüğü altında on yıllardır uygulanan tüm neo-liberal dönüşüm politikaları, yoksulluğu, sefaleti, yıkımı, savaşları, militarizmi, kitlesel göçleri ve mülteciliği, ırkçılığı, patriyakayı, homofobiyi küreseleştirdi. Buna paralel olarak küresel isyanları ve küresel devrimler çağını beraberinde getirmektedir.
Artık her geçen gün yeni bir sorundan bahsedilirken başına küresel sonuna kriz takısı getirilerek bahsedilir duruma gelmiştir. Özellikle covid-19 küresel sağlık kriziyle birlikte, kapitalizmin ne kadar kaygan, kırılgan dengeler üzerinde durduğunu, akıl dışı bir sistem olduğunu ortaya çıkartmıştır.
Covid-19 küresel sağlık krizi kapitalizmin altını oymuştur. Artık kapitalizm için hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı döneme girilmiştir. Kapitalizm küresel düzeyde iç içe geçen birleşik krizler üretme fabrikasına dönüşmüştür.
Covid-19 kriziyle birlikte küresel ekonomik kriz harlanarak içinden çıkılmaz bir hâle evrilmiştir. Covid-19 kısıtlamalarının kalkması, iktisadi tabloda kısmi iyleştirmelere yol açsa da, emperyalist kutuplaşmalar, silahlanma ve hegemonya yarışı daha büyük yeni krizlerin harlanmasına yol açmıştır.
Rus emperyalizminin Ukranya’yı işgaliyle birlikte emperyalist kutuplaşmalar arasında korumacılık önlemleri vites yükseltmiş, bu da küresel yoksuluğun tavan yapmasına neden olmuştur. Rusya’ya küresel düzeyde uygulanan ambargo, silahlanmaya ayrılan rekor harcamalar, gıda ve enerji krizini beraberinde getirmiştir. Bu durumun önlenemez sonucu olarak küresel düzeyde hiperenflasyon, enerji, gıda, konut krizleri boy göstermiştir. Ekolojik krizin gezegenimiz için her geçen gün telafisi olmayacak boyutlara ulaşmaktadır. Bu durumu burjuva devletler dahi kabul etmekte, fakat somut bir çözüm politikası üretebilecek yetiye sahip değildirler.
Kış mevsimini yaşadığımız bu günlerde, sadece üçüncü dünya ülkelerinde değil, ABD- AB gibi birincil emperyalist merkezlerde dahi önlenemez bir hiperenflasyon kriziyle karşı karşıyayız. Gıda krizi tüm yakıcılığıyla derinleşmekte milyarlarca insan açlık tehlikesi altında ızdırap çekmektedir.
Enerji kriziyle birlikte doğalgaz ve ısınma sorunları Kuzey yarım küre için yaşamsal bir soruna evrilmiştir. Milyonlarca insan gıda, konut, enerjiye gelen üst düzey zamlarla birlikte kış mevsimini soğukta geçirmektedir. Küresel düzeyde konut kiralarına ve emlak fiyatlarına gelen zamlarla birlikte, milyonlar kara kışın ortasında barınma sorunuyla başbaşa kalmaktadır.
Sokakta, karavanda, parkta, çadırda yaşam savaşı vermek zorunda olanlar jet hızıyla artmaktadır. Tüm bu küresel yıkımlara karşı burjuva devletler savaşa ve militarizme rekor düzeyde yatırımlar yapmakta, tüm demokratik hürriyetleri askıya alarak hızla otoriterleşmekte, polisi ve devletin kolluk güçlerini sınırsız yetkilerle donatmakta, faşist siyasal odakları parlatmakta, aşırı sağ mantar gibi türeyerek birçok ülkede iktidara gelmekte, hızla güçlenmektedir. Burjuvazinin işçiler üzerinde denetim kurma aparatına dönüşmüş sendikal bürokasi, reformist teşkilatlar emekçi kitleleri düzen sınırları içinde tutmak için üst düzey performans sergilemektedir.
