Taha El Gazi’nin hiçbir yargı süreci işletilmeden, keyfi idari işlemlerle gözaltına alınması ve ardından eşiyle birlikte sınır dışı edilmesi, Türkiye’deki göçmenlere karşı yürütülen sistematik saldırıların bir halkasıdır. Bu saldırı, yalnızca bireysel bir mağduriyet değil, göçmen işçilerin ve mültecilerin örgütlenmesini, hak arayışını ve politik faliyetini bastırmaya yönelik sınıfsal bir operasyondur.
Taha El Gazi, sadece bir hak savunucusu değil; aynı zamanda Suriyeli göçmenlerin kadın hareketine, işçi grevlerine ve sosyalistlerin düzenlediği eylemlere katılımını savunan, toplumsal mücadelelerde aktif bir isimdi. Onun sürgünü, Türkiye burjuva devletinin göçmen işçileri sessiz, örgütsüz ve hak aramaktan uzak bir sömürü nesnesi olarak görme niyetinin açık ilanıdır. Daha önce İstanbul Sözleşmesi eylemlerine katılan göçmen kadınlar, grevlere istirak eden göçmen işçiler, sosyalist, devrimcilerin eylemlerine destek veren mülteciler ya gözaltına alındı ya da sınır dışı tehdidiyle sindirilmeye çalışıldı.
Bu tür saldırılar karşısında egemen olan liberal insan hakları ve sivil toplumcu tepkiler, ne yazık ki her seferinde olduğu gibi durumu yalnızca “hukuksuzluk” ve “usulsüzlük” düzeyine indirgemektedir. Basın açıklamalarında “hukuk, adalet ve barış” çağrıları yapılmakta; devletten, göçmen düşmanı mekanizmaları ‘daha insani’ işletmesi beklenmektedir. Oysa saldırının kendisi, devletin ve burjuva hukukun iç mantığına uygundur: Göçmen işçiler yalnızca ucuz işgücü olarak kabul edilir; hak aramaya, örgütlenmeye, konuşmaya başladıklarında ya bastırılır ya sınır dışı edilirler.
Liberal hukuk aktivizminin sınırları burada başlar. Çünkü o, göçmenlerin sisteme entegre edilmesini ister ama bu sistemin sınıfsal ve baskıcı doğasını sorgulamaz. Çünkü o, bireysel mağduriyetlere ağlar ama mültecilerin ve göçmen işçilerin kolektif politik gücünü tanımaz. Çünkü o, “insani yardım” ister ama sınıf mücadelesinden ve devrimci örgütlenmeden korkar. Çünkü o, devleti “vicdana” çağırır; ama biz biliriz ki devlet vicdan değil, zor aygıtıdır.
Ancak unutulmamalıdır ki:
İşçi sınıfı uluslararasıdır. Onun gerçek kurtuluşu, hiçbir ulusal sınır tanımadan örgütlenmesini ve mücadele etmesini gerektirir. Bilinçli proletarya, göçmen karşıtlığına, ırkçılığa, cinsiyetçiliğe ve her türlü ayrımcılığa karşı, dünyanın her yerinde hür dolaşım hakkı da dahil olmak üzere en yüksek demokrasiyi savunur.
Göç, insanlığın tarihsel bir olgusudur. Bugünün göçmenleri büyük ölçüde öğrenciler ve işçilerden oluşmaktadır. Emperyalist savaşlar, iklim krizleri ve ekonomik yıkımlar nedeniyle yer değiştiren milyonlar, sistemin değil, onun mağdurlarıdır. Emperyalist güçler, sınırları suni biçimde çizmiş, gerici rejimler kurmuş, doğal kaynakları yağmalamış ve göçün gerçek nedeni olmuşlardır.
Bu nedenle, proleter enternasyonalizm, sadece göçmenlere acıma üzerinden değil; göçmenlerin işçi sınıfının ayrılmaz bir parçası olduğu bilinciyle hareket eder. Onları savunmak, işçi sınıfının birliğini ve kurtuluşunu savunmaktır.
Bizim taleplerimiz nettir:
Taha El Gazi ve tüm sınır dışı edilen göçmenler geri alınsın!
Göçmen işçilerin ve öğrencilerin siyasi faaliyetlere katılım hakkı güvence altına alınsın!
Göçmenler için gözaltı merkezleri kapatılsın, tüm ayrımcı kanunlar kaldırılsın!
Herkese ikâmet belgesi verilsin, yerleşme hürriyeti tanınsın!
Avrupa ve Türkiye dahil tüm hudutlar, emekçilere ve öğrencilere açılsın!
Tüm göçmen emekçilere ve öğrencilere eşit haklar sağlansın!
Sınıf dayanışması, ulus tanımaz.
Sömürüye ve sınırlara karşı, enternasyonal mücadele!
Taha El Gazi yalnız değildir – Göçmen işçiler yalnız değildir!