Milyonlarca emekçinin kaderini, yaşamını derinden etkileyen, asgari ücret tespit komisyonu 1 Aralık’ta ilk toplantısını gerçekleştirmeye hazırlanıyor. Asgarî ücret yalnızca, asgarî ücretle çalışanları değil, asgari ücretin altında ve üstünde ücret alan işçilerinde yakından ilgilendirmektedir. Asgari ücret işçi sınıfının tamamını etkileyen ve sınıfın tamamının ana gündemine giren ana konulardandır. Bu özelliği itibarıyla sınıfın tamamının mücadele seferberliğine zemin hazırlayabilecek bir potansiyele sahiptir. Bu özelliği itibarıyla asgari ücret beleirleme süreci salt ekonomik süreç olmamakla birlikte, tepeden tırnağa siyasal bir süreçtir. Tepeden tırnağa devletin sınıfsal karakterini burjuva diktatörlüğünün işleyişini berrak bir şekilde gün yüzüne çıkartmaktadır. Asgari ücret meselesine yaklaşım buna karşı verilecek mücadele ekonomimizm zemininde verildiği sürece beraklaşan devletin sınıfsal karakterini ve işleyişini bulandıran bir işleve sahip olacaktır.
Asgari ücret, bir işçinin ve ailesinin yeniden üretim faaliyetine katılabilmesi için minimum geçim araçlarının ( beslenme, barınma, gıda, sağlık vb) toplamını karşılayacak düzeyde olması gereken ücrettir.
Tüm kapitalist ülkelerde asgari ücret sistematik olarak, asgari geçim araçlarının toplam değerinin altında bırakılmaktadır. Bunun temel nedeni emek ile sermaye arasındaki uzlaşmaz çelişkide yatmaktadır. İşçilerin eline gelen ücret ne kadar fazla olursa patronların kârı o kadar az olur. İşçilerin ücreti kadar az olursa patronların kârı o düzeyde artış gösterir. Bu yüzdendir ki her yıl asgari ücrete zam geldiği gibi, temel yaşamsal ihtiyaçlara maaşlara gelen zammın çok üzerinde artış olmaktadır. Kaşıkla verilenin kepçeyle alınma süreci sıradanlaşmış bir ritüele dönüşmüş durumdadır.
Türk-İş’in yaptığı araştırmaya göre Ekim 2023 dönemi için yoksulluk sınırı 44.573 TL, açlık sınırı ise 13.683 TL
Patronlar son yıllarda asgarî ücreti genel ücrete çevirmenin ve asgari ücretin altında işçi çalıştırmayı normalleştirmenin derdindedirler. İşçi Sınıfına açlık ve yoksulluk içinde ızdırap çekmek dayatılmaktadır. Asgari ücret tespit komisyonu işçi sınıfına açlık yoksulluk içinde ızdırap çekmeyi dayatan burjuva devletin ana organlarından birisidir.
Her yıl asgarî ücret görüşmeleri bayatlamış, küf kokan ritüelden farksız şekilde gerçekleşmektedir. Komisyondaki sendikalar açlık sınırını belirler, açlık sınırının biraz üzerinde bir ücret talep ederler. Patronlar ise açlık sınırı altında ücret talep ederler. Devlet kanadı ise açlık sınırına yakın bir ücrette karar kılar. Belirlenen ücret açlık sınırının üstünde dahi olsa, yeni yıl zamlarıyla enflasyon karşısında işçi sınıfının maaşı eriyerek açlık sınırına demir atarlar. Kısacası şunu diyebiliriz ki, asgari ücret komisyonu işçi sınıfına ölmeyecek kadar gerekli olan maaşı belirleme komisyonudur. İşçi sınıfına ölmeyecek kadar gerekli olan maaşı belirleme ritüeli, gösterişli bir tiyatro performansı şeklinde yürütülür.