Bugün emperyalist kapitalist sistem ne çok güçlü ve yenilmez olduğu için ne de emekçiler ve ezilenler mücadele etmediği için devrimci barutunu kaybettiği için ayakta kalıyor. 2022 yılı ayaklanmalar, devrimci kabarışlar, grevler ve direnişler yılı olarak kapandı. (Kazakistan, Sri Lanka, İran, Avrupa’yı sarsan grev dalgası) Enternasyonal devrimci bir önderliğin eksikliğinden dolayı, küresel düzeyde boy veren isyanlar, ayaklanmalar, grevler, devrimci durumlar kapitalizmin sınırlarını aşamıyor.
Can çekişen kapitalizmin tarihsel krizine paralel olarak emekçilerin ve ezilenlerin devrimci önderlik krizi tüm yakıcılığıyla boy vermektedir. Bu kriz kapitalizmi ayakta tutan yegane unsurdur. Her fani talebin hedefi iktidar olmaktır. Her sorununda nihai çözümünün düğümlendiği tek yer sosyalist dünya devrimidir. Sosyalist dünya devriminin düğümlendiği ana nokta onun aracı olan Enternasyonal Komünist İşçi Partisinin inşasıdır.
“İçinde bulunduğumuz bu çağda bir komünist partinin programı yalnızca kendi ülkesinin koşulları ve gelişen dinamikler üzerinden oluşmaz. Proletaryanın devrimci partisi, kendisini yalnızca, mevcut çağın, kapitalizmin en yüksek gelişme ve çöküş çağının karakterine denk düşen uluslararası bir programa dayandırabilir. Bu uluslararası komünist program, hiçbir şekilde, ulusal programların toplamı ya da onların ortak özelliklerinin bir karışımı değildir. Uluslararası program, doğrudan doğruya, tüm bağlantıları ve çelişkileriyle, yani ayrı parçaların karşılıklı uzlaşmaz bağımlılığı içinde, bir bütün olarak ele alınan dünya ekonomisinin ve dünya siyasi sisteminin koşullarına ve eğilimine ilişkin bir çözümlemeden yola çıkmalıdır.
İçinde bulunduğumuz çağda, proletaryanın ulusal yönelimi, geçmişte olduğundan çok daha büyük bir ölçüde, yalnızca bir dünya yöneliminden çıkmalıdır ve çıkabilir; tersinden değil.
Enternasyonal Komünizm ile ulusal sosyalizmin tüm türleri arasındaki temel başlıca ayrım burada yatmaktadır.”
Bu çalışmamızda küresel yoksuluğa karşı küresel bir mücadele programı oluşturmak, bu programı muhataplarına ulaştırıp harekete geçmek amacıyla kaleme alınmıştır.
Enternasyonal Komünist devrimciler ne insanlık ve tüm canlı türlerini barbarlık içinde yok oluşa sürükleyen burjuva hükümetlere ne bu hükümetlere muhalif olan burjuva politikacılara, ne ufku burjuva parlamenterizmi, ulus devletli hudutlu kapitalist dünyayı aşamayan, burjuvazi içinden kendisine müttefik arayan reformistlere, ne de sermayenin işçi sınıfını kontrol altında tutma aygıtına dönüşmüş sendika bürokatlarından bir beklentileri yoktur. Onlara seslenmezler. Tam tersine onları işçi sınıfının önderliğinde tüm insanlığın ve canlı türlerinin kurtuluşunun önünde aşılması bertaraf edilmesi gereken engeller olarak görürler.
