Yazar: admin3 admin3

Yerel Seçimler ve Devrimci Komünist Tutum

YEREL SEÇİMLER VE KOMÜNİST DEVRİMCİ TUTUM 24 Haziran seçimlerinden zaferle çıkan Erdoğan rejimi, yeni kurmuş olduğu sistemle( Başkanlık) ilk kez seçimlere giriyor. Bu seçimleri Cumhur ittifakının ortağı Bahçeli yeni rejimin meşruiyet kazanması için yapılan oylama olarak tariflendirmektedir. Düzen cephesinde yoğun bir şekilde süren ittifaklar, pazarlıklar eşliğinde geçen aday belirleme mesailerinin sonunda fiili olarak seçim startı verilmiş durumdadır. Emekçi kitlelerde ise gündem daha çok krizin vermiş olduğu yıkımlar ve hayat pahalılığıdır. Seçim dönemleri politikanın en çok konuşulduğu, toplumun tüm kesimlerinin en fazla siyasallaştığı dönemdir. Komünist devrimciler seçim gündemini es geçip, ondan uzak kalamaz. Seçime dair perspektif ve tutum geliştirmek, bu tutumu gücü oranında emekçi kitlelere ulaştırmakla yükümlüdürler. Seçim bizi ilgilendirmez, bizim gündemimizde seçim yok demek herşeyden önce apolitik tutum takınmaktır. Bu makalemizin birinci bölümünde seçimlerin, parlementonun ve yerel yönetimlerin kapitalist sistemdeki işlevini irdeleyeceğiz. Devrimci işçi hareketi tarihinin seçim deneyimlerini ve boykot koşullarını, seçim sürecinde gerçekleştirdikleri devrimci çalışma tarzını irdeleyeceğiz. Buradan çıkaracağımız tarihsel öğretilerin ve doktorinlerin sonucunda, makalemizin ikinci bölümünde Türkiye’deki seçim gündeminin somut tahlilini yapıp, somut bir pespektif ve tutumda netleştirme gayreti içinde olacağız. Bölüm 1 Seçimler ve Parlementonun İşlevi Nedir? Seçimler ve parlemento herşeyden önce burjuva devletin bir aygıtıdır. Diğer aygıtlar gibi ana işlevi burjuvazinin işlerini yürütmektir. Parlemento burjuvazinin ihtiyaç duyduğu yasaları ve uygulamaları hazırlamak için vardır. Belediyeler ve yerel yönetimlerde parlementonun mahalli idarelerdeki izdüşümüdür. Parlemento ve yerel yönetimler burjuva egemenliğine yabancı yada dışsal bir organ olmayıp bizzat burjuva...

Devamını Oku

Milliyetçiliğin Sol Kisvesine Bürünmüş Hali: Yurtseverlik

Giriş Milliyetçiliğin sol saflarda yer bulması; yurtseverlik kavramı üzerinden olmuştur. Temeli sosyal sovenizme dayanan; sosyal yurtseverlik hastalığı bir asırdan fazla bir süredir sosyalist saflarda kendisini varetmektedir. Özellikle Türkiye solunda yurtseverlik hastalığı çok köklü bir geçmişe sahiptir, bu günde çok derin etkileri görülmektedir. Sosyalist olmanın, antiemperyalist olmanın hatta enternasyonalist olmanında biricik koşulunun yurtsever olmak olduğu, Türkiye solunda yıllardır savunuldu, hâla da savunulmaya devam etmektedir. Stalinciliğin ve türevlerinin ulusal kalkınmacılığa, üçüncü dünyacılığa indirgendiği sosyalizm anlayışıyla, Kemalizmin muasır medeniyetler seviyesine ulaşma hedefi doğrultusundaki ulusal kalkınmacı hamlelerin sentezleyerek; Türk tipi milli sosyalizm anlayışı tasavvur edilmiştir. Ülke değerleri, yurtsevgisi, ulusal çıkarlar gibi aforizmalar; Türkiye sosyalist hareketinde geniş yer edinmiştir. Yurtseverlik kavramı kapitalizmin tarihiyle neredeyse yaşıttır. Özü itibarıyla bu kavram burjuva kavramdır. Somut bir anlam kazanması ulus devletlerin kurulmasıyla mümkün olmuştur. Tanım olarak yurt kavramı; bir ulusun bir arada yaşadığı, sınırları çizilmiş toprak parçasıdır. Yurtseverlik tanımı ise; bu toprak parçasını canından çok sevmek, toprak parçasının bekası için dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korumak ve savaşmaktır. Kapitalizm doğuşundan, dünyadaki hegomonyasını kurma sürecinde, kapitalist ekonominin gelişimi açısından ulus-devletlere ihtiyaç duymuştur. Bu amaç doğrultusunda; Fransız devriminden sonra milliyetçilik fikri tüm dünyada yüksek etkilere sahip oldu. Uluslararsı arenada milliyetçilik fikri o kadar köklü bir etki yarattı ki; emperyalizm çağındada sömürge ülkeler, emperyalist ülkelere karşı kendi ulus devletlerini kurmak için savaşlar verdi. Bir yandan kapitalizm; uluslarası arenada sermayenin dolaşımının giderek şıkışması, bunun zorunlu ihtiyacının dışa vurumu olarak; sermayenin önündeki ulusal engelleri...

