Çanakkale’de Üç Günde Üç Yangın

Çanakkale’de bir hafta içinde üçüncü büyük orman yangını çıktı. Önce Sarıcaeli Kepez üniversite bölgesinde başlayan yangın kısa sürede yayılırken, Daradanos Güzelyalı bölgesinde ikinci yangın ortaya çıktı. Henüz önceki yangının soğutma çalışmaları tamamlanmadan, bu kez Kaz Dağları eteklerinde üçüncü yangın başladı. Bölgedeki rüzgârlar, yangının kontrolünü neredeyse imkânsız hale getiriyor ve alevler, kilometrelerce alanı kısa sürede kül ediyor.

Yangınlar yalnızca ormanı değil, köylülerin geçim kaynaklarını, hayvanların yaşam alanlarını, tarım alanlarını ve yerleşim bölgelerini tehdit ediyor. Yerel halk, kendi imkanlarıyla alevlerle mücadele etmeye çalışıyor; ancak itfaiye ve orman ekiplerinin yetersizliği ve müdahale gecikmeleri felaketin boyutunu büyütüyor.

Bu yangınların tesadüf olduğu düşünülemez. Bölgeler, uzun süredir maden ruhsatlarıyla ve turizm yatırımlarıyla sermayenin gözdesi hâline getirilmiş. Rüzgarlı günlerde art arda çıkan yangınlar, sermaye ve devletin “felaket sonrası rant planlarını” hayata geçirmesi için uygun zemin sağlıyor. Yangın söndürme çalışmalarının tamamlanmasını beklemeden çıkan yeni yangınlar, bu planlı tahribatın somut kanıtı gibi.
Kaz Dağları ve çevresi, altın madeni, enerji ve turizm projeleriyle Türkiye’nin kritik rant bölgelerinden biri. Her ağaç, her zeytinlik, kapitalist düzen için bir meta; yangınlar ise bu metaların önünü açan, bilinçli olarak ateşe verilen birer araç. Çanakkale’de yükselen duman, yalnızca doğanın değil, kapitalist sistemin doğa ve halk düşmanlığına dair somut bir göstergedir.
Yangınların Arka Planı: Kapitalist Kundakçılık

Çanakkale’de yaşanan yangınlar tesadüf değildir. Türkiye’de ve dünyanın birçok bölgesinde orman yangınları, kapitalist sermaye birikimi için bir araç hâline gelmiştir. Yangınlar, devletin denetim boşlukları ve sermaye odaklı politikalarıyla birleştiğinde, doğal felaketten çok planlı bir talan stratejisi olarak ortaya çıkar.

Bölgede maden ruhsatları, enerji projeleri ve turizm yatırımları yıllardır artmaktadır. Altın, mermer, termik santral ve turizm projelerinin odaklandığı alanlar, yangınların en yoğun olduğu bölgelerle çakışmaktadır. Bu, yalnızca rastlantı değil; yangınlar, sermayenin hedeflediği rant alanlarını hızlıca dönüştürmenin bir aracıdır.

Devlet, “doğal afet” söylemiyle bu politikaları gizlerken, yangın söndürme çalışmalarında gecikmeler ve eksiklikler sistemin bilinçli işleyişinin parçasıdır. Helikopterler ve uçaklar, yangın çıktığında hızla devreye girmemekte; itfaiye ekipleri yetersiz kalmakta, yangın büyüdükçe sermayeye ait alanlar güvence altına alınmaktadır. Yangın söndürme kaynakları, doğayı kurtarmak için değil, sermayenin korunması için kullanılır.

Geçmiş örnekler bunun kanıtıdır: Bursa, Muğla, Antalya gibi bölgelerde yangınlar sonrası imar planları değiştirilmiş, maden ve turizm alanları açılmıştır. Aynı senaryo Çanakkale’de de tekrar ediyor: Kaz Dağları eteklerindeki yangınlar, yalnızca ormanı değil, köylülerin geçim kaynaklarını da hedef alıyor; bunun yanında sermaye projelerine uygun alanlar “temizlenmiş” oluyor.

Bu nedenle Çanakkale’deki yangınlar, ekolojik bir felaketin ötesinde kapitalist kundakçılığın ve devlet-sermaye işbirliğinin somut bir tezahürüdür. Ormanlar, toprağın bereketi ve halk yaşamı, kâr makinesinin dişlileri arasında ezilmektedir.

