Ortadoğu alevler içinde! İsrail ile İran arasında yaşanan 12 günlük savaş (bu savaş bitmiş değildir), bölgeyi yeni bir cehennemin eşiğine sürükledi. Tahran’ın kalbine yağan bombalardan, Tel Aviv semalarında yankılanan patlamalara; binlerce füzenin, onlarca savaş uçağının ve onlarca canın gölgesinde yeni bir savaş dönemi açılıyor. Ama bu savaş, ne “İran rejimine karşı demokrasi mücadelesi”dir, ne de “İsrail’in güvenliğini sağlama operasyonudur.” Bu savaş, bir “rejim kavgası” ya da “mezhepler arası çatışma” değil, kapitalist-emperyalist sistemin iç çelişkilerinin ve bölgesel tahakküm savaşlarının doğrudan ürünüdür. Bu savaş, ABD emperyalizminin ve siyonizmin Ortadoğu’yu sömürgeleştirme, yağmalama savaşıdır. İsrail’in iran’a yönelik saldırganlığı, Filisti’in kemikleri üzerinden süren Siyonist yayılmacı saldırıların devamıdır. Bugün Ortadoğu’da yürüyen savaş, her ne kadar bölgesel bir çatışma gibi görünse de, aslında küresel emperyalist sistemin krizine bağlı bir savaşlar çağının başlangıcıdır.Otradoğu’da genişleyen savaş karaya vurmuş can çekişen emperyalist kapitalist sistemin içsel aşılmaz çelişkilerin ürünüdür. Kapitalizmin varlığı hergeçen gün insanlık ve tüm canlı türlerini barbarlık içinde yok oluşa sürüklemektedir.
Yaşadığımız çağ emperyalizm çağıdır.
Yaşadığımız çağ küresel kapitalizmin teltel döküldüğü ve ıskartaya çıktığı çağdır.
Yaşadığımız çağ küresel isyanlar, direnişler çağıdır.
Yaşadığımız çağ kapitalizmi hakettiği yere tarihin çöplüğüne gönderme çağıdır.
Yaşadığımız çağ proleter devrimler çağıdır.
Her gündemde ihtiyaç duyulan enternasyonal komünist önderlik sorunu savaş karşısında da eksikliğini daha fazla hisettirmektedir. Bugün sosyalist ortadoğu sovyetleri alternatifi dışında hiçbir çözüm emperyalizmi Ortadoğu’dan kazıyamaz. Ortadoğu’ya barış ve istikrar getiremez. Bugün savaşa Siyonizme emperyalizme karşı alınacak her tutum verilecek her mücadele enternasyonal komünist önderlik, sosyalist ortadoğu sovyetleri, proleter devrimler çağının startını verme hedefine hizmet etmek zorundadır.
Siyonizm Ortadoğu’nun kalbine saplanmış bir hançerdir. ABD emperyalizminin ve Batılı tekellerin bölgedeki karakolu olan İsrail, sadece Filistin halkını değil, bütün Ortadoğu emekçilerini hedef alıyor. İki yılı aşkındır Gazze’de yürütülen soykırım sadece bir halkı değil, tüm bölgeyi teslim alma stratejisinin parçasıdır. Siyonist rejim Lübnan’da, Yemen’de yürüttüğü saldırılarla yetinmedi. Esad rejiminin yıkılışını fırsat bilerek Suriye’de Golan Tepeleri’ni ilhak etti, Batı destekli cihatçı güçleri (HTŞ) yeniden yapılandırarak Suriye’de iktidara taşıdı. Bugün İran’a yönelik saldırı, bu genişleme stratejisinin yeni aşamasıdır. Hedef, yalnızca İran değil: hedef, Ortadoğu’nun tüm kaynaklarını, işgücünü, coğrafyasını emperyalizmin mutlak denetimine almaktır.
Eğer işçi sınıfı bu gidişe devrimci bir yanıt vermezse, tarih bizi yeni bir dünya savaşına, bir Üçüncü Cihan Harbi’ne sürükleyecektir.
İşte bu broşür, öfkeyi enternasyonal devrimci programa dönüştürmek, her ülkedeki işçi sınıfına siyasal bir yön, bir strateji ve bir örgütlenme perspektifi sunmak için yazıldı.
Bizler bu broşürü, ajitatif bir çağrı olarak değil, aynı zamanda somut bir devrimci eylem programı olarak sunuyoruz. Çünkü:
Barış, NATO,BM,AB gibi emperyalisthaydutların kurumlarıyla veya burjuva devletlerin masa başında yürütüğü diplomatik görüşmeler ve antlaşmalarla değil, proleter devrimlerle gelir.
İsrail, İran, Türkiye, ABD, AB… Her burjuva devleti kendi savaşını yürütmektedir.
İşçi sınıfının görevi bu savaşta “esas düşman kendi yurdunda” şiarını kuşanarak kendi burjuva devletine karşı devrimci savaşı başlatmaktır.
Her ülkenin devrimci görevleri birbirinden kopuk değil, enternasyonal devrimin zincir halkalarıdır.
Bu broşür, sadece savaş karşıtı bir deklarasyon değil; sosyalist Ortadoğu ve sosyalist dünya şiarını göndere çeken, her ülkede işçileri devrimci eyleme ve örgütlenmeye çağıran bir program belgesidir. Ortadoğu’da emperyalizmi ve siyonizmi yıkmak; halkların gerçek kurtuluşunu, işçi sınıfının iktidarını ve sosyalizmi kurmak için:
Devrimci sınıf hareketini inşa etmek,
Enternasyonal komünist bir programla devrimci partiyi kurmak,
Ve dünya işçi sınıfını ortak bir stratejiyle harekete geçirmek zorundayız.
Bu broşür, bu zorunluluğun sesidir. Bu broşür, öfkeyi örgüte, örgütü devrime dönüştürme iradesini kuşanma çağrısıdır.
Savaşın Arka Planı ve Patlak Verme Dinamikleri
Ortadoğu’daki emperyalist savaş dalgası, İran ile İsrail arasında patlak veren ve dünya kamuoyunda “12 Gün Savaşı” olarak adlandırılan çatışmayla yeni bir evreye girdi. Ama bu savaşın gerçek kökleri bugüne değil, yüzyılı aşkın bir sınıf mücadelesi tarihine dayanıyor. Patlak veren çatışma, rastlantısal değil, emperyalist tahakkümün, siyonist yayılmacılığın ve rejim krizlerinin ortak ürünüdür.
İran: Ortadoğu’nun Kalbinde Bir Hedef
90 milyonu aşkın nüfusuyla İran, Ortadoğu’nun en kalabalık ikinci ülkesi ve aynı zamanda en stratejik noktalarından biridir. İran sadece devasa petrol ve doğalgaz rezervleriyle değil, aynı zamanda Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı gibi dünya enerji akışının düğüm noktaları üzerinde sahip olduğu konumla emperyalist sistem açısından kritik önemdedir. İran’ı kontrol etmek, hem dünya enerji akışını kontrol etmek hem de Avrasya jeopolitiğine müdahale etmek anlamına gelir.
Emperyalist güçler bu önemi çok önceden keşfetti. 1908’de İngilizler İran’da dev petrol rezervleri keşfettiğinde, bu topraklar Britanya’nın petrol imparatorluğunun ilk taşı oldu. 1953’te petrolü kamulaştıran Musaddık’ı CIA ve MI6 eliyle devirdiklerinde, yalnızca Şah’ı iktidara getirmediler; aynı zamanda emperyalist tahakkümün kanlı bir diktatörlükle nasıl sağlanacağını da gösterdiler. Şah rejimi on binlerce sosyalistin, işçinin, kadının kanı pahasına ayakta kaldı. 1979’da bu rejim devrildi, ama yerine kurulan mollacı teokrasi, emperyalizme karşı sahici bir kopuş değil, yeni bir sermaye diktatörlüğüydü.