Devamını Oku

VARDIK VARIZ VAROLACAĞIZ

Vardık Varız Var olacağız! Karşı-devrimi silahsızlandırın! Proleteryayı silahlandırın! Devrimin sadık bütün birliklerini tahkim edin! …Kahrolsun Ebert-Scheidemann 6 Ocak 1919 pazartesi sabahı Alman proleteryası yarım milyon civarında bir kitle oluşturarak meydanlara çıktı.Kiel bahriyelilerinin izinden giden kamyonlar dolusu asker kendi silahlarını da getirmiş olan işçilere katıldı.6 Ocak 1919’da Berlin’de olan şey tarihteki en büyük kitlesel proleter eylemdi.( 5 Ocak gecesi devrimci işyeri temsilcileri komitesi genel grev çağrısı yapmıştı ) ” Biz siyasal iktidarı yukarıdan değil,aşağıdan konseyler ve kitle grevleriyle fethederiz.Sosyalist bir devrimin kapitalist hükümetin devrilerek yerine farklı bir hükümetin getirilmesiyle …olabileceği yanılsamasına kapılmamalıyız.” diyordu Rosa Luxemburg. Genç bir Spartakist kürsüden ” Kapitalizmi devirme süreci – bir ayaklanmaya önderlik eden bir azınlığın – tek seferlik bir operasyonu değil,süreklilik arz eden bir süreçtir.” diye haykırıyordu.Ancak karşı-devrim,elde silah hazır bekliyordu : SPD liderliğindeki ” sosyalist ” hükümetin başındaki Ebert ve onun savaş bakanı Noske, Berlin’e 30 km. kadar uzakta bir garnizon kasabası olan Zossen’de tam teçhizatlı tüfeklerini,makinelilerini ve ağır silahlarını kuşanmış Freikorps’u teftiş etmekteydiler.Sosyal – demokrat bakan bu birliklerin kurulmasına Almanya’da bir işçi ayaklanması tehdidini geri püskürtmek bizzat öncülük etmişti ve kendisi 6 Ocak’ta tarihe şöyle bir not düşecekti : ” Birinin elini kana bulaması gerekiyor- ben bu sorumluluktan kaçmayacağım.” / Kışlık sarayların merdivenlerini çıkacaktık daha ve reichtag ‘ ın duvarlarını yıkacaktık / Berlin’de burkuldu serüvenim / çünkü benim düşlerim benim çeyrek asırlık düşlerim yüzyılın başında eyleminizdi sizin / şimdi kalbimizin yarısı 15 Mayıs...

Devamını Oku

EKONOMİK KRİZ VE KOMÜNİST PERSPEKTİFLER

Ekonomik Kriz ve Komünist Pespektifler Birinci Bölüm Giriş Türkiye tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden birini yaşamktayız. Türk Lirasının döviz karşısında rekor erimesi, artan faizler, gündelik hayatın sıradan bir parçası hâline gelmiş zamlar, hızla büyüyen işsizilik. Henüz işini kaybetmemiş sınıfın çalışan kesimlerine dayatılan kölelik koşulları ve işçi sınıfının büyük mücadeleler sonucunda kazanmış olduğu tüm sosyal hakların birbir elden alınması… Tüm demokratik hakların rafa kaldırılarak, toplumsal muhalefetin üzerinden inmeyen demir yumruk. Toplantı, gösteri, örgütlenme, grev, ifade özgürlüğünün üzerindeki baskı, sansür, sermayenin ve Erdoğan’ın emrine amade olmuş yargı ile çığ gibi büyüyen tutsaklıklar. Bu makalemizde; kapitalizmin niye krizlere gebe olduğunu, neden kriz olmadan varlığını sürdüremeyeceğini Devrimci Marksizmin ışığında açıklama süreci içinde olacağız. Türkiye’de de hızla büyüyen ekonomik krizi mercek altına alıp; işçi sınıfının ve ezilen unsurların genel durumunu, sendikaların, sosyalist örgütlerin genel durumunu ele alıp, krize karşı mücadele programında somutlama gayreti içinde olacağız. Dünden Bugüne Kapitalizmin Küresel Buhranları İçinde bulunduğumuz ekonomik kriz dünya kapitalizminin 2008 yılında girmiş olduğu küresel buhranı aşamayıp, her geçen gün daha fazla derinleşen küresel krizden bağımsız şekilde ele alamayız. Türkiye’nin krizi dünya kapitalizminin yaşadığı krizin bir yansımasıdır. O yüzdendir ki; kapitalizmin krizlerini, nedenlerini, onu aşma süreçlerini ve bunun bedellerinin ne olduğunu ve mücadele deneyimlerini mercek altına alabilmemiz; bugüne dair dersler çıkarabilmemiz için, kapitalizmin tarihinin küresel buhranlarını irdelememiz elzem bir durumdur. 1873-96 İlk Büyük Kriz Notları 1848- 73 yılları arasında Avrupa ekonomisi rekor düzeyinde büyüme gerçekleştirdi. 1850-60 arasını kapsayan...

Devamını Oku

Kahrolsun Macron ! Élysée’de birleşik ulusal bir gösteri !

Hareket neden işçi partilerinin ve sendikaların dışında oluşmuştur? Uzun bir süredir büyük gruplar tarafından yönlendirilen kapitalizm, insanlığın menfaati yerine kâr ve rekabete dayalı olduğundan bir asrı aşkın bir zamandır çevreye zarar vermektedir. 1974 senesindeki küresel kapitalist krizden beri Fransız işçi sınıfı kitlesel işsizliğe maruz kalmıştır. 2008 senesindeki küresel kapitalist krizden beri ise Fransız burjuvazisi kârını muhafaza edebilsin diye işçi sınıfı fakirleşmiş ve güvensizliğe maruz kalmıştır. Kentlerdeki fakir emekçilerin konutları bakımsızlıktan çürümeye yüz tutmuştur, SNCF küçük tren hatlarını kapatmaktadır, kamu eğitimi ile kamu sağlık hizmetleri boğulmaktadır. Fakirlerin de fakirleri olan göçmenler polis ve gümrük baskısının hedefindedir. Polis ile ordu her...

Devamını Oku