Çiğli Belediyesi’nde aylardır devam eden maaş krizine karşı eylem yapan işçi temsilcileri, DİSK Genel-İş İzmir 10 No’lu Şube yönetimi tarafından görevden alındı. Son iki aydır maaşları 20 gün gecikmeli ödenen belediye işçileri, belediye önünde oturma eylemleri gerçekleştiriyordu. Ancak sendika şube yönetimi ve genel merkez, işçilerin en basit eylemlerine bile karşı çıkarak, işçilerin seçilmiş temsilcilerini tasfiye etmeyi tercih etti.
Görevden alınan temsilciler arasında İnan Yoldaş Özdem, Bülent Polat, Gencay Günyüz, Mazlum Demir, Gökhan Aslan ve Oktay Ergün bulunuyor. İşçiler adına konuşan Gencay Günyüz, şube yönetiminin işverenle ve genel merkezle işbirliği içinde hareket ettiğini belirterek şunları söyledi:
> “Biz burada aylardır doğru maaş alamıyoruz. Son 2 aydır 20 gün gecikmeli maaş alıyoruz. Bu konularla ilgili eylem hakkımızı kullanıyoruz. Bizim DİSK 10 No’lu Şube Başkanı bize eylem yapmayın diyor. Genel merkezle beraber işveren tarafında yer alıyorlar. Bizi haksız ve hukuksuz bir şekilde sindirmek istiyorlar.”
İşçiler, Çiğli halkını mağdur etmemek için çöp toplamama gibi daha sert eylemleri şimdilik uygulamaktan geri dursa da, işçi tabanında bu taleplerin ve öfkenin büyüdüğü görülüyor.
CHP’nin Burjuva Karakteri ve İşçiye Düşman Belediyecilik
Bu gelişmeler yalnızca bir maaş krizi ya da bir sendika içi sorun değildir. Bugün Türkiye’nin dört bir yanında “millet iradesine sahip çıkma” mitingleri düzenleyen CHP, kendisini AKP’ye karşı yegâne alternatif olarak sunuyor. Ancak kendi yönetimindeki belediyelerde işçilere karşı tutumuna baktığımızda, CHP ile AKP arasında özde bir fark olmadığı ortaya çıkıyor.
Çiğli Belediyesi’nde maaşların gecikmesi, işçilere baskı yapılması, sendika bürokrasisiyle işbirliği yapılarak temsilcilerin tasfiye edilmesi bunun en açık örneğidir. CHP’nin burjuva karakteri, işçi sınıfının çıkarlarını savunmak yerine patronlarla, belediye bürokrasisiyle ve sendika üst yönetimiyle uyumlu bir politikaya dayanıyor. Bu yüzden CHP’nin “demokrasi” nutukları işçiler için bir şey ifade etmiyor.
Geçmişte de Çiğli Belediyesi’nden atılan kadın işçiler, önce belediye önünde direniş başlatmış, ardından İzmir’den Ankara’ya yürüyerek CHP Genel Merkezi önünde aylarca direniş sürdürmüştü. CHP yönetimi, bu kadın işçilerin haklı mücadelesine de kulak tıkamış, onları görmezden gelmişti. Bugün yaşananlar, CHP’nin işçi düşmanı belediyeciliğinin sürekliliğini gösteriyor.
Sendika Bürokrasisi: İşçiyi Bastırma Aracı
DİSK’in tabanda mücadele eden temsilcileri tasfiye etmesi, sendika bürokrasisinin klasik refleksidir. İşçiler ayağa kalktığında bürokrasi, patronlarla işçiler arasında tampon görevi görür; işçi öfkesini bastırmaya çalışır. Oysa işçi sınıfı, kendi seçtiği temsilcilerin görevden alınmasına boyun eğmezse, sendika bürokrasisine karşı taban örgütlülüğünü kurmaya doğru ilerler.
Somut Eylem Planı
Bu noktada, işçilerin mücadeleyi kazanabilmesi için atılması gereken adımlar açıktır:
1. Görevden alınan temsilcilerin yeniden görevlerine iadesi talebi yükseltilmeli.
2. Taban komiteleri oluşturulmalı: Şube yönetiminin baskılarına karşı her işyerinde tabandan seçilen temsilcilerle işyeri komiteleri kurulmalı.
3. Eylemler radikalleştirilmeli: Çiğli halkını da mücadeleye kazanmak için şeffaf açıklamalar yapılmalı; maaş ödemeleri yapılmazsa çöp toplama eylemi, iş yavaşlatma, belediye önünde kitlesel nöbet gibi adımlar atılmalı.
4. İşçi-kadın dayanışması güçlendirilmeli: Geçmişte Çiğli Belediyesi’nden atılıp Ankara’ya yürüyen kadın işçilerin deneyimleri bugünkü mücadeleyle birleştirilmeli.
5. CHP’nin ikiyüzlülüğü teşhir edilmeli: CHP’nin bir yandan demokrasi mitingleri yaparken diğer yandan işçiye saldırdığı her platformda anlatılmalı.
6. Bağımsız işçi siyasetinin inşası: Ne CHP’ye ne de sendika bürokrasisine bel bağlanarak bu kriz aşılamaz. İşçi sınıfı kendi bağımsız, devrimci siyasetini ve enternasyonalist örgütlenmesini yaratmalıdır.
Sonuç
Çiğli’de yaşanan maaş krizinde işçilerin önünde iki yol var: Ya sendika bürokrasisinin ve CHP belediyeciliğinin pasifleştirme politikasına boyun eğecekler ya da kendi öz örgütlenmelerini kurarak mücadeleyi büyütecekler. Türkiye işçi sınıfının bugünkü asli görevi, CHP’ye ya da AKP’ye yedeklenmeden, kendi bağımsız devrimci yolunu açmaktır.
Çünkü bizim ekmeğimiz ortak, bizim kavgamız ortak, bizim geleceğimiz ortak. Ve bu ortak gelecek, ne patronların zulmünde, ne sendika bürokratlarının ihanetinde, ne de burjuva partilerin sahte vaatlerinde yatıyor. Bu gelecek, yalnızca işçilerin örgütlü gücünde yatıyor.