Bugün İran’ın jeopolitik ağırlığı, sadece enerji kaynaklarıyla değil, Çin ile geliştirdiği stratejik ilişkiler ve ortadoğudaki nufuz alanlarıyla (Hizbullah, Husi, Haşdi Şaabi, Esad rejimi) etkisiyle daha da büyümüştür. Çin’in petrol ithalatının %15’ini İran’dan karşılaması ve Kuşak-Yol stratejisinin geçiş güzergâhında yer alması, İran’ı ABD’nin küresel stratejisi açısından doğrudan hedef haline getirmiştir.
Siyonizmin Yayılma Stratejisi ve Emperyalist Plan
İsrail devleti, kuruluşundan bu yana Ortadoğu’nun ortasına saplanmış bir hançerdir. ABD’nin bölgedeki karakolu, silah deposu ve saldırı üssüdür. 2023’ten bu yana Gazze’de yürütülen soykırım, İsrail’in sadece Filistin’i değil, tüm Ortadoğu’yu teslim alma hedefinin parçasıdır. Bu hedef, emperyalist sistemin çıkarlarıyla örtüşmektedir: Çin-Rusya eksenine karşı Körfez’den Kafkasya’ya kadar bir ABD-İsrail egemenlik kuşağı yaratmak. O yüzdendir ki, ABD ve AB her koşulda siyonizmin arkasına hizalanmaktadır. Çünkü Siyonist israil’in varlığı demek Ortadoğu’da Batı emperyalizminin varlığı demektir. Bu yüzdendir ki; ABD, AB, NATO, BM gibi kurumlardan barışı tahsis etme yanılsamasına girmek batı emperyalizminin tüm suçlarına ortak olmak anlamı taşımaktadır. Bu strateji, Lübnan’daki Hizbullah’a karşı yürütülen saldırılar, Yemen’deki Husilere karşı hava harekâtları ve Suriye’de Golan Tepeleri’nin ilhakı ile somutlaştı. En nihayetinde hedef İran’dı. Haziran 2025’te başlayan İsrail saldırısı, İran’ın nükleer tesislerini, komuta merkezlerini, üst düzey bilim insanlarını ve askeri altyapısını hedef aldı. Mossad’ın İran içindeki ajan ağı sayesinde stratejik hedefler milimetrik isabetle vuruldu. Rejimin en zayıf halkaları açığa çıktı. Tahran’ın kalbine düşen bombalar, yalnızca bir ülkeyi değil, bir bölgeyi tehdit eden emperyalist saldırganlığın yeni aşamasını simgeliyordu.
Savaşın Mantığı: Kriz ve Kâr Arasında
Kapitalist dünya sistemi artık savaşla, yıkımla, zorbalıkla ayakta durabilmektedir. Trump, daha önce Gazze’yi “temizleyip turizme açma” hayalinden bahsetmişti. Bugün bu hayaller gerçeğe dönüşüyor: Soykırımlar, savaşlar ve yıkımlar emperyalist kapitalizmin temel gıda maddesi haline gelmiştir. Emperyalist merkezlerde kriz çoklu ve birleşik biçimde derinleşirken, savaş bu krizlerin hem dışavurumu hem de çözüm yöntemi olarak dayatılmaktadır.
Ortadoğu’daki dinci fanatizm, mezhep savaşları, açlık ve sefalet; çürümüş, ıskartaya çıkmış kapitalist sistemin normalleşen yaşamsal tepkimeleridir. Savaş; kâr oranlarının düşüşü, sermayenin yeniden değerlenmesi ve enerji koridorlarının kontrolü için sistemik bir zorunluluğa dönüşmüştür. ABD ve müttefikleri devasa silah yatırımlarıyla Ortadoğu’yu ateşe atarken, sermaye için “garantili yatırım alanları” yaratmak istemektedir.
Eğer işçi sınıfı bu gidişe devrimci bir yanıt veremezse, tarihin rotası barbarlığa sapacaktır. Üçüncü Cihan Harbi, yalnızca Ortadoğu halkları için değil, insanlığın ve tüm canlı türlerinin geleceği için bir yok oluş anlamına gelecektir.
Bu savaşlar emperyalist sistemin sonuçlarıdır. Çözüm, bu sistemi yıkacak olan enternasyonal devrimdedir.
Askerî ve Jeopolitik Gelişmeler
İsrail’in başlattığı hava saldırıları doğrudan İran topraklarını hedef aldı. Tahran, İsfahan ve Bender Abbas çevresindeki askeri üsler, hava savunma sistemleri, füze rampaları ve nükleer program altyapısı hedefler arasındaydı. Bu saldırılar, İran’ın savunma doktrininde büyük bir gedik açtı ve askeri komuta zincirinin zafiyetini gözler önüne serdi.
İran, misilleme olarak İsrail’in güneyindeki hava üslerini ve kritik altyapılarını hedef aldı. Negev Çölü’ndeki Ramon Hava Üssü, Dimona nükleer reaktörü çevresi ve Tel Aviv yakınlarındaki radar sistemleri İran’ın doğrudan vurduğu noktalar arasında yer aldı. Bu karşı saldırılar, İsrail’in hava savunma sistemlerinin yetersizliğini tartışmaya açtı.
Suriye ve Lübnan cepheleri de bu savaşın sıcak noktalarından biri hâline geldi. Suriye’de Golan Tepeleri çevresinde İsrail ile İran destekli milisler arasında çatışmalar yoğunlaştı. Lübnan’da Hizbullah, kuzey İsrail’e yönelik nokta atışı saldırılar gerçekleştirdi. İsrail karşılığında Güney Lübnan’ı ağır bombardımana tuttu.
ABD üsleri de bu savaşın doğrudan taraflarından biri hâline geldi. Irak, Ürdün ve Körfez’deki ABD üsleri, İran destekli milislerin İHA ve roket saldırılarına uğradı. Irak’taki Ayn el-Esed Üssü ve Ürdün’deki Muwaffaq Salti Hava Üssü geçici süreliğine tahliye edildi. Her ne kadar çatışmaların yoğunluğu “12 gün” ile sınırlı gibi görünse de, aslında dondurulmuş bir savaş hali söz konusudur. Bölgesel ve küresel dengelere bağlı olarak bu çatışmaların her an yeniden tırmanma potansiyeli vardır. İsrail’in stratejik hedefleri, İran’ın askeri ve siyasi yanıtı, Lübnan ve Suriye cephelerindeki gerilimler, Ortadoğu’daki savaşın sadece başlangıçta olduğuna işaret etmektedir.
Siyasal ve Diplomatik Sonuçlar
Ortadoğu’da patlak veren savaş yalnızca füze ve bombardımanlarla yürütülmedi. Diplomasi masasında, Birleşmiş Milletler kürsülerinde, silah anlaşmalarında ve medya ekranlarında da bu savaş sürdürüldü. İsrail’in İran’a yönelik saldırısı; dünya siyasetindeki kutuplaşmayı, çifte standartları ve emperyalist ittifakların niteliğini bir kez daha açığa çıkardı.
ABD’nin Sınırsız Desteği: Siyonizmin Başkomutanı
İsrail’in savaş uçakları havalanırken, Pentagon’dan uyarı değil; mühimmat sevkiyatı yapıldı. Beyaz Saray, İran’a karşı “İsrail’in kendini savunma hakkı”ndan bahsederken, gerçekte Tel Aviv’e koşulsuz bir askeri ve siyasi çek karnesi sundu. ABD sadece diplomatik bir destekçi değil; bu savaşın doğrudan tarafıdır. İncirlik ve Körfez’deki üslerden yürütülen istihbarat ve lojistik koordinasyon, bu gerçeği gizleyemez.
Washington, bu savaşı Çin-Rusya eksenine karşı bir stratejik dengeleme, enerji koridorlarının güvenceye alınması ve İsrail’in bölgesel egemenliğinin pekiştirilmesi aracı olarak görmektedir. ABD Kongresi, İsrail’e milyarlarca dolarlık yeni silah sevkiyatını onaylarken; barış çağrısı yapan öğrenci ve sendikalara karşı ülke içinde bile polis copu konuştu.