Bu tiyatro oyununa yalnızca asgarî ücret komisyonunda yer alan taraflar değil, komisyonda yer almayan sendikalar, emek örgütleri ve sosyalist teşkilatlarda iştirak etmektedir. Komisyonda yer almayan sendikalar, yoksulluk sınırını hesaplayarak asgari ücretin yoksulluk sınırındaki rakama veya biraz üstüne çıkması gerektiğini savunur. Bu eksende kampanyalar gercekleştirerek sürece müdahil olmaya çalışır. Sosyalist solun sürece müdahil oluşu ve yapmış olduğu kampanyalarda sendikalardan çok farklı olmamakla birlikte zaman zaman ücret talepleri komisyonda yer almayan sendikalarınkinden biraz fazla olabilmektedir. Tüm asgari ücret kampanyaları mülkiyet ilişkilerine dokunmayan, burjuva devletin kurduğu asgarî ücret tespit komisyonu sistemine dokunmadan mevcut düzen sınırlarını asma perspektifinden tamamen yoksun durumdadır. Yapmış oldukları tüm siyasallıktan tamamen arınmış ekonomimizm temelinde yürütüldüğü için kapitalizminin işçi sınıfında yaratmış olduğu tüm yanılgıları tekrar tekrar üretmektedir. Asgari ücret kampanyalarının tamamı adil ücret, adil vergi, insanca yaşanacak asgari ücret gibi sloganlarla yürütülmektedir. Bu sloganlar burjuva ideolojisinin örtmeye çalıştığı sınıf çelişkilerine yardımcı mahiyettedir. Çünkü tüm bu sloganlar kapitalizm altında adil bir ücretin imkansız olduğu gerçeğini yansımaktadır.
Kapitalizminin temel gıdası eşitsizlikler ve adaletsizliklerdir. Ücretli iş düzeninin kendisi artı değer sömürüsüne dayanır. Artı değer sömürüsü olmadan sermaye varolamaz. Sermayenin varlığını sürdürebilmesi işçi sınıfı için sürekli olarak kölelik zincirinin daha sıkı hâle gelmesi, geleceksizlik ve belirsizlik anlamına gelir. Yaşanabilir asgari ücret, adil vergi, insanca bir ücret gibi talepler işçi sınıfının ücretli kölelik düzeni olan kapitalizmle hesaplaşmasını engelleyen mahiyettedir. Çünkü sistem içerisinde bir takım sosyal reformlarla, ücret artışlarıyla sorunun çözülebileceği algısı yaratılmaktadır. Bunun sonucu olarak işçi sınıfında şöyle bir bilincin uyanmasına yol açmaktadır: ” İş yasalarına harfiyen uyan, maaşı zamanında eksiksiz veren, mesai vs tam yatıran, işçinin sendika hakkına saygı gösteren, yıllık olarak işçiyi memnun eden zamlar yapan patronlar ve şirketler işçinin hakkı olanı vermekte, o yüzden emek sömürüsü gerçekleştirmemektedir. Aynı şekilde işçilerin sosyal hakları görece iyi olan Avrupa ülkelerinde işçilere değer verilmekte, orada emek sömürüsü gerçekleşmemektedir. Emek sömürüsü bizim gibi daha geride olan ülkelere has bir sorundur. İşçiler lehine sosyal reformlar yapacak bir hükümet bu sorunu çözebilir.”
Siyasallıktan arındırılmış ekonomizm zemininde tüm mücadelelerin işçi sınıfında uyandırdığı bilinç bundan farklı olmamaktadır. Bu sorunun temeli siyasal program sorununa dayanmaktadır. Sosyalist devrimin önüne türlü aşamalar koyan, siyasal programını birbirinden bağımsız ve aralarına duvarlar diken asgari, azami program ayrımına dayanmaktadır. Asgarî program olarak burjuva toplum içerisinde gündelik mücadelerde sosyal reformlar ve kismi kazanımlar elde etmeyi amaçlamaktadır. Azami program ise kapitalizmin yerini sosyalizmin alacağını vaad eden programdır. Fakat sosyalist devrim her zaman çıkmaz ayın son Çarşambasına ertelenmekte, bayramlarda ve özel günlerde hatırlanan bir olgu olarak kalmaktadır. O yüzdendir ki gündelik mücadeleri nihai hedefe bağlama gibi bir dert olmamaktadır. Ekonomik mücadelerle siyasal mücadeleler birbirinden ayrılmakta, böylece işçi sınıfının politikleşmesine, sosyalist bilincin gelişmesine daha baştan engel koyulmaktadır. Enternasyonal Komünistlerin stratejik görevi, kapitalizmi ıslah etmek değil, onu imha etmektir. Politik hedefi, burjuvazinin mülksüzleşmesi, işçi sınıfının Sovyetler, konseyler aracılığıyla iktidarı ele geçirmesidir. En basit ekonomik temelli, gündelik mücadeleler bu hedefe yönelik olmalıdır. Gündelik mücadelerde de burjuva mülkiyet ilişkilerinde, burjuva devlet aygıtında yapısal çatlaklara yol açacak nitelikte olmalıdır. Gündelik mücadelerle sosyalist devrim programı arasında köprü kuracak, kitlelerde sosyalist bilincin gelişmesine yol açacak geçiş talepleri sistematiği oluşturmalıdır. İşçi sınıfına ölmeyecek kadar verilecek ücretin belirlenmesi tiyatrosu olan asgari ücret gündemine yalnızca ücret talebiyle müdahil olmak sendikaları, emek örgütlerini, sosyalist teşkilatları bu tiyatronun parçası haline getirmektedir. Bize gerekli olan şey asgarî ücret komisyonuna istediğimiz ücretin çıkmasını talep etmek değildir. Bize gerekli olan şey hem burjuva devletin asgari ücret komisyonu masasına tekme atmak, hem işçi sınıfının örgütlülüğünü ve siyasal bilincini geliştirecek aynı zamanda da enflasyon karşısında ücretlerin erimesini köklü şekilde engelleyen geçiş talepleri ve bu talepler etrafında işçi sınıfının seferberliğini sağlamaya yönelik organizasyonlar içinde olmaktır. İşçi sınıfı için aslı sorun asgari ücretin sefalet ücretinde olması değil, asgari ücretin kimin tarafından belirlendiğidir. Asgari ücretin sefalet düzeyinde olması sorunun nedeni değil sonucudur.