Enternasyonal Komünist devrimciler yalnızca kadın ve erkek işçilere, gelecek tasavvuru elinden alınmış gençlere, lubunyalara, göçmenlere, mültecilere, ulusal, etnik, dinsel, cinsel kimliğinden dolayı bastırılmış, ötekileştirilmiş, hor görülmüş tüm ezilenlere, yani yeryüzünün lanetlilerine seslenir. Destanlarında yalnızca onların hikâyeleri vardır. Çünkü Enternasyonal Komünist devrimciler yalnızca kendi siyasal programlarına, politik öğretilerinin ve eylemlerinin tarihsel haklılığına inanır, işçi sınıfının devrimci gücüne güvenir. Bu sebepten ötürü tüm bilinçli kadın ve erkek işçileri, gelecek tasavvuru elinden alınmış gençleri, lubunyaları, mülteci ve göçmenleri, ulusal, etnik, dinsel, cinsel kimliğinden dolayı horlanmış tüm ezilenleri bizimle birlikte dünya devriminin partisini ve her ülkede onun Enternasyonal Komünist seksiyonlarını inşa etmeye bunları kitlelerin öz örgütleriyle gelecek zaferin hizmetine sunmaya çağırıyoruz.

Yoksulların Öfkesi Zenginleri Boğacak

Yoksulluk bugün küresel düzeyde can alıcı bir soruna dönüşmüştür. Bu soruna karşı küresel bir mücadele programı geliştirmek için öncelikle yoksulluğun nedenini doğru tanımlamak, yoksuluğa sebep olan unsurlara radikal bir hesaplaşma içine girmek gerekmektedir. Bu yapılmadan ortaya konulan her program bir tür popülizm türevi olmaktan kurtulamaz. Dünyanın en zengin 8 kişisinin servetinin toplamı, en yoksul 3.6 milyon insanın servetinden fazladır. Dünyanın en zengin insanı, Amazon’un sahibi ABD’li Jeff Bezos 182 milyon dolar servete sahiptir.
Türkiye’de Yıldız Holding sahibi Murat Ülker 4 milyon dolar servete sahiptir. Bir avuç kapitalistin zenginliği milyonların yoksulluk ve sefaletinin ürünüdür. Kapitalist sistem içinde zengin olmanın iki temel yolu vardır: Birincisi: Üretilen mal ve hizmetlerin en büyüğüne el koymak, yani artı değer sömürüsü.
İkincisi ise yaratılan zenginliğe direkt mafyatik yöntemlerle el koymak.
Kapitalizm tüm zenginliğini, yağma, talan, el koyma, gasp etme üzerinden gerçekleştirir. Kapitalizmin temel işleyişi mafyatik bir sistematiği içinde barındırır. Tüm yoksulluğun sebebi de kapitalist sistemin kendisidir. Bütün burjuva partilerinin programında, seçim vaatlerinde işsizlik ve yoksullukla mücadele vardır. Peki yoksulluğun sebebi olan kapitalizmin temsilcisi olan burjuva partiler neden yoksullukla mücadeleden bahsediyor. Bunun iki nedeni vardır: Birincisi, emekçi yoksul kitlelerin desteğini alarak iktidara gelmek.
İkincisi ise; yoksulluk sorununun nedenlerini hasır altı etmek. Yoksulluğa sebep olan kapitalizmle hesaplaşmayı engellemek için sorunu iktidardaki burjuva partilerin kötü yönetimine indirgemektedir. Çözüm olarak yoksullukla mücadele adı altında bir takım reform paketlerini sunmaktadır. Yoksulluk ve işsizlikle mücadele başlığıyla iktidara gelen tüm burjuva partiler, iktidardan düştüklerinde ve iktidar olduğu süre zarfında yoksulluk ve işsizlik katlanarak büyür. Çünkü kapitalizm işsizlik, yoksulluk üretmeden ve bunları derinleştirmeden var olamaz. Kapitalizm işsizlik, yoksulluk, sefalet, ekolojik yıkım, savaş, ataerkillik, homofobi, ırkçılık üreten dev bir makinedir.