Avrupa’nın Çifte Standardı: “Uygarlık” Maskesi Düşüyor
Avrupa Birliği, Gazze soykırımında olduğu gibi, İran’a yönelik saldırıda da ikiyüzlülüğünü korudu. Sözde barışçıl bir ton tuttursa da, İsrail’in “meşru müdafaa hakkı” yalanına sarılarak fiilen Tel Aviv rejiminin arkasında hizalandı. Berlin, Paris ve Londra, bir yandan diplomasi çağrısı yaparken öte yandan İsrail’e mühimmat sevkiyatına devam etti. Bu ikiyüzlülüğün en açık ifadesini Almanya Başbakanı Friedrich Merz şunu dile getirdi:
“İsrail hepimiz için bu kirli işi üstlenmiş durumda. Sadece şunu söyleyebilirim ki, İsrail ordusuna, İsrail devlet yönetimine bunu yapacak cesareti buldukları için saygı duyuyorum.”
Bu açık itiraf, İsrail’in emperyalist dünya sistemi içinde sadece “savunmada” değil, doğrudan saldırganlıkta da görevlendirilmiş bir taşeron olduğunu gösteriyor. AB liderleri için mesele “barış” değil, bölgesel yeniden paylaşımda İsrail’in üstlendiği rolün takdiridir. Avrupa emperyalizminin kirli ortaklığı, İsrail’in kanlı operasyonlarını “cesaret” olarak alkışlamaktadır.
Çin ve Rusya: Emperyalist Rekabetin Hesapçı Sessizliği
Pekin ve Moskova, İran’a yönelik saldırıyı diplomatik düzeyde kınadılar. Ancak bu “tepkiler” emperyalist sistemin iç dengelerini gözeten hesaplı pozisyonlardı. Ne Birleşmiş Milletler’de etkili bir adım atıldı, ne de İran’a askeri ya da stratejik düzeyde pratik destek sağlandı.
Çünkü hem Çin hem Rusya, kendileri de emperyalist blokun parçasıdır. Rusya, Ukrayna savaşında yıpranmış konumuyla Ortadoğu’da yeni bir cepheye girmekten özellikle kaçınmaktadır. Bu nedenle Esad rejimine verdiği desteği geri çekerek Suriye’de İsrail’in manevra alanını genişletmesine zemin hazırlamıştır. Çin ise ABD ile süregiden ticaret savaşı ve ekonomik rekabet içinde kendi çıkarlarını henüz doğrudan savaşa taşımayı tercih etmiyor. Ancak bu “barışçıl emperyalizm” illüzyonu geçicidir: Çin bugün rekor düzeyde askeri harcama yapıyor ve silahlanmayı büyütüyor. Emperyalist dünya düzeninde barış içinde bir arada yaşamak mümkün değildir. Çin, bu düzende yalnızca zaman kazanmaya çalışıyor — ama er ya da geç savaşın içine çekilecektir. ABD Asya’da Çin’in komşularını askeri üste çeviriyor. NATO toplantılarında Çin düşman ilan ediliyor.
Bu nedenle bu güçlerin sözde “çok kutuplu dünya” önerisi, ezilen halklara bir kurtuluş değil, yalnızca emperyalist paylaşım savaşlarının biçim değiştirmiş hali olarak geri dönmektedir.
Bölgesel Etkiler ve Yayılma Riski
Ortadoğu’da İsrail-İran savaşının fitilini ateşlemesiyle birlikte, bölgesel çatışmalar zincirleme şekilde yayılma eğilimi gösteriyor. Çatışmaların mevcut düzeyi, “sınırlı operasyon” görüntüsüne rağmen, her an tam kapsamlı bir savaşa dönüşme potansiyeli taşıyor. Özellikle aşağıdaki gelişmeler bu riski somutlaştırıyor:
Lübnan: Yeni Bir Cephe Açılıyor
Hizbullah ve İsrail arasında güney Lübnan-Golan hattında yoğunlaşan topçu ve roket çatışmaları, tam kapsamlı bir savaşın habercisi. İsrail’in Bekaa Vadisi ve Sur çevresine düzenlediği saldırılar, Lübnan’ın savaşa doğrudan dahil edilmesi ihtimalini artırıyor.
Yemen: Ensarullah’ın Genişleyen Rolü
Yemen’deki Husi hareketi (Ensarullah), hem Kızıldeniz’de İsrail gemilerini hedef alarak hem de ABD üslerine yönelik tehditlerle savaşa aktif şekilde dahil oldu. İran’a yönelik saldırının ardından Ensarullah’ın operasyonlarını artırması, Körfez’deki ticaret yollarını tehdit ediyor.
Irak: Şii Direniş Gruplarının Hareketliliği
Irak’ta İran yanlısı milis gruplar, ABD üslerini hedef alan saldırılarını yeniden yoğunlaştırdı. Bu saldırılar, İran’a yönelik saldırının yalnızca Tahran’la sınırlı kalmayacağına, tüm Şii direniş ekseninin harekete geçeceğine işaret ediyor.
Suriye: İsrail’in Saldırıları ve HTŞ Operasyonları
İsrail’in Suriye içinde gerçekleştirdiği hava saldırıları artarken, İdlib merkezli El Kaide türevi HTŞ’nin sahada manevra alanı genişletiliyor. Türkiye destekli cihatçı gruplar da, dolaylı biçimde bu operasyonlara dahil edilmiş durumda. Esad rejiminin yıkılması, Suriye’yi savaşın en kırılgan cephelerinden biri haline getiriyor.
Türkiye: Hamasi Söylem, Fiilî Destek
Erdoğan rejimi, kamuoyuna dönük “Filistin yanlısı” hamasi söylemler geliştirse de, pratikte İsrail’le ticaretin sürmesi, diplomatik ilişkilerin korunması ve NATO stratejileriyle tam uyum, dolaylı destek anlamına geliyor. Türkiye, emperyalist blokun Ortadoğu politikalarına uyumlu bir hat izlemeye devam ediyor. Bunun en açık örneği İncirlik üstünün Siyonizme tahsis edilmesidir.
Barış İstiyorsan Devrime Hazır Ol
Bugün Ortadoğu, İsrail ile İran arasında patlak veren savaşla yeniden cehenneme dönmüş durumda. Bu savaş, ne bir “rejim değişikliği operasyonu”, ne de “demokrasi mücadelesi” olarak meşrulaştırılabilir. O, kapitalist-emperyalist sistemin çıkarları doğrultusunda yürütülen, pazarları, enerji kaynaklarını ve hegemonya alanlarını yeniden paylaşma savaşıdır.
Savaşın aktörleri; ABD, İsrail, Körfez monarşileri, kendi çıkarları uğruna bölgeyi parçalamak, yeniden biçimlendirmek için ellerindeki askeri ve ekonomik araçları acımasızca kullanıyor. Siyonist İsrail, emperyalizmin en kanlı kılıcıdır. İran ise bölgesel nüfuz ve enerji koridorlarını kontrol eden bir engel olarak hedefte.
Ancak bu cehennemleşen savaşta, yıkımın, açlığın, göçün, ölümün, gericiliğin ve mezhep çatışmalarının gerçek kaynağı kapitalist-emperyalist sistemdir. Bugünkü savaş, kapitalizmin kriz ve kâr sarmalının hayati bir parçası haline gelmiş, üretim aşamasından yaşamın tüm alanlarına yayılan bir yıkım stratejisidir.
Kapitalizm barışa değil, sürekli savaşa programlanmıştır. Bu nedenle “barış” talebi, salt mevcut çatışmaların sona erdirilmesiyle sağlanamaz. Gerçek barış, kapitalist-emperyalist sistemin yıkılmasıyla mümkün olacaktır. Bu eylemi gerçekleştirebilme kudretine sahip yegane güç devrimci proletaryatır.
İşte bu yüzden, “Barış istiyorsan devrime hazır ol” diyoruz.