Bir sorunun nedeniyle mücadele etmeden sonuç değiştirilemez. O yüzdendir ki, mücadelenin merkezinde asgari ücret komisyonu masasına tekme atmak olmalıdır. Asgari ücret komisyonunda devleti temsilen Çalışma Bakanlığından 5 bürokrat, patronları temsilen en çok üyeye sahip olan 5 işveren sendikası temsilcisi, işçileri temsilen en çok üyeye sahip işçi konfederasyonundan 5 temsilci yer almaktadır. Yaratılmaya çalışılan fotorafta tarafsız hakem görevi gören devlet temsilcileri ve her iki taraftada ( patron, işçi) eşit temsilci bulunmaktadır. Fakat bu görüntüde devletin sınıfsal karakterini bir kenara bıraksak dâhi yinede olağanüstü bir eşitsizlik söz konusudur. Çünkü komisyondaki işçi sendikalarının tüm işçi sınıfını temsiliyet oranıyla patron sendikalarının temsiliyet oranı arasında uçurumlar vardır. Herşeyden önce Türkiye’de ister fabrika, holding sahibi olsun, ister küçük esnaf olsun; eğer iş yeri sahibiyseniz, ticari faaliyetler içerisinde bulunabilmenin zorunlu koşullarından birisi örgütlü olmaktır.
Tüm sanayiciler, fabrikatörler ya bir odaya yada işveren sendikalarının birisine üyedirler. Aynı şekilde küçük esnafta, esnaf ve sanatkarlar odasına, faaliyet yürüttüğü iş kolunun örgütüne ( fırıncılar, berberler, kasaplar, kırathaneciler odası vb) üye olması zorunluluktur. Kendisiyle ilgili kararların alınmasında belirleyici bir öznedir. TÜSİAD, MÜSİAD gibi patron örgütlerinin ülkenin yönetimindeki etkisinden bahsetmeye gerek dahi yoktur. Küçük mülk sahipleri olan esnaf örgütleri dahi kendisiyle ilgili kararların alınmasında belirleyici bir özne rolündedir. Una zam geldiğinde ekmek ve unlu mamüllerin fiyatlarındaki artışta fırıncılar odası belirleyici bir öznedir, aynı şekilde berberler odası, taksiciler odası kendi fiyat tarifelerinin belirlenmesinde asli bir öznedir. Söz konusu toplumun ezici çoğunluğunu oluşturan işçi sınıfına gelince kendisini ilgilendiren tüm kararların alınma sürecinin dışına hapsedilmektedir. Örgütlenmesinin, sendikalaşmasının, grev hakkını kulanmasının önünde patronlar ve devlet eliyle türlü türlü engeller çıkartılmaktadır. Örgütlenme ve demokrasi hakkı yalnızca mülk sahipleri için vardır. Asgarî ücret komisyonundaki patron örgütleri temsilcileri, patronların ezici çoğunluğunun temsiline sahiptir. Komisyondaki işçi sendikalarının temsil oranını mercek altına alırsak eğer işçi sınıfının minik bir azınlığına tekabül etmektedir. Türkiye’de toplam işçi sayısı 14 milyon 371 bin 96 dır. Bu oran yalnızca sigortalı ve kayıtlı işçileri yansıtmaktadır. Bu orana sigortasız, göçmen, işsiz işçileri eklersek sayı bir o kadar daha artacaktır. Türkiye’de işçilerin yalnızca 2 milyon 69 bin 476’sı bir sendikaya üyedir. Bu oran bütün işçi sınıfının %14.4’üne denk gelmektedir. Türk-İş ise 1 milyon 131 bin 749 üyesi ile en büyük sendika konfederasyonunu temsil etmektedir. Bu oran kayıtlı işçi sınıfının %79’unu oluşturmaktadır. İşçi sınıfının %92 gibi ezici çoğunluğunun komisyonda temsiliyeti yoktur. Türk-İş’inde patronlar ve devlet güdümünde bir sendika olduğu, konfederasyonun en çok üyeye sahip olan sendikalarının ilk sırasında yer alan Türk-Metal’in MESS tarafından kurulduğu, kendi içinde asgari düzeyde dahi demokrasinin olmadığı gerçeği göz önüne alınırsa eğer komisyonda işçi sınıfının temsiliyeti yoktur sonucu çıkar. Türk-İş gerçek anlamıyla bir işçi sendikası konfederasyonunu olsa dahi yinede işçi sınıfının %92 gibi ( bu oran sadece kayıtlı işçileri oluşturmaktadır) ezici çoğunluğu komisyonda temsil edilmemektedir. İşçi sınıfı için hayati önem teşkil eden asgari ücretin belirlenmesi konusunda temsil hakkı için mücadele etmeden, mücadelenin ve tüm kampanyanın merkezine bunu koymadan yapılan tüm faaliyetler sefalet ücreti belirleme tiyatrosunun oyuncusu olma rolünden öteye geçmeyecektir.