Yoksullukla mücadelenin yolu zenginlik ve kapitalizmle mücadeleden geçer. Yoksulluğu var eden ana unsur zenginliğin kendisidir. Zenginlik olmadan yoksulluk olmaz. Zenginlik ve yoksulluğun ana kaynağı özel mülkiyettir. Zenginlik demek, mülkiyetin neredeyse tamamının küçük bir azınlığın tekelinde olması demektir. Mülkiyetin bir avuç kapitalistin elinde olması, milyonların yoksul kalması demektir. Yoksulluğa karşı mücadelenin yolu zenginliği ortadan kaldırmaktan, tüm zenginliği kollektif mülkiyete dönüştürmekten geçmektedir. Yoksulluğa karşı mücadelede hasım ilan edilecek iki unsur vardır. Birincisi burjuvazinin mülkiyeti
İkincisi, varlık nedeni burjuva mülkiyeti korumak, büyütmek ve geliştirmek olan burjuvazinin devleti!
Bu iki unsuru hasım ilan etmeyen, imhasını hedeflemeyen, bu amaca hizmet etmeyen her talep, her mücadele programı ve seferberliği yoksulluğu ve yıkımları yaratan kapitalizmin tamirciliğine soyunmaktır. Yoksulluğa karşı mücadele programının oluşturulmasında temel kalkış noktamızı şu iki sloganla özetleyebiliriz: Birincisi işçi denetiminde kamulaştırma!
İkincisi Yoksulların Öfkesi Zenginleri Boğacak!
Temel kalkış noktamızın bu iki slogan olmasının nedenini şu şekilde açıklayabiliriz: Yoksuluğa karşı mücadelede burjuva mülkiyetin işçi sınıfının politik önderliğinde tüm ezilenlerin devrimci mücadelesiyle toplumsal mülkiyete dönüşme hedefi …
Bu hedefe ulaşmak için emekçilerin ve ezilenlerin sınıf kininin örgütlü militan mücadeleye bürünmesinin zorunlu ihtiyacı…

Enternasyonal Komünist devrimciler, emekçilere ve ezilenlere kapitalistlerin ve onların devletinin devrimci yöntemlerle devrilişinin insanlık ve tüm canlı türlerinin geleceği için zorunluluk olduğunu sabırla anlatmalı ve tüm faaliyetleri bu amaca yönelik olmalıdır. Bu nedenle küresel yoksulluğa, gıda, hiperenflasyon, enerji krizine karşı mücadele enternasyonal devrimci bir perspektifle birleştirilmelidir. Bunun temel kalkış noktası emekçilere ve ezilenlere sunulan seçimler ve parlamenterist hayalleri teşhir etmekten geçmektedir. Kapitalizmin yarattığı yıkım, seçimler ve parlamenterist yollarla değil, devrimci ayaklanmalarla son bulacaktır. Bunun için genel grev, devrimci ayaklanmanın hazırlanması gerekmektedir. Bunun araçları da işçi komiteleri, işçi şuraları, öz savunma komiteleri ve devrimci partidir. Bunun inşasına odaklanmadan genel grev ve devrimci ayaklanma hazırlığı yapılamaz. Emekçilere ve ezilenlere reformist, parlamenterist hayaller satan teşkilatlarının maskesini indirmek bu hazırlığın önemli bir ayağıdır.