Çünkü savaş karşıtı mücadele ancak sistemin temel çarklarını kırmakla anlam kazanır. İşçi sınıfı ve ezilen halklar, burjuvazinin emperyalist savaşlarına karşı kendi sınıf mücadelesini yükseltmediği sürece, yıkıcı çatışmalar, soykırımlar ve bölgesel savaşlar biteceğe benzemiyor. Tarihsel ve politik mirasımız bize şunu öğretmiştir: Kapitalizm sınırları içinde yapılan her barış yeni savaşlar için verilen moladır.
Devrimci mücadele, yalnızca silahların susması değil; işçi sınıfının iktidara yürüyüşü ve üretim araçlarının işçi denetiminde kamulaştırılmasıdır. Kapitalist emperyalist sistem çöktüğünde, işçi sınıfının iktidarında savaşlar yerini emekçilerin barışına bırakacaktır.
Bugünün Ortadoğu’sunda bu gerçek daha acı biçimde ortaya çıkıyor. İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü soykırım, İran’ın ekonomik abluka ve askeri saldırılarla kuşatılması, Körfez rejimlerinin emperyalist blokla işbirliği, Türkiye’nin savaşa dolaylı desteği… Bunların hepsi kapitalizmin ve emperyalizmin iflas eden düzeninin yıkıcı sonuçlarıdır.
Dünyada ve bölgede gerçek barış, ancak proleter devrimler ve işçi sınıfının enternasyonal mücadelesiyle mümkün olacaktır. Eğer işçi sınıfı ve ezilenlerin politik temsilciliği iddiasında bulunan teşkilatlar bu görevden kaçarsa, kapitalizmin krizleri daha büyük savaşları, kitlesel yıkımları ve insanlığın yok oluşunu beraberinde getirecektir.
Bu yüzden, bugün devrimci sınıf mücadelesini yükseltmek, enternasyonal dayanışmayı güçlendirmek, emperyalist savaşlara karşı birleşik bir cephe kurmak her zamankinden daha hayatidir. Barış istiyorsan, devrime hazırlan.
Siyonizmin Yenilgisi Esas Alınmalıdır
Siyonist işgalin emperyalist müdahalenin ve kapitalist sömürünün Ortadoğu’daki etkileri; İsrail’in Filistin halkı başta olmak üzere tüm Ortadoğu halklarına yönelik sürdürdüğü saldırılar; ekonomik, siyasal ve toplumsal bir yıkımın kaynağıdır.
Ortadoğu emekçilerinin ve ezilenlerinin ortak düşmanı siyonizmdir. Bu nedenle:
Siyonist İsrail Devletinin yıkımı esas alınmalıdır.
Siyonist İsrail devleti, emperyalist sistemin Ortadoğu’daki ileri karakolu, kanlı bir işgal rejimi ve kapitalist yağmanın militer temsilcisidir. İsrail devleti yoktur; çalınmış, parçalanmış, işgal edilmiş
Filistin toprakları vardır! Bu devlet meşru değildir, varlığı başlı başına bir savaş suçudur!
Gazze’de yürütülen soykırım, İran’a yönelik bombardımanlar, Lübnan’da ve Suriye’de işlenen savaş suçları; tüm bunlar sadece İsrail’in değil, aynı zamanda emperyalist Batı’nın, Türkiye’nin körfez hanedanlıkları ve Siyonizmle iş tutan burjuva devletlerin kolektif sorumluluğudur.
Bu devlet, ne yalnızca boykot edilmeli, ne de sadece protesto edilmelidir. Siyonist İsrail, teşhir edilmeli, tecrit edilmeli, devrimci bir şekilde yıkılmalıdır.
Filistin halkının kurtuluşu, sadece bir ulusal bağımsızlık meselesi değil, bir toplumsal devrim meselesidir. Bu nedenle:
> Filistin halkının mücadelesi, bölgedeki işçi sınıfının devrimci hareketiyle birleşmediği sürece, zafer kazanamaz. Siyonist rejimin geriletilmesi, sadece İsrail’de değil, Lübnan’dan Ürdün’e, Türkiye’den Mısır’a tüm emekçilerin mücadele azmini güçlendirecektir. Şu gerçeklik asla unutulmamalıdır: Siyonizmi tarihin çöplüğüne gönderme sorunu Ortadoğu’dan emperyalizmi kazıma sorunudur. Bu görevi ne İran rejimi ne islamcı örgütler ne Arap miliyetçiliğidir. Onlar ancak siyonizmin yayılmasının önünde geçiçi bir bariyer olabilirler. İran ve tüm ortadoğu devletleri, filistin’deki Hamas, El Fetih, FKO vb tüm örgütler BM’nin iki devletli Filistin projesinde mutabıktır. Bu projede mutabık olmak demek Siyonist Korsan İsrail devletinin varlık hakkını meşru görmek demektir. Siyonist İsrail’in devrilmesi, emperyalizmin Ortadoğu’daki hâkimiyetinin kırılmasıdır. Bu görev ancak enternasyonaldevrimci bir önderlik altında Sosyalist Ortadoğu programıyla mümkündür. Siyonizmin nihai yenilgisi Sosyalist Ortadoğu devriminden geçer. Bunun yerine ikame edilen herşey Siyonizme yaşam alanı sağlar.
İran Emekçilerinin ve Ezilenlerinin Devrimci Görevleri
İran, ne Irak’tır, ne Libya, ne de Suriye. 90 milyonu aşan nüfusu, gelişmiş şehirleşmesi, sanayileşme düzeyi ve yüz yılı aşan politik mücadele deneyimiyle; özellikle de 1979 devriminin işçi konseyleri mirasıyla donanmış güçlü bir işçi sınıfına sahiptir. İran emekçileri mollalar rejimi altında baskı altındadır; fakat aynı zamanda Siyonist-emperyalist kuşatma karşısında da bir direniş hattındadır. Ancak İran rejimi ne anti-emperyalisttir ne de emekçiler ve ezilenlerden cephesinden ilerici bir role sahiptir. Aksine, mollalar rejimi ırkçı, teokratik, patriyarkal ve milli sermayenin çıkarlarını şeriatla tahkim eden bir burjuva diktatörlüğüdür. Kadın düşmanlığı, etnik ve dini baskı, idamlar, grev yasakları ve sendikal kıyımlar bu rejimin temel taşlarıdır.
Bugün İran işçi sınıfı, üç yönlü bir kıskacın ortasındadır:
Mollaların gerici sermaye rejimi
ABD-İsrail önderliğinde yürütülen emperyalist savaş politikaları
Batı destekli “renkli devrim” projeleri ve Pehlevi hanedanlığı gibi karşı-devrimci alternatifler
İran’ın ABD-Siyonist bloğu eliyle yıkılması, yalnızca mollaların çöküşü değil; İran halkları için Libya tarzı, Irak tarzı, Suriye tarzı bir felaket olur. Etnik ve mezhepsel bölünmelerin, yabancı işgalin ve sonsuz iç savaşların bataklığına dönüşür. İran rejiminin iran işçi sınıfı dışında başka bir güç tarafından yıkılması demek karşı devrimin oratdoğuda büyük bir zafer kazanması demektir. Bu iran işçi sınıfı ve ezilenleri için şuan içinde bulundukları durumun çok daha kötüsüyle karşı karşıya kalmak anlamına gelecektir. İran rejimi, yıllardır çürümektedir; toplumsal desteği hızla erimektedir. Son yıllarda güçlü toplumsal hareketler ve devrimci durumlar,ayaklanmalar yaşanmıştır. İran rejimi ölümsüz değildir.İçten içe çürüyen ömrünün sonlarına gelmiş bir rejimdir. Burada temel kritik unsur iran rejimininin kim tarafından yıkılacağıdır. Emperyalizm, siyonizm eliyle mi yıkılacak yoksa iran işçi sınıfının ve ezilenlerin devrimci seferberliğiyle mi yıkılacak. Onu kim yıkarsa, onun politik programı kalıcı olur. Bu nedenle soru artık “rejim yıkılmalı mı?” değil, “rejimi kim yıkacak?” sorusudur. İran’a yönelik emperyalist saldırılar arttıkça molla rejiminin siyasal meşruiyet alanı gelişmektedir. İran işçi sınıfının dönemsel öncelikli devrimci görevi siyonizme ve emperyalizme karşı mücadelenin yani anti emperyalist mücadelenin önderliğini kazanmaktır. Tüm işçi sınıfının, kadınların, kürtlerin, azerilerin, hristiyan ve zerdüşi dini azınlıkların karşısına anti emperyalist devrimci bir programla çıkmaktır.