Bugün asgarî ücret üzerine verilecek mücadele onun miktarını belirleme eksenli değil, işçi sınıfının komisyondaki kendi temsilcisini seçme hakkı için verilecek mücadele olmalıdır. Bu taleple mucadelenin kitleseleşmesi otomatik olarak burjuvazinin ve sarı sendikalarının, asgari ücret komisyonunun emekçi yığınların gözünde meşruiyet kaybına sebep olacaktır. Salt bir ekonomik mücadeleden çıkıp siyasal bir mücadeleye dönüşmekle birlikte demokrasi mücadelesinin parlementoyla sınırlı olmadığının bilincinin gelişmesine neden olacaktır. İşçi sınıfının örgütlenmesinin önündeki engellerin zayiflamasına neden olacaktır. Bu talep etrafında kitlesel bir seferberlik demek; işçi sınıfının kendisini ilgilendiren konularda karar mekanizmasında güçlü bir özneye dönüşmesi, politikleşmesi, kendisi için sınıf olma yetisini yeniden kazanmasının önünü açan bir süreç olacaktır.
Bir diğer sorun ise ücretlere ne oranda zam gelirse gelsin, buna paraler olarak temel yaşamsal ihtiyaçlara gelen zamlarla işçi ücretlerinin buz gibi erimesi sorunudur. Son yıllarda oransal olarak asgari ücrete gelen zamlar rekor denilecek seviyelerdir. Fakat enflasyon ve hayat pahalılığındaki rekor artışlar yine işçi sınıfını açlık sınırının altında yaşamaya mahkum etmektedir. Bu durum sürekli olarak geniş emekçi yığınlar tarafından tartışılmakta, ana gündem hâline gelmekte, hükümete karşı öfkenin birikmesine yol açmaktadır. Hayat pahalılığına karşı mücadele gündemi enternasyonal komünistlerin dönemsel görevlerindendir. Bu noktada, krizin, kapitalist yıkımın tüm faturasını emekçilere kesilmesinin önüne geçmek için işçi sınıfının ana sloganı ücretlerde oynak merdiven sistemi olmalıdır. Tüm ücretler, toplu sözleşme zamanı, asgari ücret belirleme zamanını beklemeden, tüketim mallarına gelen zam oranında artırılmalıdır. Ancak işçi sınıfının enflasyon karşısında ezilmesi bu şekilde engelenebilir. Ne enflasyon ne stabilizasyon işçi sınıfının sloganı olamaz, bunlar aynı kazığın farklı uçlarıdır. Ücretlerde oynak merdiven sistemi talebi etrafında yapılacak kitlesel bir kampanya işçi sınıfı içinde karşılık bulacaktır. Kapitalistler ve onların temsilcileri ise bu talebin asla gerçekleşmeyeceğini, mümkün olmayacağını öne sürecektir. Sözü yoldaş Troçki’ye bırakacak olursak:” Eğer kapitalizm kendi yarattığı felaketler sonucunda kaçınılmaz olarak doğan talepleri karşılamıyorsa, yıkılsın. Bu taleplerin gerçekleşmesinin mümkün olup olmaması; bu durumda ancak mücadele ile çözülebilecek bir güç ilişkisi sorunudur. Bu mücadele zemininde, anlık pratik başarılar ne olursa olsun, işçiler kapitalist esaretin yok etmenin gereğini en iyi şekilde kavrayacaktır.