Yoksulluğa ve Hiperenflasyona Karşı Mücadele Ekonomik Değil Siyasi Bir Mücadeledir

Ekonomik ve siyasal mücadeleyi birbirinden ayrıştıran, aralarına duvarlar ören anlayışın kendisi siyasi bir mücadeledir. Bunun nedeni burjuvazinin, özünde siyasal bir nitelik taşıyan sınıf mücadelesini apolitize etme gayesidir. Burjuvazi, reformist işçi teşkilatları ve sendikal bürokasinin yardımıyla sınıf mücadelesini ekonomik alan ve siyasal alan diye ikiye bölerek birbirlerinin arasına adeta Çin seddi örmektedir. Bu çarpıtmanın temelinde, kapitalizmin esas eşitsizlik alanı olan üretim ilişkilerinin ve buna bağlı olarak sınıf çelişkilerinin, burjuvazi tarafından siyasal baskı ve zor aygıtıyla kalıcı hâle getirmesinin üstünü örtmek, burjuva devletin fiilen dokunulmaz kılınmasını aşılamak için vardır. O yüzdendir ki işçi sınıfının ve ezilenlerin verdikleri tüm mücadeleler özünde politik mücadelelerdir. Egemen sınıflar bir yandan baskı ve zor aygıtlarıyla bu mücadeleyi bastırmaya çalışırken, bir yandan bu mücadeleyi apolitize ederek sistem sınırları içinde kalmasının nesnel zeminini hazırlamaktadır. Yoksuluğa, hiperenflasyona karşı mücadele ağı ve programı oluşturmak ekonomimizm, sendikalizm temelinde değil siyasi bir mücadele temelinde olmalıdır. Yoksulluk, hiperenflasyon, gıda, enerji krizi küresel ve siyasal bir meseledir. Buna karşı mücadelede küresel ve siyasal olmak zorundadır. Kapitalist dünya ekonomisinin bugün içinde bulunduğu büyük bunalım, egemen sınıfın siyasi gücü ve birkaç emperyalist büyük gücün dünyaya hakim olmasıyla doğrudan ilişkilidir. Siyasi bir program olmadan, siyasi iktidarı burjuva siyasetçilerin ve generallerin elinden almadan ekonomik krizin üstesinden gelemeyiz. Bu nedenle eylem programımız ekonomik temellerle sınırlı kalmamlıdır. Aynı zamanda dünya siyasetinin en önemli meselelerine odaklanan net siyasi talepleri de içermelidir.
Ücretlerde Oynak Merdiven Sistemi

Küresel düzeyde tırmanan enflasyon artışı, temel yaşamsal ihtiyaçlara sistematik olarak gelen zamlar, işçi sınıfının ücretlerinde ciddi kayıplara neden olmakta, yoksulluğu ve sefaleti beraberinde getirmektedir. Asgarî ücretin yıllık olarak belirlenmesi, Toplu İş Sözleşmelerinin yılda bir veya iki yılda bir yapılışı göz önüne alınırsa, en iyi ücret artışları dahi hiperenflasyon karşısında buz gibi erime tehlikesi altındadır. Enflasyona ve hayat pahalılığına karşı mücadele salt ücret artışı talebi ekseninde yürütülemez. İşçi sınıfının enflasyon karşısındaki asli sorunu, enflasyon ve hayat pahalılığına karşı ücretlerin korunması, kayıpların tamamen engellenilmesidir. Bunun için küresel işçi sınıfının sloganı “Ücretlerde Oynak Merdiven Sistemi” olmalıdır.

Enflasyon Hesaplamaları Burjuva Hükümetlere ve Onların Bürokatlarına Bırakılamayacak Kadar Önemlidir!

Burjuva devletler düzenli olarak işsizlik oranlarını, enflasyon miktarları gibi sosyo-ekonomik verileri açıklarlar. Bunları açıklamak için oluşturdukları kurumları, bürokatları ve çalışanları vardır. Bu kuruluşların açıkladıkları sosyo-ekonomik veriler, işçi kitle örgütlerinin açıkladığı rakamlarla her zaman ciddi bir açı farkı vardır. Bu kurumların temel misyonu sosyo-ekonomik verileri burjuva devletler lehine çarpıtmak ve düzenlemektir. İşçi kitle örgütleri açıklanan resmi verilerin yalan olduğunu gür bir sesle teşhir edip, kamuoyu oluşturup, karşı çıktığı takdirde, resmi veriler revize edilerek kısmi düzenlemeye gidilmektedir. Son tahlilde, gerek asgarî ücretin belirlenme sürecinde, gerek emekli maaşlarının belirlenmesinde, gerekse de iş yerlerinde yapılan Toplu Sözleşmeler, burjuva devletlerin açıkladığı resmi veriler referans alınarak yürütülmektedir. Burjuva devletlerin her konuda yapmış olduğu resmi gayr-ı resmi açıklamalara karşı işçi sınıfının tutumu şu olmalıdır: Burjuva devletlerin açıkladığı her sosyo-ekonomik veri, her siyasal, toplumsal açıklama, her resmi gayr-ı resmi beyan, aksi ispat edilinceye kadar yalandır.”
