Sağlık, kapitalist toplumda yalnızca bireysel bir mesele olarak değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik koşulların bir yansıması olarak ele alınmalıdır. Kapitalizmin, hastalıkları doğrudan üreten bir sistem olduğu gerçeği, toplum sağlığının temelde nasıl bir tehlikeye girdiğini gösteriyor. Kapitalizm, sağlık sektörünü yalnızca yüksek gelirli bir sanayiye dönüştürmekle kalmamış, aynı zamanda bu sektörü “tedavi” değil, “kar üretimi” amacıyla şekillendirmiştir. Kapitalist toplumun temel özelliklerinden biri, sağlık hizmetlerinin belirli bir sınıfın çıkarlarına hizmet etmesi, bu süreçte işçi sınıfının ve yoksul halkın haklarının yok sayılmasıdır.

Sağlık harcamalarına ilişkin yapılan son değerlendirmeler, bu durumu çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. Ankara Tabip Odası’nın Sağlık İstatistikleri Yıllığı-2023 verilerini incelediğinde, Türkiye’nin OECD ülkeleri arasında sağlık harcamalarında sondan üçüncü sırada yer aldığı görülmektedir. 2023’te sağlığa ayrılan pay, GSYİH içindeki toplam payının 2002’ye göre gerilemiş, bunun yanında, sağlık hizmetlerinin daha büyük bir kısmı özel sektöre kaymıştır. Bu durum, sağlık hizmetlerinin giderek daha fazla ticarileşmesine, daha fazla insanın cepten ödeme yapmasına yol açmıştır. Kişi başı sağlık harcaması 2002’de 106 dolar iken, 2023’te bu rakam 425 dolara yükselmiştir.

Kapitalizmin Sağlık Üzerindeki Yıkıcı Etkileri

Sağlık sisteminin ticarileşmesi, sadece finansal bir sorun değil, aynı zamanda halk sağlığını tehdit eden ciddi bir krizdir. Yoksulluk, kötü beslenme, sağlıksız barınma gibi kapitalizmin sonuçları, sağlık sorunlarını daha da derinleştiriyor. Bu, sermayenin sağlık sektörü üzerindeki etkisiyle doğrudan ilişkilidir. Sağlık harcamalarındaki artış, daha fazla yoksullaşma ve daha fazla “katastrofik sağlık harcaması” anlamına gelmektedir. 2023’te sağlık harcamaları nedeniyle yoksullaşan hane sıklığı yaklaşık iki katına çıkmıştır. Sağlık sektörü, ne yazık ki sermayenin emrine amade olmuş, insanların sağlığı yerine kapitalist kar amacı güden bir yapıya dönüşmüştür.

Covid-19 küresel sağlık krizi, kapitalizmin sağlık alanındaki tahribatını somut bir şekilde gözler önüne sermiştir. Küresel sağlık sisteminin, özellikle gelişmiş ülkelerdeki sağlık alt yapısının, kapitalizmin emrine amade olmasının sonucu olarak milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. Hastalıkların yayılmasını engelleyecek sosyal önlemler yerine, piyasa temelli çözümler ve sağlık hizmetlerine erişimin engellenmesi, toplum sağlığını felakete sürüklemiştir. Covid-19’un sonuçları, bu sağlık krizinin sadece bir örneğidir. Kapitalizm, bu krizlerin kaçınılmaz olduğunu ve her yeni sağlık felaketinin kapitalizmin kendi çelişkilerinden kaynaklandığını açıkça ortaya koymuştur.

Sağlıkta Kamulaştırma ve İşçi Meclisleri Talebi

Bu noktada sağlık hizmetlerinin yalnızca kamusal sağlık hizmetleri ve sağlık emekçilerinin çalışma koşullarına dair taleplerle sınırlı kalmaması gerektiği açıktır. Sağlık sendikaları ve meslek odaları, mevcut sistemin reform edilmesini savunabilirler, ancak bu, yalnızca sosyal demokrat bir reformizmle sınırlı kalır ve sorunun özüne inilmez. İşçi hareketinin gerçek mücadelesi, sağlık emekçilerinin denetiminde tüm sağlık kuruluşlarının kamulaştırılması ve toplumsal sağlık sistemi için seferberlik çağrısı yapmaktır.

Kapitalizm sağlık sistemini kapitalist kar amacı güden sermayenin ve bürokratların eline bırakmıştır. Ancak bu sistem, toplumsal sağlık hizmeti için yeterli değildir. İşçi sınıfının çıkarlarını savunmak ve halk sağlığını korumak için, sağlık sektörü tüm işçi sınıfının denetiminde, kamusal ve eşitlikçi bir temele dayanan bir sağlık sistemi ile yeniden yapılandırılmalıdır. Bu, sermayenin ve devletin çıkarları dışında halkın sağlığını önceleyen bir sistemin inşası için hayati bir adımdır.

Sonuç: Yeni Felaketlere Karşı İşçi Sınıfının Alternatifi

Kapitalizm sürdüğü sürece, yeni sağlık felaketlerinin kaçınılmaz olduğu gerçeği ile yüzleşmek zorundayız. Bu felaketler, yalnızca mevcut sağlık sisteminin yapısal sorunlarından değil, aynı zamanda kapitalizmin toplum sağlığını tehdit eden doğasından kaynaklanmaktadır. Küresel sağlık krizleri, kapitalist ekonomilerin üretim ve sağlık politikalarındaki çelişkilerden beslenmektedir. Sağlık, bireysel bir mesele olmaktan çıkmalı ve toplumsal bir hak olarak tüm toplumun denetimine sunulmalıdır.

İşçi hareketinin, sağlık sendikaları ve meslek odalarının, yalnızca sağlık emekçilerinin çalışma koşulları ve özlük hakları için değil, tüm sağlık sistemini kamusal ve işçi denetiminde şekillendirecek bir mücadele perspektifine ihtiyaç vardır. Bu, sosyal demokrat bir reformizmi aşacak, işçi sınıfının sağlığı ve yaşam hakkı için devrimci bir perspektifin savunulması anlamına gelecektir.
İhtiyacımız olan burjuva devletin hükümetleri üzerinde toplumsal basınç yaparak, halk sağlığı yararına reformlar yapması için mücadele değildir. İhtiyacımız olan bize dayatılan sağlıksızlar düzenine karşı konseyler, meclisler temelinde örgütleyip emekçilerin iktidar organlarının embiryolarını bugünden yeşertmektir. Bunun içinde devrimci komünist bir partinin emekçiler ve ezilenler arasında inşası hayati bir gerekliliktir.