Kapitalizm: Doğa Talanı
Çanakkale’deki yangınlar yalnızca bir çevre felaketi değildir; kapitalist üretim tarzının doğaya yaklaşımının somut bir göstergesidir. Marx’ın sözleriyle:

> “Kapitalist üretim, emeğin ve toprağın kaynaklarını aynı anda tüketir. Tüm ilerleme, kısa vadeli verimi artırırken, uzun vadeli canlılık kaynaklarını yıpratır.”
Kapitalizmde doğa, kâr makinesinin bir “serbest armağanı”dır. Üreticiler yalnızca kendi kârlarını düşünür; ürünün veya doğanın akıbeti onları ilgilendirmez. Marx bu durumu şöyle ifade eder:

> “Doğa, kapitalizm için ‘serbest armağan’; üretici, ürünün akıbetine kayıtsız kaldığı gibi, doğal kaynakların kullanımına da kayıtsızdır.”
Ormanlar, dağlar, dereler ve tarım alanları sermayenin meta hâline geldiği her yerde, kapitalist sistemin mantığıyla şekillenir. Yangınlar, bu mantığın en uç noktasıdır: Toprak ve ekosistem, kısa vadeli rant ve kâr amacıyla bilinçli olarak tahrip edilir.
Marx ayrıca özel mülkiyetin doğaya uygulanmasını da eleştirir:

> “Toprak üzerindeki özel mülkiyet, insan üzerindeki özel mülkiyet kadar anlamsızdır; doğa, gelecek kuşaklara iyileştirilmiş biçimde aktarılmalıdır.”
Çanakkale’deki yangınlar, yalnızca Kaz Dağları’nın ormanlarını yok etmekle kalmıyor, aynı zamanda köylülerin geçim kaynaklarını, ekosistemleri ve geleceğimizi hedef alıyor. Bu yangınlar, kapitalizmin doğa ve halk düşmanı karakterinin somut kanıtıdır. Kapitalist düzen, ekolojik krizleri fırsata çevirir. Yangınlar, maden, enerji ve turizm yatırımlarının önünü açan bir araçtır. Marx’ın teorik çerçevesi, Çanakkale’de yaşananları açıklamakta ve bize tek bir gerçeği hatırlatmaktadır: Kapitalizm yıkılmadan doğayı ve yaşamı korumak mümkün değildir.
Çanakkale Yangınları: Doğa Katliamının Sınıfsal Haritası

Çanakkale’de yükselen alevler, yalnızca ormanı yok etmiyor; köylüleri, küçük çiftçileri, yerel halkı doğrudan etkiliyor. Yangınlar, onların tarım alanlarını, zeytinliklerini ve hayvanlarını yok ederken geçim kaynaklarını da ellerinden alıyor. Bu yıkım, aynı zamanda bölge halkının doğayla kurduğu yaşam bağını da parçalamaktadır.

Öte yandan, kapitalist sermaye ve devleti, bu felaketi fırsata çeviriyor. Altın ve mermer madenleri, enerji santralleri, turizm projeleri ve lüks villa alanları, yangınlar sonrasında devlet tarafından güvence altına alınıyor veya imara açılıyor. Bu süreç, köylüleri ve yerel halkı sahadan uzaklaştırırken, sermaye projelerine uygun alanları temizliyor.

Kaz Dağları ve çevresi, uzun süredir enerji ve turizm yatırımları için hedef bölge olarak görülüyor. Yangınlar, sermayenin talep ettiği rant alanlarını genişletmek için bilinçli olarak fırsata çevriliyor. Devletin yangın söndürme çalışmalarındaki gecikmeler, eksiklikler ve altyapı yetersizlikleri, bu planlı talanın parçasıdır.

Bu tablo, doğa katliamının sınıfsal bir karakteri olduğunu ortaya koyuyor:
Kaybedenler: Köylüler, çiftçiler, orman işçileri, yerel ekosistem ve halk sağlığı.
Kazanlar: Sermaye sahipleri, maden ve turizm tekelleri, inşaat firmaları ve devleti yöneten çıkar grupları.
Çanakkale yangınları, kapitalizmin doğa ve halk düşmanı mantığının sınıfsal haritasını net biçimde gösteriyor. Yangınları yalnızca ekolojik bir felaket olarak görmek, bu sistemsel talanı anlamamak anlamına gelir. Yangınlar, sermaye için fırsata dönüşen bir planlı yıkım ve talan mekanizmasıdır.
Sermaye Düzeni Söndürmez, Büyütür

Çanakkale’deki yangınlar, kapitalist sistemin doğayla ilişkisini bir kez daha gözler önüne seriyor. Devlet, yangınla mücadele için ilan edilen politikaları uygulamaya koysa da, altyapı eksiklikleri, koordinasyon sorunları ve müdahalede gecikmeler sistemin yapısal karakterinin göstergesidir. Helikopter ve uçak sayısı yetersiz, itfaiye ve orman ekipleri sınırlı, yangın söndürme planları ise sermaye projelerini korumak üzere şekillendirilmiş durumda.

Bu sistemde yangınları söndürmek, doğayı korumak veya halkın yaşamını güvence altına almak öncelik değildir. Aksine, yangın çıktığında sermaye alanları korunur; yangının kontrolünü kaybettiği, halkın zarar gördüğü bölgeler ise “feda edilmiş” kabul edilir. Kapitalizm, felaketi bile kâr ve rant için bir fırsata dönüştürür.