Çünkü burjuva devletlerinin vizyonları yalan imparatorluğu üzerine kurulmuştur. Devlet yönetmenin bir gereği olarak yalandan beslenmek zorundadırlar. Tüm toplumsal eşitsizliklerin üstünü örtmeyi başarabildiği ölçüde kendi iktidarlarının bekasını koruyabilirler. Bunun için de yalan imparatorluğunu büyütmeye ihtiyaçları vardır. Bu yalan imparatorluğuna karşı mücadele, yalnızca yalanları teşhir etmekle sınırlı kalamaz. Yalan imparatorluğunun kurumlarında yapısal çatlaklar yaratacak bir eksende mücadele yürütülmelidir. Bugün işçi sınıfının ücretlerinin belirlenme sürecinde baz alınan ana unsurlardan birisi enflasyon oranı ve sosyo-ekonomik verilerdir. Bu verileri belirleme işi burjuva hükümetlerin ve onların bürokatlarının tekelindedir. Enflasyon oranlarını belirleme işi burjuva hükümetlere ve onların bürokratlarına bırakılamayacak kadar önemlidir. Enflasyona karşı mücadelenin bir gereği olarak, işçi sınıfının talebi: işçi kitle örgütlerinin ve tüketici haklarını savunan kitle örgütlerinin temsilcilerinin demokratik bir şekilde seçilerek, enflasyonu belirleme komisyonunda yer alması olmalıdır. Bu talep için seferberlik merkezi bürokratik burjuva diktatörlerinde yapısal çatlaklara yol açacaktır. İşçi sınıfının ekonomik kazanımlar elde edebilmesi içinde burjuva devletlere cephe alarak siyasi mücadele yürütmek zorundadır.
Ticari Sırların Kalkması Muhasebe Defterlerinin Açılması

Bir işçi herhangi bir fabrikada, atölyede, şirkette iş başı yapmadan önce, şirketlerin insan kaynakları departmanı aracılığıyla tüm kişisel bilgileri, medeni durumu, aile ilişkileri, hobileri, geçmişi hakkında etkin bir bilgi toplayıp arşivleme çalışması yapılır. İşe girme sürecinde vermiş olduğu bilgilerden yanlış beyan varsa, bu durum ileride tespit edilirse tazminatsız işten atılmasına yol açabilmektedir. Aynı şekilde işe alınan işçiden iş yerinde gördüğü, duyduğu, şahit olduğu hiçbir şeyi, iş yeri dışına çıkartması istenir, bunu yapacağına dair iş sözleşmesi imzalanır. Bu sözleşmeyi ihlal ederse iş akdinin feshi gerçekleşir. Bir işçi iş yerindeki kötü çalışma koşulları ve iş yerindeki sorunlarla ilgili herhangi bir beyanda bulunursa, gazete ve herhangi bir medya kuruluşuna tek kelime ederse iş yeri gizliliğini, şirket sırlarını ifşa etme suçundan işten atılır. Sadece iş yerinin yaptırımı işten atmakla sınırlı kalmamakta, o işçinin başka iş yerinde iş bulmasını engellemek için üst düzey çaba sarf edilmektedir. Bununla birlikte işe başlarken son iş yerinden ayrılma gerekçesi istenmekte, son ayrıldığı iş yeri ile iletişime girilip hakkında bilgi istenmektedir. Burada tek taraflı bir gizlilik mutlak bir diktatörlük söz konusudur. Aynı şekilde Toplu İş Sözleşme dönemlerinde ve zam aylarında şirketler işlerin kötü gidişinden, az kazandığından dem vurarak minimum zam yapmak ister. İşçi temsilcileri muhasebe defterlerinin açılmasını talep ettiği zaman söylenen sihirli sözcük şudur: Ticari Sırların Gizliliği İlkesi
