Gazeteci ve çevre aktivisti Hakan Tosun, 10 Ekim akşamı Esenyurt’ta kaçırıldı, ağır biçimde darp edildi, ardından bir hastane bahçesine atıldı. Günlerce yaşam mücadelesi verdi, 13 Ekim’de yaşamını yitirdi. Devletin polisi ve savcılığı, bu açık politik cinayeti “adli vaka” diye geçiştirmeye çalışıyor. Ama herkes biliyor: Bu bir adli vaka değil, planlı bir kontrgerilla operasyonudur.

Sermaye Devletinin Ekolojik Savaş Hattı

Hakan Tosun, doğayı, emeği, yaşamı savunan bir gazeteciydi. Maden tekellerinin, inşaat şirketlerinin ve enerji holdinglerinin yıkım politikalarını teşhir ediyordu. Bugün Türkiye’de uluslararası tekellerle “yerli ve milli” holdinglerin kurduğu sermaye koalisyonu, ülkeyi bir yıkım coğrafyasına çevirmiş durumda. İşçi sınıfı köleleştiriliyor, halk mülksüzleştiriliyor, ormanlar yakılıyor, göller kurutuluyor, toprak zehirleniyor.
Hiçbir canlıya yaşam alanı bırakılmıyor.
Ve bu yıkımı koruyan, bu sömürünün jandarmalığını yapan bir burjuva devlet ayakta duruyor.

Hakan Tosun’un susturulması, bu ekolojik yıkımın üstünü örtme operasyonudur.
Kapitalizmin, doğayı ve emeği aynı anda yok eden karakteri burada tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmıştır.

90’ların Beyaz Torosları Geri Döndü

Hakan Tosun’un kaçırılma ve öldürülme biçimi, 1990’lı yılların “faili meçhul” cinayetlerini hatırlatıyor. Beyaz Toroslar, karanlık sokaklar, kontrgerilla infazları…
Devletin kirli aygıtı, yalnızca Kürt halkına ya da politik muhaliflere değil, artık doğayı ve toplumsal hafızayı savunanlara da yöneliyor. Bu, sermayenin bekçiliğini yapan devletin sürekliliğidir.
Aynı zihniyet, bugün ekoloji mücadelesini “terör” diye kriminalize ediyor, gazetecileri, işçileri, kadınları hedefe koyuyor. Tosun’un ölümü, bu karşı-devrimci şiddetin güncel halkasıdır.

Devlet Tarafsız Değildir — Patronların Devletidir

Soruşturmanın karartılması, delillerin gizlenmesi, güvenlik kameralarının ortadan kaldırılması…
Bunlar tesadüf değildir.
Bu devlet, “tarafsız” değil; sermayenin özel aygıtıdır.
Polisi, yargısı, bürokrasisi — hepsi tek bir sınıfa, burjuvaziye hizmet eder.
İşçilerin, köylülerin, yoksulların değil; patronların çıkarını korur.

Bu yüzden adalet, bu mahkemelerde değil, sokakta, mücadelede, örgütlenmede aranmalıdır.

Ekolojik Mücadele = Sınıf Mücadelesi

Hakan Tosun’un katledilmesi, bir “çevre aktivistinin ölümü” değil; bir sınıf cinayetidir.
Kapitalizm doğayı da emeği de aynı mantıkla sömürür: Kâr için öldürür.

Bu nedenle doğayı savunmak, patronlara ve devletlerine karşı savaşmaktır.
Ormanı, nehri, toprağı savunmak, işçinin, köylünün, yoksulun yaşamını savunmaktır.
Tosun’un sesi bu gerçeği haykırdığı için susturuldu.

Sonuç: Sermayeyi Değil Yaşamı Savunmak İçin

Bu cinayet, kapitalist devletin maskesini bir kez daha düşürmüştür. Burjuvazinin devleti, sömürülenlerin kanı ve doğanın yıkımı üzerinde yükselmektedir. Ama hiçbir baskı, örgütlü bir sınıfın öfkesini sonsuza dek bastıramaz.
Hakan Tosun’un anısı, işçi sınıfının ve devrimci ekoloji mücadelesinin bilincinde yaşayacak.
Gerçek adalet, burjuva mahkemelerinde değil, işçi konseylerinde, şuralarda, sokaklarda, fabrikalarda kurulacaktır.

Yaşamı, emeği, doğayı savunmanın tek yolu:
Kapitalizmi yıkmak, şuralara dayanan işçi iktidarını kurmak!