Kapitalist Krizin Patriyarkal Yansıması Olarak Erdoğan’ın Aile Saldırısı
2025 yılı, Erdoğan iktidarı tarafından “Aile Yılı” ilan edildi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın öncülüğünde başlatılan bu kampanya, ilk bakışta “toplumsal değerlerin korunması” gibi soyut ve masum kavramlarla süslenmiş durumda. Ancak bu süslü söylemlerin ardında, kadın işçilere, emekçi kadınlara yönelik sistematik bir saldırı paketi yatıyor. Üç çocuk doğurana kadro verilmesi, evlilik kredileri, çeyiz destekleri, doğum parası ve benzeri uygulamalarla sermaye devleti, krizin faturasını kadının sırtına yıkmak için yeni bir cephe açmış durumda.
Bu politikaların sınıfsal özü şudur: Kapitalizm krizdedir ve bu krizden çıkmak için toplumsal yeniden üretimi, yani işgücü üretimini, ücretsiz ve yeniden kadınların omuzlarına yıkmak istemektedir. Kadını eve kapatmak, onu anneliğe ve karılığa hapsetmek, çocuk doğurması için teşvik değil, sistematik bir zorlamayla aile kurumuna mahkûm etmektir. “Aile Yılı”, gerçekte “Kadını Evcilleştirme ve Emekçi Kadını Köleleştirme Yılı”dır.
Aile, Kadının Tarihsel Tutsaklığıdır
Marksizm açısından aile, sınıflı toplumların tarihsel bir kurumudur. Kadının ezilmesiyle özel mülkiyetin, mirasın ve sınıf tahakkümünün güvence altına alındığı bir yapıdır. Engels’in klasik tanımıyla: “Kadının ilk tarihsel yenilgisi, erkeğin üretici olmayan ev içi emeğini denetim altına almasıyla başlamıştır.” Bugün de bu denetim devam ediyor. Kadının evdeki emeği görünmezdir, ücretsizdir ve kapitalizmin çıkarınadır. Bugün Erdoğan’ın “aile yılı”yla kutsadığı yapı, aslında emekçi kadının ekonomik bağımsızlığını gasp eden, onu çocuk, ev ve erkek üçgeninde bir ömür tüketmeye mahkûm eden patriyarkal bir zincirdir.
İşsizlik ve Aile: Kadını Kocasına Bağımlı Hale Getiren Tuzak
Sermaye krizdedir. Türkiye gibi çevre ülkelerde bu kriz en çok kadın işçileri vuruyor. 2024 sonu itibariyle kadın işsizliği %30’lara dayanmış durumda. Bu işsizlik bilinçli bir tercihtir. Çünkü iktidarın hedefi, kadını işgücü piyasasından silmek ve onu yeniden ev kadını, doğurgan kadın, “ailenin direği” haline getirmektir. Kadın çocuk doğurdukça işten kopar, gelirini kaybeder ve kocasına bağımlı hale gelir. Bu bağımlılık ilişkisi, kadını maddi ve duygusal kölelik altında yaşamaya zorlar. Mutsuz, şiddet içeren evlilikler işte bu ekonomik bağımlılıkla sürer.
Kadınlara Saldırı Ulusal Değil, Küresel: Kapitalizmin Krizi, Patriyarkanın Yükselişi
Türkiye’de yaşanan bu saldırılar benzersiz değildir. Avrupa’dan Latin Amerika’ya, Hindistan’dan ABD’ye kadar dünyanın dört bir yanında, kapitalizmin küresel krizinin yükünü taşımak üzere kadınlar hedefe konuluyor. ABD’de kürtaj hakkına getirilen sınırlamalar, Macaristan’da Viktor Orban’ın “çok çocuklu aile teşvikleri”, Hindistan’da Hindu milliyetçiliğinin kadınları eve kapatma politikaları hep aynı saldırının farklı versiyonlarıdır. Kadının emeğini, bedenini ve hayatını yeniden sermayeye bağlama süreci, küresel kapitalist sistemin krizine verdiği yapısal bir yanıttır. Türkiye bu zincirin sadece bir halkasıdır.
Çözüm Ailede Değil, Kolektif Kurtuluşta
Bugün bize “aile” diye pazarlanan şey, aslında bir sömürü düzenidir. Kadının hem duygusal emeğini, hem ev içi emeğini, hem de doğurganlığını sistematik olarak sömüren bir yapıdır. Kadınlar için aile, çoğu zaman bir şiddet, baskı ve yoksulluk mahallidir. Gerçek çözüm, bu yapının yıkılmasındadır. Kadını özgürleştirecek olan, ne üç çocuk teşviki ne çeyiz indirimi ne de evlilik kredileridir. Kadını özgürleştirecek olan, onun üretime, mücadeleye ve siyasete katılması; kendi kaderini kendi ellerine almasıdır. Bu da ancak işçi sınıfının sosyalist mücadelesiyle, kadın ve erkek işçilerin birleşik eylemiyle mümkündür.
Sonuç: Emekçi Kadınlara Sesleniyoruz!
Aile yılı sizin için daha fazla ev işi, daha fazla çocuk bakımı, daha fazla işsizlik ve daha fazla bağımlılık demektir. Direnin! Bu düzene boyun eğmeyin! Kurtuluş ne evde, ne kocanızda, ne de sadaka gibi verilen doğum paralarında. Kurtuluş, eşit işe eşit ücrette, kreşli işyerlerinde, ücretsiz ve kamusal bakım hizmetlerinde, örgütlü mücadelede ve devrimdedir! Bu saldırıyı püskürtmek için emekçi kadınlar, devrimci sınıf hareketi içinde birleşmeli; patriyarkayı ve kapitalizmi birlikte tarihin çöplüğüne süpürmelidir.