Ticari sırların gizliliği burjuva devletlerin yasalarıyla da koruma altına alınmıştır. Sözü yoldaş Troçki’ye bırakacak olursak: Ticari sırlar ilkesi için gösterilen neden, liberal kapitalizm çağında olduğu gibi güya serbest rekabet olmaktadır. Gerçekte tröslerin birbirinden gizledikleri hiçbir şey yoktur. Çağımızın ticari sırları, toplumun çıkarlarına karşı tekelci kapitalizmin ısrarla sürdürdüğü planın bir parçasıdır. Aşırı sömürücülerin egemenliğini sınırlamayı öngören planlar, toplumsal üretim araçlarının mülkiyetini ellerinde tutan özel kişilerin üretici ve tüketicilerden sömürü, soygun ve sahtekarlık mekanizmasını gizleyebildikleri sürece dokunaklı saçmalıklar olarak kalacaktır. Ticari sırların kaldırılması sanayinin gerçek denetimine yönelen ilk adımdır. İşçilerin de kapitalistler kadar, fabrikanın, tröstün, tüm sanayi kolunun ve bir bütün olarak ulusal ekonominin sırlarını bilmeye hakları vardır. ”
En gelişmiş burjuva demokrasilerinin dâhi bir sınıf diktatörlüğü olduğunu çıplak şekilde görebilmenin ana alanı iş yerleri ve fabrikalardır. Üretimin tüm sürecinde yer alan işçilerin, iş yerinin yönetiminde hiçbir etkisinin olmadığı, mevcut yönetime ve işleyişe dair tek kelime edemediği, etmesi durumunda iş huzurunu ve barışını bozmakla suçlanır. Ticari sırların kaldırılması, muhasebe defterlerinin açılması, iş yerlerindeki mutlak burjuva mutlak burjuva diktatörlüğüne karşı yapısal çatlaklar yaratacak bir niteliğe sahiptir. Bu talep işçi denetiminde kamulaştırma, işçi konseylerinin yönetimi perspektifiyle taçlandığı ölçüde işçi sınıfının elinde etkili bir silaha dönüşebilir.

Tüm Enerji Şirketlerinin İşçi Denetiminde Kamulaştırılması

Küresel enerji krizi hayati bir önem teşkil etmektedir. Çünkü enerji her ülkenin olmazsa olmazıdır. Enerji olmazsa her şey çöker. Buna paralel olarak enerji üretim santralleri (elektrik, ısı) ekolojik yıkıma en çok katkıda bulunan unsurların başında yer almaktadır. Enerji üretiminin hayati önemi kadar eko-sisteminde zarara ayrı yaşamsal önemde ve değerdedir. Enerji krizinin çözümü bugün tüm insanlık ve canlı türleri için hayati bir önemdedir. Kapitalizm bu sorunun ana kaynağıdır. O yüzdendir ki, bu sorunun çözümü burjuva hükümetlere bırakılamaz. İhtiyacımız olan şey bu soruna dair sosyalist önlemler alacak program ve talepler için küresel seferberliktir. Bu krize dair öne sürülecek talepleri iki kategoride toplayabiliriz. Birincisi tüm enerji şirketleri, kapitalistlere tek kuruş tazminat ödemeden işçilerin denetimi altında kamulaştırması. Demokratik denetimi sağlayacak işçi konseylerinin yönetimine geçişidir. Tek başına bu talep çözüm getirmeyecektir. Çünkü enerji şirketlerini işçi denetiminde kamulaştırmak işin yalnızca birinci ayağıdır. Diğer ayağı ise enerjinin nasıl üretileceğidir. İkinci öne çıkartılacak talep, tüm enerji üretiminin doğayla barışık, yenilenebilir enerji üretimini örgütlemektir.