Geçmiş deneyimler ve Türkiye genelindeki yangın örnekleri de bunu doğruluyor: Bursa, Muğla, Antalya ve Kaz Dağları gibi bölgelerde yangınlar sonrası imar planları değiştirilmiş, maden ve turizm alanları açılmıştır. Devletin yangın söndürme politikaları, görünürde doğayı koruma amacını taşısa da, özünde sermayenin çıkarlarını güvence altına almakla sınırlıdır.

Marx’ın ifadesiyle:

> “Kapitalist üretim, emeğin ve doğanın kaynaklarını aynı anda tüketir; ilerleme, kısa vadeli verimi artırırken, uzun vadeli canlılık kaynaklarını yıpratır.”
Çanakkale’deki yangınlar da gösteriyor ki, kapitalist düzen yangını söndürmez, büyütür ve fırsata çevirir. Doğayı korumak ve halkın yaşamını güvence altına almak için sistemin kendisinin yıkılması gerekir.

Sosyalist Çözüm: Doğa İçin Devrim

Çanakkale’de ve tüm Türkiye’de ormanların ve ekosistemlerin kapitalist yangınlara teslim edilmesine karşı gerçek çözüm, yalnızca devlet politikalarıyla veya geçici reformlarla sağlanamaz. Kapitalizm var oldukça doğa talanı devam edecektir. Çözüm, işçi sınıfının ve yerel halkın devrimci örgütlülüğünde yatmaktadır.

Bu çerçevede somut adımlar şunlardır:

1. Halk Komiteleri ve Yangın Ekipleri:
Her yangın bölgesinde köylü, işçi ve yerel halk tarafından oluşturulacak bağımsız komiteler, yangınlara müdahaleyi organize eder, söndürme çalışmalarını denetler ve sermayenin müdahalesine izin vermez.

2. Rant Projelerinin Derhal Durdurulması:
Maden, enerji ve turizm yatırımları, yangın bölgelerinde ve riskli alanlarda derhal durdurulmalıdır. Yangın sonrası “imar affı” ve yatırım teşvikleri engellenmelidir.

3. Orman ve Doğal Kaynakların İşçi Denetiminde Kamulaştırılması:
Tüm ormanlar, doğal yaşam alanları ve su kaynakları, sermayenin değil, halkın ve işçi sınıfının denetiminde korunmalıdır. Böylece doğa, gelecek kuşaklara aktarılabilir.

4. Ekolojik ve Sosyalist İttifaklar:
Köylülerin, işçilerin, çevrecilerin ve sosyalist örgütlerin bir araya gelerek oluşturacağı ekolojik ittifaklar, kapitalist talana karşı kalıcı ve örgütlü bir direniş hattı kurar.

5. Enternasyonal Dayanışma ve Mücadele:
Kapitalist ekolojik yıkım yalnızca Türkiye’nin sorunu değildir. Enternasyonal düzeyde sosyalist mücadele ve işçi dayanışması, doğa ve halk için daha güçlü bir koruma hattı oluşturur.

Marx’ın uyarısı bugün Çanakkale’de ve Kaz Dağları’nda yankılanıyor:

> “Toprağı ve emeği sömüren kapitalist sistemde doğa, kâr amaçlı bir meta hâline gelir. Gerçek çözüm, kapitalizmin yıkılmasında yatar.”
Kapitalist Kundakçılığı Devrimle Söndürelim

Çanakkale’nin dumanı sadece ağaçları değil, kapitalist düzenin doğa ve halk düşmanı karakterini de gözler önüne seriyor. Her yangın, sermaye ve devletin iş birliğiyle planlanan bir yıkım, her alev, rant için yakılan bir fitildir. Ancak bu felaketler, aynı zamanda direnişin de çağrısıdır.

Gerçek çözüm, reformist önlemlerde veya geçici devlet müdahalelerinde değildir. Kapitalizmin doğa ve yaşam düşmanı mantığı sürdüğü sürece ormanlarımız, köylülerimiz ve ekosistemimiz tehlikededir. Bu nedenle mücadele, işçi sınıfı, köylü, çevreci ve sosyalist güçlerin birleşik devrimci direnişi olmalıdır.

Somut eylem çağrısı:

Yerel yangın komitelerine katıl, kendi bölgenin söndürme ve koruma çalışmalarını örgütle.

Maden, enerji ve turizm projelerinin durdurulması için kampanyalar ve protestolar örgütle.

Ormanları, suyu ve doğal kaynakları işçi denetiminde kamulaştırma mücadelesine destek ol.

Kapitalizmin ekolojik yıkımına karşı enternasyonal sosyalist dayanışmayı güçlendir.