İran işçi sınıfının tarihsel görevi, bu rejimi ABD’nin bombalarıyla değil, devrimci sınıf mücadelesiyle tarihe gömmektir.
Bu görev şunları gerektirir:
Siyonizme ve emperyalizme karşı anti-emperyalist mücadelenin önderliğini kazanmak
Kürt, Azeri, Beluç, Arap, Zerdüşti, Hristiyan ve Bahai topluluklarla eşitlik temelinde birleşik bir işçi-emekçi cephesi kurmak
Kadınların ve gençliğin öncülüğünde mollaların dini-patriyarkal baskısını teşhir etmek
Sendikal örgütlenmeleri yaygınlaştırmak, grev komiteleriyle taban demokrasisini inşa etmek
Rejime meşruiyet sağlayan emperyalist saldırılara karşı net ve militan bir tutum almak
İran Devrimi’nin 1979’daki işçi şuraları deneyimini güncelleyerek, yeni bir sosyalist konseyler iktidarı hedefi koymak
Ama İran işçi sınıfı bu tarihsel görevi yalnız başına başaramaz. Bu nedenle:
> Arap coğrafyasındaki işçilerle, Türkiye ve Kürdistan proletaryasıyla, İsrail’deki devrimci Yahudi işçilerle, Avrupa’daki göçmen işçilerle enternasyonal bir devrimci cephe inşa etmek yaşamsal önemdedir. Ortak düşmana karşı birleşik devrim!
İran’daki mücadele ne “Batı demokrasisi” için renkli halk ayaklanmasıdır, ne de mollaların “milli egemenlik” masalıdır. Bu mücadele, proletaryanın birleşik ve enternasyonal devrimci programı etrafında örülmelidir. Artık herşey İran’daki devrimci güçlerin elindedir.
Ürdün, Mısır ve Siyonizme Destek Veren Arap Coğrafyasındaki İşçi Sınıfının Devrimci Görevleri
Ortadoğu halklarının baş düşmanı yalnızca Siyonist İsrail ya da Batılı emperyalist devletler değildir. Aynı zamanda bu işgalci-emperyalist sistemin yerli işbirlikçiliğini yapan, onun politik, askeri ve ekonomik çıkarlarını koruyan yerli burjuva diktatörlükleridir. Özellikle Ürdün Haşimi Krallığı, Mısır’daki el-Sisi rejimi, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi devletler, Filistin halkına ve İran’a karşı yürütülen savaşta aktif ya da dolaylı roller üstlenmektedir.
Bu devletler;
İsrail’le açık veya gizli askeri-diplomatik ittifaklar kurmakta,
Gazze ablukasının sürdürülmesine katkı sunmaktadır. Filistin’de süren soykırımın suç ortaklığı yapmaktadır. İsrail’e petrol, istihbarat, hava sahası ve askeri lojistik alanlarda destek vermektedir.
Mısır’ın Refah Sınır Kapısı’nı kapalı tutması, Ürdün’ün ABD üslerine ev sahipliği yapması bu işbirlikçiliğin en somut örnekleridir. Bu işbirlikleri sayesinde Siyonist yayılmacılık ortadoğuda bu kadar başarılı olmaktadır.
Mısır: Merkezi Bir Mücadele Alanı
Bu ülkeler arasında en kritik öneme sahip olan Mısır’dır. Çünkü:
Jeopolitik konumu (Gazze sınırındaki Refah Kapısı, Akdeniz ve Kızıldeniz arasındaki geçiş noktası),
Geçmişten gelen güçlü anti-emperyalist ve anti-Siyonist halk dinamikleri,
Arap Baharı’nın merkezi olmuş, Tahrir Meydanı gibi toplumsal ayaklanmalarına tanıklık etmiş olması, Arap coğrafyasında diktatörlüklere karşı kitlesel mücadelerin başlatan merkez üstü bir rol üstlenmiştir. Gelişmiş bir işçi sınıfına sahip olması nedeniyle Mısır devriminin ve Mısır işçi sınıfının rolü merkezi bir önem taşır.
Bugün Mısır işçi sınıfı; baskının, sefaletin ve ekonomik yıkımın en ağır biçimlerini yaşamaktadır. Aynı Mısır işçi sınıfı Batı emperyalizmine öldürücü darbeyi vuracak, emperyalizmin Ortadoğudaki yıkımının yolunu açaçak anahtara sahiptir. Bu koşullarda Mısır işçi sınıfının dönemsel devrimci görevi:
> Filistin ve İran halklarıyla enternasyonalist dayanışma içinde, ABD ve Siyonizm’in yerli işbirlikçisi Sisi diktatörlüğünü devrimci bir seferberlikle yıkmak ve işçi-emekçi hükümeti kurmaktır. Bu görev hem siyonizme ve ABD emperyalizmine ağır bir darbe olacaktır, hem de Filistin direnişine ve İran işçi sınıfına moral, güç ve hareket alanı kazandıracaktır.
Genel Devrimci Görevler:
1. Siyonizmle işbirliği yapan rejimlere karşı devrimci seferberliği örgütlemek:
“Barış” anlaşmalarının iptali, askeri işbirliğinin sonlandırılması ve İsrail’le tüm ilişkilerin kesilmesi için tabandan baskı oluşturmak.
2. Filistin halkıyla birleşik eylemler örgütlemek:
Lojistik, liman, enerji ve ulaştırma sektörlerinde İsrail’le çalışan şirketlerde işgal, grev ve direnişler örgütlemek.
3. Burjuva diktatörlükleri ve onların emperyalist efendilerini teşhir etmek onlara karşı kitlesel ayaklanma çağrılarında bulunmak.
Sisi ve Ürdün monarşisinin ABD’nin sadık müttefikleri olduğu gerçeğini, ülkedeki ve ortadoğudaki yaşanan tüm cehenemin asli unsuru olduğunu, esas düşanın onlar olduğunu yılmadan yorulmadan emekçi sınıflara anlatıp, proleter ayaklanmanın hazırlığı içinde olmak.
4. “İran’a uygulanan ambargonun kaldırılması için kendi hükümetlerine basınç uygulamak.
5. Bölgesel işçi cephesi ve ortak devrimci strateji geliştirmek:
Arap coğrafyasının tümünde ortak düşmana karşı birleşik devrimci program ve eylem birliği oluşturmak.
Türkiye ve Kürdistan Proletaryasının Devrimci Görevleri
Ortadoğu’daki emperyalist savaş ve yıkım politikalarında Türkiye devleti, başat rollerden birini oynamaktadır. NATO üyesi olan Türkiye, İncirlik ve Kürecik gibi üslerle ABD’nin ve İsrail’in askeri stratejilerine doğrudan lojistik ve istihbarat desteği vermektedir. AKP-MHP rejimi, “Gazze için hamaset” üretirken, fiiliyatta İsrail’le ticareti sürdürmekte, hava sahası kontrolü, enerji ve ihracat alanlarında İsrail ordusuna hayat hattı sağlamaktadır. Bunuda kardeş devleti Azerbaycan ile yapmaktadır. Aynı zamanda Türkiye, İran’a yönelik kuşatma stratejisinde Batı’nın ileri karakoludur. Irak’ta ve Suriye’nin kuzeyinde üslenen Türk ordusu, yalnızca Kürt halkına karşı değil, aynı zamanda İran’ın bölgesel nüfuz alanlarına da müdahale eden bir aktördür.