Savaşa Karşı Mücadele
Kapitalizm içinde bulunduğu açmazdan emperyalist savaşları harlamakta, emperyalist bloklar arası kutuplaşmalar, hegemonya savaşları hızla derinleşmektedir. Savaş yatırımları, militarist politikalar, devletlerin otoriterleşmesi, demokratik hak ve hürriyetleri imha etme çabası içindedir. Burjuva devletler küresel düzeyde yabancı düşmanlığını, ataerkiyi, homofobiyi, şovenizmi, dinci fanatizmi, aşırı sağı ve paramiliter faşist odakları parlatmakta, polise ve kolluk güçlerine sınırsız yetkiler vermektedir. Tüm bu savaşçı, militarist, milliyetçi politikalar emekçileri ve ezilenleri köleleştiren saldırılardır. Yoksulluğa ve hiperenflasyona karşı mücadele savaşa karşı mücadeleden asla ayrı düşünülemez. Yoksulluğu ve kapitalist yıkımı harlayan asli unsurların başında savaş gelmektedir. Enflasyon, hayat pahalılığı, yoksulluğa karşı gelişen emekçi seferberliklerinin gündemine savaşa, militarizme, milliyetçiliğe karşı mücadele sokulmalıdır. İşçi sınıfının savaşa karşı mücadele programı ne pasifist bir savaş karşıtlığı üzerinden ne de herhangi bir emperyalist kampı destekleyerek, ona yedeklenerek verilebilir. Küresel işçi sınıfının savaşa karşı mücadele programındaki temel sloganları şu şekilde somutlayabiliriz.
Savaşa karşı sınıf savaşı!
Savaşın nedeni sermaye düzeni!
Halkların savaşına sınıfların barışına hayır!
Esas düşman içeride silahı kendi burjuva devletine çevir!

Genel Grev ve Ayaklanmayı Hedeflemeliyiz!

Savunmuş olduğumuz tüm bu talepler ne burjuva hükümetlerin bir hediyesi olacaktır ne de kendi taleplerimizi hayata geçireceğini iddia eden bir partinin seçimler yoluyla iktidara gelmesiyle hayat bulacaktır. Bugün can çekişen kapitalizm en basit ekonomik, demokratik reformist talepleri dahi kaldıracak, hayata geçiremeyecek düzeydedir. Bu taleplerin hayata geçmesinin yegane yolu işçi sınıfının önderliğinde tüm ezilenlerin militan seferberliğiyle iktidarı ele geçirmesiyle hayata geçebilir. Bunun için süresiz genel grevlere, devrimci kabarışlara ve ayaklanmalara ihtiyaç vardır. Bu ayaklanma ve genel grevi örgütlemek için işçi sınıfının öz örgütlerine ihtiyaç vardır. Taban örgütleri, iş yerlerinde, okullarda, mahallelerde, eylem komiteleri, şûralar örgütlemelidir. Bu tür yerel komiteler, genel bir kordinasyon organı oluşturmak için istediği zaman geri alınabilen delegeler seçmelidir. Eylem komitelerini, seferberliklerini, toplantıları faşist provakatörlere, polis şiddetine karşı korumak için öz savunma komiteleri ve işçi milisleri oluşturulmalıdır. Uluslararası mücadele günleri, ayaklanmaları küresel bir boyuta taşımak için enternasyonal devrimci partiye ihtiyaç vardır. Enternasyonal devrimci partinin inşası için tüm mücadeleyi uluslararası bir eksende inşa etmek elzemdir.
Dünya devrimi için Enternasyonal Komünist İşçi Partisi !
Enternasyonal Komünist İşçi Partisi için Enternasyonal devrimci hazırlık!