Yazar: Selim Galip

Hakan Tosun’un Katledilmesi: Sermaye Devletinin Ekolojik Savaş Suçu

Gazeteci ve çevre aktivisti Hakan Tosun, 10 Ekim akşamı Esenyurt’ta kaçırıldı, ağır biçimde darp edildi, ardından bir hastane bahçesine atıldı. Günlerce yaşam mücadelesi verdi, 13 Ekim’de yaşamını yitirdi. Devletin polisi ve savcılığı, bu açık politik cinayeti “adli vaka” diye geçiştirmeye çalışıyor. Ama herkes biliyor: Bu bir adli vaka değil, planlı bir kontrgerilla operasyonudur. Sermaye Devletinin Ekolojik Savaş Hattı Hakan Tosun, doğayı, emeği, yaşamı savunan bir gazeteciydi. Maden tekellerinin, inşaat şirketlerinin ve enerji holdinglerinin yıkım politikalarını teşhir ediyordu. Bugün Türkiye’de uluslararası tekellerle “yerli ve milli” holdinglerin kurduğu sermaye koalisyonu, ülkeyi bir yıkım coğrafyasına çevirmiş durumda. İşçi sınıfı köleleştiriliyor, halk mülksüzleştiriliyor,...

Devamını Oku

DİLOVASI’NDA TOPLU KIYIM: KOD 46, PATRONLARIN TAZMİNATSIZ İHRAÇ SİLAHI

Çolakoğlu Metalurji’de 100–150 işçi “46” kodu ile tazminatsız işten atıldı. Tek satırlık iddialar, işçilerin hayatını karartıyor. Kod 46, bireysel suçlara değil, işçi sınıfına yönelik sistematik bir saldırıya dönüşmüş durumda. Dilovası’nda bulunan Çolakoğlu Metalurji fabrikasında yaşanan son işten çıkarmalar, bir kez daha sermaye düzeninin acımasız yüzünü açığa çıkardı. Fabrikada 100 ila 150 işçi, SGK çıkış kodu 46 kullanılarak tazminatsız biçimde kapı önüne konuldu. Aralarında ameliyat ve tedavi sürecinde olan işçiler de var. Patronun tek bir “kod”la gerçekleştirdiği bu işlem, yalnızca bireysel bir fesih değil, örgütlü işçi sınıfına yöneltilmiş sistematik bir saldırıdır. KOD 46: HUKUKİ MADDE GÖRÜNÜMLÜ SİLAH SGK’nın 46 numaralı...

Devamını Oku

Amazon’un Dijital Köleliği: Tuzla Deposu’nda İnsan Değil, Makine Gibi Çalışmak

Tuzla’daki Amazon deposunda çalışan işçiler, kendilerine köle muamelesi yapıldığını açıkladı. İşçiler, kampanya dönemlerinde izin kullanmanın yasaklandığını, telefonların toplandığını ve bir arkadaşlarının babasının ölüm haberini ancak molada öğrenebildiğini anlattı. Bu iddialar, Amazon’un “yüksek verimlilik – sıfır duraksama” mantığıyla yürüyen üretim sisteminin Türkiye’deki en çıplak yansımasını gözler önüne seriyor. Amozon işçilerinin anlattığı bu durum ne bir distopya romanının kurgusu nede distopya filminden bir kesittir. Anlatılan kapitalist barbarlığın somut bir gerçeğidir. Bu gerçek kapitalizminin hayatta olduğu her gün işçi sınıfını nasıl bir makineye ve modern köleye çevirdiğinin en açık göstergesidir. Kapitalizminin hayatta kaldığı her gün işçi sınıfının vahşet sarmalına hapsolmasıdır. Kapitalist üretim...

Devamını Oku

Yoksulların Öfkesi Zenginleri Boğacak: Kapitalizmin Sefaletine Karşı İşçi İktidarı İçin Savaşmak

Bugün TÜRK-İŞ’in açıkladığı açlık ve yoksulluk sınırı rakamları, işçilerin cebine giren ücretlerin nasıl eridiğini çıplak biçimde gözler önüne seriyor. Açlık sınırının 27 bin 970 TL, yoksulluk sınırının 91 bin TL olduğu bir ülkede, işçilere dayatılan 22 bin 104 TL’lik asgari ücret tam anlamıyla sefalet ücretidir. Daha zamlı maaş işçilerin cebine girmeden, hiperenflasyon tarafından lime lime edilmiştir. Burada şunu açıkça görmek gerekir: Yoksulluğun kaynağı yanlış yönetimler, kötü politikalar ya da beceriksizlik değildir. Yoksulluğun kaynağı bizzat kapitalizmin kendisidir. Çünkü kapitalizm zenginliği bir avuç patronun elinde toplamak için, milyonların yoksullaşmasını zorunlu kılar. Bir yerde zenginlik birikiyorsa, başka bir yerde sefalet derinleşiyor demektir....

Devamını Oku

Umut’tan Yola, Yoldan Sürüye Çirkin Kral Bizimle

Yılmaz Güney’in mirası, sanatın bir “kaçış” değil, aksine toplumsal mücadeleyle bütünleşmiş bir silah olduğunu gösterir. Burjuva sineması, bireysel hikâyeleri parlatırken, Güney işçi sınıfının, Kürt halkının ve köylülerin kolektif hikâyesini anlattı. O, “sanat sanat içindir” değil, “sanat halk içindir” şiarını savundu. Bugün onun mirasına sahip çıkmak, sadece filmlerini anmak değil, aynı zamanda ezilenlerin mücadelesini büyütmektir. Çünkü “Umut”ta at arabasıyla yaşam mücadelesi veren Cabbar, bugün asgari ücretle ay sonunu getirmeye çalışan işçidir. “Yol”da askeri baskılar altında ezilen köylüler, bugün kayyum rejimiyle iradesi gasp edilen Kürt halkıdır. “Sürü”deki feodal bağların kıskacında ezilenler, bugün kapitalizmin zincirlerine mahkûm edilen milyonlardır. Yılmaz Güney’in kamerası bize...

Devamını Oku