Kürdistan’ın dört parçasındaki halklar ve işçi sınıfları, ezilen ulus olarak hem kendi kaderini tayin hakkı için hem de emperyalist savaşın bölgesel yıkımına karşı mücadele etmektedir. Ancak bu mücadele, yalnızca ulusal çerçevede değil, proleter enternasyonalizm temelinde örgütlenmelidir.
Türkiye ve Kürdistan Proletaryasının Devrimci Görevleri:
1. Siyonizme ve Emperyalizme Karşı Mücadelede Kendi Burjuvazisine Karşı Savaşmak
“Filistin’in yanındayız” diyen ama İsrail’le işbirliğini sürdüren AKP-MHP rejiminin ikiyüzlülüğünü teşhir etmek.
NATO’dan çıkılmasını, İncirlik ve Kürecik üslerinin kapatılmasını, İsrail’le tüm diplomatik ve ekonomik ilişkilerin kesilmesini talep eden kitlesel grev ve militan seferberlikler örgütlemek.
2. Kürt Ulusunun Kendi Kaderini Tayin Hakkını Desteklemek
Kürdistan’da anti sömürgeci devrimci parti, Türkiye’de enternasyonal devrimci parti inşa etmek.
Türk ve Kürt işçileri arasında enternasyonal dayanışmayı güçlendirmek. Ortak grev komiteleri ve politik örgütlenmeler inşa etmek.
3. Emperyalist Savaşa Karşı Militan Anti-Militarist Program Geliştirmek
“Savaşa değil, eğitime-sağlığa bütçe!” sloganlarını militan mücadeleyle birleştirmek.
Üniversitelerde, fabrikalarda, işçi mahallelerinde anti-militarist bilinç ve örgütlenme geliştirmek.
NATO’nun ve onun tarihi ortağı TSK’nın lav edilmesini savunmak.
İşçi milisleri ve öz savunma komiteleri inşa etmek.
4. Savaş Ekonomisine Karşı Sınıf Savaşımı
Savaşın tüm yükünün emekçilere bindirildiğini anlatmak: yüksek enflasyon, silah harcamaları, asgari ücretin erimesi vb. Kısacası işçi sınıfının ekonomik yıkım ve yoksuluğa karşı tepkisini savaş karşıtlığıyla anti militarizmle birleştirmek.
Sendikaların savaş karşıtı bir programla militanlaşması için tabandan baskı örgütlemek.
Liman, taşımacılık, lojistik, savaş sanayi gibi sektörlerde İsrail’e silah ve mühimat gidişini engelemek için grevler örgütlemek ve bunların çağrısını yapmak, işçi sınıfının gündemine bunları sokmak.
5. Enternasyonal Devrimci Stratejiyle Ortadoğu İşçi Sınıfına Bağlanmak
Filistin, İran, Mısır ve Lübnan işçileriyle dayanışma kampanyaları düzenlemek.
İşgal altındaki halklarla aynı cephede birleşmek; sınırları burjuvazinin değil, işçilerin ortak devrimci programı belirlemelidir.
Avrupa İşçi Sınıfının Devrimci Görevleri
Ortadoğu’da yaşanan emperyalist savaş, yıkım ve soykırımda Avrupa devletlerinin oynadığı rol, yalnızca destekleyici değil, doğrudan suç ortaklığı düzeyindedir. Gazze’deki soykırımın sürmesini mümkün kılan silah sevkiyatları, diplomatik kalkanlar ve siyasi rıza üretimi bu devletler eliyle sağlanmaktadır. Ancak daha da önemlisi: bu emperyalist suçlar, Avrupa işçi sınıfının sırtından finanse edilmekte; kendi kıtalarındaki yoksulluk, baskı, ırkçılık ve sosyal çöküş bu savaş politikalarının içteki yansıması hâline gelmektedir.
Avrupa İşçi Sınıfının Dönemsel Devrimci Görevleri:
1. Emperyalist Savaşa ve Silahlanmaya Hayır!
Avrupa hükümetleri, NATO üzerinden İsrail’e doğrudan silah ve mühimmat sevkiyatı gerçekleştirmektedir. Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya gibi ülkeler, İsrail’e tank, bomba, yazılım, gözetleme ekipmanı sağlamakta; bunlar işgal altındaki halkların üzerine yağmaktadır.
Bu ülke işçi sınıflarının görevi, kendi devletlerinin İsrail’e verdiği askeri, siyasi, mali tüm desteği teşhir etmek ve durdurmaktır.
Savaş sanayisine karşı grevler, silah sevkiyatlarını engelleyen işgal eylemleri ve doğrudan sabotaj biçimindeki eylemler, tarihsel olarak en meşru araçlardır.
2. Filistin’le Dayanışma, Kendi Devletlerine Cepheden Direniş
Filistin halkı ile dayanışma, “yardım kampanyası” düzeyinde bir moral pozisyon değil; kendi emperyalist burjuvazisine karşı siyasal eylem sorunudur. Avrupa’daki işçi sınıfının görevi, Kudüs’teki çocuk katillerini değil, onları silahlandıran Berlin’i, Paris’i, Londra’yı, Brüksel’i durdurmaktır
3. Yükselen Irkçılık ve Siyonizmle Mücadele
Avrupa’da İsrail’e verilen destekle eşzamanlı olarak, Filistin yanlısı protestolar bastırılıyor, Müslümanlara karşı cadı avı yürütülüyor. Yahudi halkı ile siyonist İsrail devleti bilinçli olarak özdeşleştiriliyor. Bu, hem Yahudi halkının güvenliğini tehlikeye atıyor, hem de antisemitizmi körüklüyor. Avrupa işçi sınıfının görevi, ırkçılığa ve antisemitizme karşı en sert biçimde mücadele ederek, Yahudi işçileri siyonizm karşıtı mücadeleye kazanmak ve tüm ezilenlerle birleşik anti-emperyalist cephe kurmaktır.
4. İşçilerin Birliği, Göçmenlere Sınıf Dayanışması
Avrupa’ya göç eden milyonlarca Ortadoğulu işçi ve mülteci, hem savaştan hem de emperyalizmin ekonomik yıkımından kaçmıştır. Bu kitleler bugün düşük ücretli, güvencesiz işlerde çalışmakta, ırkçılığa maruz kalmakta, sınır dışı tehdidiyle yaşamakta.
Avrupa işçi sınıfının görevi, bu göçmen işçilerle aynı sendikalarda, grev komitelerinde, sokak direnişlerinde birleşmek, sınıfın bölünmesine karşı çıkmaktır. Aynı zamanda göçmenlerin tüm demokratik haklarını, vatandaşlık haklarını, seyahat ve iltica haklarını savunmaktır.
5. Sınıf Mücadelesinin Siyasallaşması: Devrimci Program ve Parti
Avrupa’daki ekonomik kriz, sosyal hakların tasfiyesi ve baskı rejimlerinin güçlenmesi, sınıf mücadelesinin radikalleşmesine zemin hazırlamaktadır. Bu öfke, aşırı sağa değil, devrimci bir enternasyonalizme kanalize edilmelidir. Barış ve halkların kardeşliği için tek çıkış yolu: emperyalizmin, NATO’nun, kapitalizmin yıkılmasıdır.
Bunun için görev: devrimci Marksist bir işçi partisinin, enternasyonal düzeyde inşasıdır.
İsrail Yahudi İşçi Sınıfının ve Dünya Yahudi Barış Hareketinin Devrimci Görevleri
İsrail devleti, Yahudi halkının tarihsel acılarını kullanarak bir ırkçı-sömürgeci apartheid rejimi inşa etti. Siyonist rejim, Yahudi halkını dünya işçi sınıfından, özellikle de Arap halklarından koparmayı başlıca ideolojik hedef haline getirdi. Siyonizme meşruiyet sağlayan yegane unsur anti semitizmin güç kazanması, canlı bir olgu olarak varlığını sürdürmesidir. Fakat bu hedef hiçbir zaman tamamen başarıya ulaşmadı. İsrail’de her zaman siyonist savaş rejimine karşı çıkan, işçi sınıfından, gençlikten, kadınlardan, sosyalistlerden oluşan bir muhalefet var oldu ve bugün de vardır. Netanyahu hükümeti İsrail tarihinin en sağcı hükümetidir. Yolsuzluklara, savaş suçlarına bulaşmış, halk tabanında ciddi bir tepki ve muhalefetle karşı karşıyadır. Netanyahu hükümeti içeride yaşadığı politik krizleri ve siyasal açmazları savaş ve saldırganlık kartını kullanarak aşmaya çalışmaktadır.
