Migros’un Türkiye genelindeki depolarında çalışan işçiler, patronun dayattığı yüzde 28–30 bandındaki zam teklifini reddederek fiili grev ve iş bırakma eylemine geçti. İstanbul Esenyurt’tan başlayarak Kocaeli, İzmir Torbalı, Adana, Bursa ve farklı şehirlerdeki depolara yayılan bu direniş, yalnızca bir ücret pazarlığının sonucu değil; derinleşen yoksullaşmaya, örgütsüzlüğe ve sömürü düzenine karşı bir sınıf çıkışıdır.
İşçiler açık konuşuyor: Bu bir zam değil, sefalet dayatmasıdır.
Bugün gıda, kira, ulaşım ve enerji fiyatları karşısında ücretler erirken, patronların teklif ettiği oranlar işçiyi daha da yoksullaştırmaktan başka bir anlam taşımamaktadır. Migros depo işçilerinin “sefalet zammı” tanımı tam da bu gerçeği ifade etmektedir. İşçiler bu nedenle net yüzde 50 zam, vergi kesintilerinin patron tarafından karşılanması, yan haklarda iyileştirme ve insanca çalışma koşulları talep etmektedir.
Bu taleplerin her biri meşrudur. Ancak özellikle biri öne çıkmaktadır: Vergi kesintilerini patron ödesin.
Çünkü bugün Türkiye’de işçi sınıfı yalnızca patronlar tarafından değil, patronların devleti eliyle de sistematik biçimde soyulmaktadır. Mehmet Şimşek’in, namıdiğer İngiliz Mehmet’in uyguladığı Orta Vadeli Ekonomi Programı; işçi ücretlerini baskılamayı, dolaylı ve dolaysız vergilerle emekçilerin gelirini budamayı esas almaktadır. İşçinin bordrosundan kesilen vergiler, teşvikler, fonlar ve destek paketleri olarak yeniden sermayenin kasasına akmaktadır.
Yani işçiden alınan para, dönüp dolaşıp patrona gitmektedir.
Bu yüzden “vergiyi patron ödesin” talebi teknik bir düzenleme değil; sermaye-devlet ittifakına karşı doğrudan sınıfsal bir meydan okumadır.Taşeronluk kaldırılsın, tüm depo işçileri Migros bünyesinde kadroya alınsın.
Bu talep kabul edilmeden hiçbir ücret kazanımı kalıcı olmayacaktır. Kadro talebi yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda politik bir taleptir. İşçilerin birleşik gücünün önünü açar.
Unutulmaması gereken bir gerçek daha vardır: Sendikalar ne kadar mücadeleci bir pozisyon alsalar da bu talebi öne çıkarmak istemezler. Çünkü bu talebin hayata geçmesi, Migros depo işçilerinin kadroya geçmesi ve dolayısıyla işkolunun değişmesi anlamına gelir; bu da mevcut sendikaların üye kaybetmesi demektir. Bu yüzden bu talep ancak işçiler tarafından tabandan yükseltilip, mücadeleyle dayatılabilir.
Migros depo grevinin asıl stratejik önemi ise şuradadır: Bu grev kazanabilir. İşçilerin ekonomik taleplerinin kısmen ya da tamamen kabul edilmesi mümkündür. Ancak grevin gerçek gücü, dayanışmayla büyümesinden geçmektedir. Bunun yolu da grevin depo duvarlarını aşmasından geçer. Migros’un Türkiye genelinde on binlerce kadrolu market işçisi vardır. Kasada, reyonda, mağazada çalışan bu işçiler ile depodaki işçiler aynı sermayeye hizmet etmektedir. Aynı kâr düzeninin çarklarını döndürmektedir. Birinin kaderi diğerinden bağımsız değildir.
Depodaki işçi kaybederse, yarın market işçisinin ücreti de baskılanacaktır. Depodaki işçi kazanırsa, market işçisinin eli güçlenecektir. Bu yüzden Migros depo işçilerinin gerçek gücü, Migros market işçilerinin devreye girmesiyle ortaya çıkacaktır. Bu noktada tarihsel bir silah yeniden hatırlanmalıdır: Dayanışma grevi.

12 Eylül 1980 faşist darbesi, yalnızca sendikaları değil, işçi sınıfının kolektif mücadele refleksini de hedef aldı. Dayanışma grevleri yasaklandı, fiili mücadele kriminalize edildi. Sonuçta işçiler, birbirlerinin mücadelesine uzaktan bakan, parçalı bir hale getirildi.
Bugün bu tabloyu tersine çevirmek zorundayız. Migros market işçilerinin depo greviyle dayanışma için iş bırakması, üretimden gelen gücün gerçek anlamda kullanılması demektir. Bu, yalnızca Migros patronuna değil, tüm sermaye sınıfına verilmiş bir mesaj olur: “Bir yerde saldırırsan, her yerde karşında oluruz.”
İşte komünist devrimcilerin Migros grevindeki temel görevi tam da burada başlar.
Görev yalnızca destek açıklaması yapmak, Migros’u boykot etmek ya da grev alanına ziyaret gerçekleştirmek değildir.
Görev, grevi büyütmektir.
Görev, depo işçileriyle market işçileri arasında köprü kurmaktır.
Görev, dayanışma grevi fikrini yeniden işçi sınıfının gündemine sokmaktır.
Migros depolarında yanan ateş, tüm işçi sınıfını ısıtma potansiyeline sahiptir.
Bu ateş büyürse, yalnızca Migros’ta değil; metalde, tekstilde, lojistikte, her sektörde sefalet düzeni sarsılır.
Bugün Migros depo işçilerinin mücadelesi, yarının genel sınıf hareketinin provasıdır.
Bu yüzden bu grev, sadece Migros işçilerinin değil, tüm işçi sınıfının grevidir.