Bizler, Çiğli Belediyesi’nde bir gecede işinden edilen kadın işçiler olarak sadece bir maaş bordrosundan silinmedik. Hayatlarımızın içinden silindik. Kadınların çalışma hayatına katılımının zaten türlü engellerle karşılaştığı bir ülkede, güvencesiz istihdamla, keyfi işten çıkarmalarla, emeğimiz yok sayıldı. Bizimle birlikte çocuklarımızın geleceği, evlerimizin huzuru, toplumdaki varlığımız da tehdit edildi.
Kadın emeğinin değersizleştirildiği her yerde, yoksulluk kadınlaşır. İşten çıkarıldığımız gün itibariyle birçoğumuz, evin tek geçim kaynağını kaybettik. Eşinden ayrılmış, çocuğuna tek başına bakan kadınlar, kiralarını ödeyemez hale geldi. Emek veren değil, yük görülen haline getirildik.
Oysa kadının kamusal alandaki varlığı sadece bir bireyin değil, tüm toplumun ilerlemesidir. Kadını üretimden, toplumsal hayattan, ekonomik bağımsızlıktan uzaklaştırmak; onu yeniden evin içine hapsetmektir. Bugün bize reva görülen, sadece bir işten çıkarma değil; aynı zamanda bir geri gidişin, cinsiyetçi zihniyetin açık tezahürüdür.
Kadınların haklarını savunduğunu iddia eden bir partinin yönettiği belediyede bu yaşanıyorsa, biz sorarız: Söz konusu kadın emeği olunca hangi ilke, hangi hak, hangi sosyal belediyecilik anlayışı devrededir?
Biz susmuyoruz, çünkü bu haksızlığı sadece kendimize yapılmış görmüyoruz. Bugün Çiğli’de işten atılan kadınların sesi kısılırsa, yarın başka belediyelerde, başka kurumlarda kadınlar aynı karanlıkla baş başa kalır.
Toplumsal cinsiyet eşitliği, nutuklarla değil, alın terine sahip çıkmakla sağlanır. Biz direnişimizle bu eşitliğin altını çiziyoruz.
Bir kadını işinden etmek, onu görünmez kılmaktır. Biz görünmez değiliz. Buradayız. Direniyoruz. Ve kazanana kadar susmuyoruz