Bu savaşta da Yahudi işçi sınıfının ve ilerici Yahudi toplulukların kritik görevleri bulunmaktadır.
1. Siyonist Devlet ile Yahudi Halkını Birbirinden Ayırmak
Siyonist devlet, “İsrail yoksa Yahudiler güvende değil” yalanını temel propagandası haline getirdi. Kuruluş amacı Yahudiler için güvenli bir ev inşa etmekti. Oysaki Siyonist saldırganlık İsrail Yahudi halkını sığınaklarda yaşamaya heran bombaların hedefi haline getirmektedir. İsrail yahudiler için güvenli bir ev değil, tam tersine Siyonizm tarafından hedef tahtası haline getirmiştir. Oysa İsrail’in her saldırısı dünyada anti semitizmin güçlenmesine zemin hazırlamaktadır. Siyonizmin varlığı Yahudi halkı için tehtid unsuru haline gelmiştir.
Yahudi işçi sınıfının görevi, bu ideolojik yalanı parçalamak, Yahudiliği siyonist devletin şantajından kurtarmaktır. Yahudi işçi sınıfı ve ilerici Yahudi toplulukları yüksek sesle şunu haykırmalıdır: İsrail yahudilerin değil Siyonistlerin devletidir.
2. Soykırıma ve Apartheide Karşı İçeriden Direniş
Gazze soykırımına karşı binlerce Yahudi sosyalist, ilerici ve enternasyonalist, dünyanın dört bir yanında protestolar örgütledi. İsrail’de hükümete karşı, savaşa karşı eylemler bastırılıyor, ama muhalefet yok edilemiyor. İsrail işçilerinin ve gençliğinin görevi, savaş rejimini içeriden kırmak, siyonist ordu içinde ve cephe gerisinde devrimci bozgunculuk faaliyeti içinde bulunmak, savaş aygıtında grevler ve sabotajlar düzenlemektir. Bunlar gerçekleştiği oranda Yahudilik Siyonizmin tekelinden çıkmaya başlayacak ve anti semitizmin kan kaybedecektir.
3. Filistin Halkıyla Dayanışma
Filistin halkı düşman değildir; ortak sömürünün diğer yüzüdür.
Yahudi ve Arap işçilerin birliği, yalnızca Filistin’in özgürlüğü değil, Yahudi işçisinin kurtuluşu için de zorunludur.
İsrail’deki Yahudi işçi sınıfı, Arap işçilerin ve Filistinli yoksulların mücadelesini kendi sınıfsal kurtuluşunun parçası haline getirmelidir.
İki devletli projelere yekten karşı çıkılmalı; bağımsız, birleşik, laik, çok dilli çok dinli sosyalist Filistin bayrağı göndere çekilmelidir.
4. Dünya Yahudi Emekçilerinin Siyonizm Karşıtı Cepheye Katılması
ABD ve Avrupa’da yaşayan milyonlarca Yahudi emekçi, siyonizmin değil enternasyonalizmin potansiyel müttefikidir.
“Jewish Voice for Peace”, “Not in Our Name”, “If Not Now” gibi yapılar, Yahudi halkı adına İsrail’in işlediği suçları teşhir etmektedir.
Görev: bu hareketleri işçi sınıfı eksenli devrimci bir programa yönlendirmek, onları Arap, İranlı, Türk ve Kürt işçilerle ortak bir devrimci mücadele hattında birleştirmektir.
5. Siyonist Rejimin Yıkılması: Ortadoğu’da Emekçilerin Birliği İçin
Yahudi emekçilerinin gerçek kurtuluşu, siyonist rejimin varlığında değil; Ortadoğu halklarının birliğinde, sınıfsız ve sömürüsüz bir coğrafyada mümkündür.
Bunun için İsrail Yahudi işçilerinin görevi, kendi savaş suçlusu devletlerine karşı, Filistinli, Lübnanlı, Suriyeli ve İranlı emekçilerle omuz omuza devrimci mücadeleyi örgütlemektir.
Uluslararası İşçi Hareketinin Devrimci Görevleri ve Enternasyonal Devrimci Strateji
İsrail’in İran’a yönelik saldırısı, sadece iki devlet arasındaki çatışma değil; tüm insanlığa karşı yürütülen emperyalist bir savaşın parçasıdır. Bu nedenle, çözüm sadece bölgesel değil; enternasyonal bir devrimci stratejiyle mümkündür. Uluslararası işçi sınıfı, bu savaşın seyircisi değil, tarihsel olarak yegâne karşı gücüdür.
A. Savaşın Karşısına Enternasyonal Proleter Seferberliği
Savaş zenginlerin çıkarına, yoksulların ölümü içindir.
Emperyalist savaşlara karşı mücadele, her ülkede kendi egemen burjuvazimize ve onun savaş makinesine karşı mücadele demektir.
İşçi sınıfı her ülkede şunu haykırmalıdır: > “Savaş değil grev! Top değil, işgal değil, devrim!”
B. Anti-Militarist Program ve Talepler
1. NATO’dan, emperyalist ittifaklardan çıkılsın, NATO lavedilsin!
2. Askerî bütçeler kesilsin, bu kaynaklar işçi sınıfının ihtiyaçlarına aktarılsın.
3. İsrail’e askerî ve ekonomik destek kesilsin.
4. İşçi milisleri ve özsavunma komiteleri kurulsun.
C. Militan Mücadele Biçimleri: Grev, Eylem, Blokaj
Silah fabrikalarında grev!
Limanlarda, havaalanlarında savaş malzemelerine ambargo!
İsrail ve emperyalist şirketlerin boykot edilmesi!
Üniversitelerde, kampüslerde ve işyerlerinde siyonist savaş makinesine karşı direniş komiteleri!
D. Devrimci Siyasal Örgütlenme: Partisiz Devrim Olmaz!
Bu savaş gösteriyor ki, barış için mücadele, burjuva devletin sınırlarında kaldığı sürece sonuçsuzdur.
Reformist pasifizm değil, devrimci eylem, sınıf savaşı, örgütlü mücadele!
İşçi sınıfı kendi bağımsız, devrimci partisi olmadan bu savaşları durduramaz, iktidarı alamaz.
Görev: Her ülkede güçlü seksiyonları olan Enternasyonal devrimci önderliğin inşası
E. Enternasyonal Devrimci Stratejinin Adımları
1. Her ülkede işçilerin kendi burjuvazisine karşı savaş ilan etmesi:
“En büyük düşman kendi yurdunda”
2. Ulusal işçi mücadelelerinin enternasyonal koordinasyonu:
Gazze için Paris’te grev,
Tahran için Berlin’de yürüyüş,
Kürt halkı için Londra’da direniş.
3. Devrimci işçi enternasyonalinin inşası:
Reformizmden, sosyal şovenizmden, merkezcilikten tam kopuşmuş,
Taban hareketleriyle bağ kuran,
Kitle grevlerini, genel grevleri, ayaklanmaları enternasyonal bir stratejiye bağlayan bir örgütlenme!
Enternasyonal Komünist İşçi Partisi’nin İnşası İçin İleri!
Dünya kapitalizminin yaşadığı tarihsel krizler, savaşlar, yıkım, açlık ve barbarlık, her gün bir kez daha gösteriyor:
İnsanlığın geleceği ya sosyalizmdir ya da barbarlık içinde yok oluştur.
Bugün Ortadoğu’da halkları kana bulayan emperyalist savaş, aynı zamanda işçi sınıfının örgütsüzlüğünün, öncüsüzlüğünün ve devrimci stratejisizlik halinin bir sonucudur. Bu gerçekliğin karşısına salt insani çağrılarla değil, devrimci bir enternasyonal inşa perspektifiyle çıkmalıyız.
