İzmir Dikili’de faaliyet gösteren Queen Tarım’da kadın işçiler, aylardır örgütlenme mücadelesi veriyor. Özellikle kadın emeğinin yoğun olduğu bu işyerinde işçiler, DİSK’e bağlı Birleşik Tarım ve Orman İşçileri Sendikası ( BTO-Sen) öncülüğünde sendikalaşma süreci başlattı. Gerekli çoğunluk sağlandı, sendika Çalışma Bakanlığı’ndan yetki aldı. Ancak Queen Tarım patronları bu yetkiye itiraz ederek, toplu iş sözleşmesi masasına oturmaktan kaçtı. Hukuki süreci uzatarak zaman kazanmaya çalışan patronlar, bu süre boyunca işçilere yönelik sistematik mobbing uygulamaya, özellikle kadın işçilere taciz, tehdit ve hakaretlerle saldırmaya başladı.
Patronlar sendikalaşma ve örgütlenme faaliyetini görünce adeta yaralı bir domuz gibi tüm gücüyle saldırmaya başladı. Çünkü ellerindeki ayrıcalıkları, keyfi yönetim haklarını, işçilere istedikleri muameleyi reva görme yetkilerini asla kaybetmek istemiyorlar. Sendikasız ve örgütsüz bir işyeri, patronlar için mutlak egemenlik alanıdır: İşçilerin ücretine, molasına, tuvalet hakkına, işten çıkışına ve en temelde yaşamına onlar karar verir. Ya patronun sunduğu koşulları sorgusuz sualsiz kabul edecek ya da başka bir patronun köleliğine geçeceksin – tabii ki şansın yaver giderse.
Queen Tarım’da yaşananlar, tarım iş kolundaki sömürünün, kadın emeğine yönelik tahakkümün ve patron terörünün somut bir tablosudur. Kadın işçilerin maruz kaldığı taciz ve tehdit, yalnızca bireysel bir sapkınlığın değil; sınıfsal ve cinsiyetçi düzenin kaçınılmaz sonucudur. Örgütlenen, hakkını isteyen, susmayan kadın işçiler cezalandırılmak isteniyor. Kimi yalnızlaştırılıyor, kimi başka seralara sürgün ediliyor, kimi açık açık patron ya da şeflerce tehdit ediliyor. Bu durum, tarım tekellerinin kâr için gözünü kararttığını ve buna karşı çıkan her işçiye “örnek” cezalar vermek istediğini gösteriyor.
Unutmayalım: Eğer bir iş yerinde işçilerin örgütlülüğü yoksa, o işyerinde çalışanlar patronların kölesidir. Sendikalı ve örgütlü bir işyeri demek, işçinin kendi emeği ve yaşamı üzerinde söz hakkı demektir. Bu söz hakkı, kapitalist sömürüye karşı en temel savunma mevzilerinden biridir. Elbette burjuva hukukuna göre sendikalaşmak anayasal bir haktır. Fakat fiiliyatta bu süreç; patronun tüm imkanlarıyla saldırdığı, devletin sessizliğiyle onay verdiği, işçilerin ise direnişle kazanabileceği bir bilek güreşidir.
Queen Tarım patronu bu bilek güreşinde yalnız değildir. Arkasında patron sınıfının çıkar birliği, devleti ve onun sessizliği vardır. Ama Queen Tarım işçileri de yalnız değildir! Onların arkasında haklılıkları, örgütlenme kararlılıkları ve devrimci sınıf dayanışması vardır. Bu mücadele, yalnızca Queen Tarım’da değil, tüm tarım iş kolunda, tüm kadın emekçiler için tüm işçi sınıfı için kazanılması gereken bir mevzidir.
Kadın işçileri tacizle, tehditlerle, açlıkla ve işsizlikle sindirmeye çalışanlara karşı tek bir cevap vardır: örgütlü sınıf mücadelesi!
Queen Tarım işçileriyle dayanışmayı büyütelim!
Kadın işçilere yönelik şiddeti teşhir edelim, patron terörüne karşı saf tutalım!
Örgütlenen her işçi, bu çürümüş düzende bir çatlak açıyor!
Queen Tarım işçileri yalnız değildir!
Sınıfın onurlu direnişi kazanacak!