A. Programatik Temel: Sınıf Savaşı ve Devrimci Marksizm
Enternasyonal Komünist İşçi Partisi şu eksende yükselecektir:
Emperyalizmin yıkımı için dünya çapında proleter devrim hedefi.
Burjuva parlamenter hayaller değil, işçi konseyleri ve taban örgütlenmeleri.
Barış değil, sınıf savaşı. Çünkü gerçek barış, ancak burjuvazinin devrilmesiyle mümkündür.
Reformist kuyrukçuluk değil, bağımsız sınıf politikası ve devrimci önderlik.
Ulusal değil, enternasyonal devrim.
Ütopik değil, sınıf mücadelelerine dayanarak somut devrimci geçiş programları.
B. Devrimci Kadroların İnşası
Bugün her ülkede, işçi sınıfının öncü kadroları reformist, kimlikçi, kampanyacı politikaların içinde boğulmaktadır.
Görevimiz bu kadroları:
Teorik olarak silahlandırmak,
Sınıf mücadeleleriyle birleştirmek,
Devrimci bir parti disiplini içinde örgütlemektir.
Bu kadrolar enternasyonal düzeyde birleşmedikçe, hiçbir yerel devrim kalıcı olamayacaktır.
C. Geçiş Programı: Bugünün Taleplerinden Devrime
Grev komiteleri → Taban meclisleri → İşçi konseyleri →işçi milisleri →işçi hükümeti!
İşçi denetimi → Banka, enerji, ulaşım sektörlerinin kamulaştırılması → Planlı sosyalist ekonomi!
Ulusal sorunda işçilerin enternasyonal birliği → Ezilen halklarla özgürlük temelinde gönüllü federasyon!
D. Enternasyonal Parti ve Savaş
Bugün İsrail’in İran’a saldırısı, emperyalist sistemin çelişkilerini keskinleştirmiştir.
Ortadoğu’dan Avrupa’ya, Afrika’dan Latin Amerika’ya kadar savaş karşıtı mücadelelerin devrimci bir programla bağlanabileceği tek çatı:
Enternasyonal Komünist İşçi Partisi’dir.
Bu parti:
Her ülkede burjuvazinin karşısına, enternasyonal bir sınıf perspektifiyle dikilecektir.
Savaşı durdurmakla kalmayacak, onu devrime dönüştürecektir.
Tüm devrimci Marksist örgütlerin, işçi öncülerinin, mücadeleci gençliğin ortak adresi olacaktır.
E. Görev: İnşa, Müdahale, Birleşme!
1. Her ülkede enternasyonal devrimci partilerin inşası.
2. İşçi sınıfı içindeki militan odakların kazanılması.
3. Enternasyonal düzeyde siyasal tartışma, kolektif teori üretimi, taktik birliği.
4. Birleşik devrimci mücadeleler için Enternasyonal Komünist İşçi Partisi’nin temelinin atılması.
İşçi sınıfı enternasyonal bir strateji olmadan yalnızdır.
Devrimci öncüsü olmayan sınıf, tarihte yenilmeye mahkûmdur.
Bugün hâlâ zaman varken, hâlâ sınıf bilinçli militanlar varken, hâlâ mücadele dinamikleri kıpırdıyorken…
> Enternasyonal Komünist İşçi Partisi’nin inşası için ileri!
EK: Yeni Bir Arap Baharı ve Sosyalist Ortadoğu Sovyetleri Mümkün mü?
2010’da Tunus’ta başlayan, Mısır’da Tahrir Meydanı’nda zirveye ulaşan ve tüm Kuzey Afrika ile Ortadoğu’ya yayılan Arap Baharı, bir neslin hafızasına kazınmış bir patlamaydı.
Ancak bu büyük kitle hareketleri, devrimci önderlikten ve net bir sınıf programından yoksun olduğu için ya bastırıldı, ya da burjuva klikler arasında yeniden bölüşümle sonuçlandı. Sonuç olarak karşı devrimin keskin kılıcının darbesiyle yara aldı.
Bugün savaş, soykırım, diktatörlük ve emperyalist yıkımın içinde kıvranan coğrafyada yeni bir devrimci dalga kaçınılmazdır.
Ancak bu kez sosyalist bir programa, işçi sınıfının önderliğine ve enternasyonal bir stratejiye hava kadar su kadar ihtiyaç vardır.
Arap Baharı’nın Dersleri: Devrimci Önderlik Yoksa Yenilgi Kaçınılmazdır
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye’de görüldü ki:
Parlamento hayalleriyle, kurucu meclislerle oyalananlar kaybetti.
Askerle “geçiş” pazarlığı yapanlar bastırıldı.
İslamcı ya da liberal burjuva fraksiyonlara yedeklenen hareketler gerici karşı-devrimlerin yolunu açtı.
2. Bugün Devrimci Koşullar Yeniden Olgunlaşıyor
Mısır’da yoksulluk ve sefalet en yüksek seviyede.
Lübnan’da devlet çökmüş durumda.
Tunus yeniden otoriterliğe sürükleniyor.
Cezayir, Ürdün ve Fas’ta gençliğin, işsizliğin ve yolsuzluğun yarattığı isyan dinamikleri birikiyor.
Filistin halkı, mücadelesiyle tüm bölge halklarına ilham veriyor.
İran halkı, dinci-milliyetçi diktatörlüğe karşı, emperyalist saldırganlığa karşı isyan enerjisini koruyor.
İsrail işçi sınıfı bile Siyonist rejime karşı bölünmüş durumda.
Bütün bu potansiyel, örgütlenmemiş ve birleşik bir stratejiye sahip olmadıkça bir kez daha yenilgiye dönüşebilir.
3. Çözüm: Ortadoğu Sovyetleri – Emekçilerin Ortak İktidarı
Yeni bir Arap Baharı’nın başarılı olabilmesi için şu başlıklarda birleşmelidir:
Sınırları aşan birleşik grevler, genel grevler, işçi komiteleri, işçi milisleri, işçi şuraları.
Her ülkede rejimlere karşı emekçi ayaklanmaları.
Ezilen ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve ulusal baskıya karşı dayanışma.
Kadınlara, LGBTİ+’lara, dini ve etnik azınlıklara yönelik baskıya karşı devrimci savunma.
Filistin’in özgürleşmesi için Arap işçi sınıfının devrimci dayanışması.
Ortadoğu’daki tüm bu mücadeleleri, ortak sosyalist hedefler etrafında birleştiren bölgesel işçi iktidarları – Sovyetler!
> Sosyalist Ortadoğu Sovyetleri, Ortadoğu halklarının kana boğulmasına son verecek tek alternatiftir.
4. Ne Yapmalı?
Bugün atılması gereken adımlar:
Yeni bir Arap Baharı için devrimci öncüler arasında birleşik örgütlenmeler kurmak. Devrimci işçi enternasyonali inşasında birleştirmek.
Her ülkede bağımsız, tabana dayalı devrimci işçi örgütlerini inşa etmek.
Savaş karşıtı mücadeleleri emperyalist karşıtlığı ile birleştirmek.
Sosyal medya aktivizmi değil, grevler, işgaller ve sokak seferberliği yoluyla mücadeleyi yükseltmek.
Enternasyonal Komünist İşçi Partisi perspektifiyle Ortadoğu devrimci çekirdeğini inşa etmek.
Son Söz:
Bir başka Arap Baharı mümkündür. Ama bu kez sosyalist bir programla!
Filistin’in kurtuluşu, Kürdistan’ın özgürleşmesi, İran’ın özgürleşmesi, Mısır’ın zincirlerinden kurtulması, İsrail işçi sınıfının Siyonizme karşı ayağa kalkması ancak böyle sağlanabilir.
> Ya emperyalist savaş ve barbarlık… Ya enternasyonal sosyalist devrim!
Sosyalist Ortadoğu için ileri!