“Bir Çöp Meselesi Değil, Sınıf Savaşı”

İzmir’de üç gün boyunca hayat durdu. Sadece birkaç bin temizlik işçisi değil, yıllardır görmezden gelinen, horlanan, açlığa mahkûm edilen işçi sınıfının kendisi durdu. Çöplerin sokaklarda birikmesi, “Pislik götürüyorlar” diye burun kıvıran orta sınıfın şok edici gerçeği oldu: Bu şehir, o temizlik işçilerinin alın teri ve emeği olmadan yaşanmaz, ayakta kalamaz!
Bu yalnızca TİS uyuşmazlığından doğan bir grev değil. Bu bir sınıf savaşıdır! Kapitalistlerin ve onların siyasetçi uşağı CHP’nin yüzlerine tokat gibi inen bir mücadeledir! İzmir’deki temizlik işçilerinin direnişi, basit bir ücret talebi değil; sistemin çürümüşlüğüne, taşeron köleliğine, işçi düşmanlığına ve reformist sahtekârlıklara karşı ilan edilmiş bir savaş bayrağıdır.
Bu grev, sadece çöplerin kaldırılmaması değil; bu kapitalizmin hizmetinde halk sağlığını kullanarak işçiyi terbiye etmeye çalışan düzen cephesinin maskesinin düşmesidir. Biz, bu yazıda, CHP’li belediyelerin sermaye çıkarlarını nasıl işçi düşmanlığı ile örtbas ettiğini, sosyal medyada yayılan ırkçı ve faşist saldırıları, beyaz yakalıların kibir ve ihanetini, reformistlerin CHP’ye verdiği destekle sınıf hareketini nasıl zayıflattığını tüm çıplaklığıyla ortaya koyacağız.
Bu mücadele ya İzmir işçilerinin, emekçilerin zaferiyle sonuçlanacak ya da sermaye ve onun yerel temsilcileri Cemil ve parazit takımının ekmeğine yağ sürülecek. Artık hiçbir pazarlık, hiçbir reform yeterli değil. Bu bir onur, kimlik, gelecek ve sınıf savaşıdır.

Haydi, bu sınıf savaşının gerçeğini beraber görelim, İzmir Belediye İşcilerinin haklı meşru mücadelesine omuz verelim
CHP’Lİ BELEDİYELER SERMAYENİN KORUMASINDA İŞÇİ DÜŞMANIDIR

CHP’nin “İzmir’in parasını yedirmem” söylemi, halkı kandırmaya yönelik bir şovdan başka bir şey değildir. Gerçekte, CHP’li belediyeler sermaye çıkarlarının bekçisi ve işçi sınıfının düşmanıdır. Cemil Tugay yönetimindeki İzmir Belediyesi, devasa kamu ihalelerini, rant projelerini ve kaynakları, Cengiz Holding gibi büyük sermaye kartellerine peşkeş çekmekten çekinmemektedir.
İşçiler ise taşeron şirketlerin acımasız sömürüsü altında kölece çalıştırılıyor, örgütlenme hakları engelleniyor, ücretleri düşük ve baskı altındadır. “Belediyeyi batırmam” diye ortaya konan yalan, işçilerin insanca yaşama haklarının ve onurlarının feda edilmesi anlamına geliyor.

TÜİK’in ve sermayenin çıkarına göre şekillenen “gülünç” enflasyon ve açlık sınırı verileriyle, açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edilen işçiler, aslında CHP’nin sermaye belediyesinin gerçek kurbanlarıdır. İzmir’i ve diğer şehirleri batıran değil, işçilerin alın terini ve haklarını yok edenlerdir. CHP’li belediyeler, sermayeye hizmet eden, emekçiyi köleleştiren, işçi haklarına savaş açan mekanizmalardır.

KİM BU GREV DÜŞMANLARI?

İzmir’in sokaklarında grev yapan temizlik işçilerine karşı yükselen seslere dikkat edin: “Ben akademisyenim, o kadar maaş almıyorum,” diye böbürlenen beyaz yakalı kibirli burjuva; işçinin emek mücadelesini küçümseyen küçük burjuva rahatlığı…
Bir yanda ise sosyal medyada temizlik işçilerini Kürt oldukları için hedef gösteren, faşist, ırkçı, seküler milliyetçi lümpenler… Bu güruh, laiklik kisvesi altında sermaye ve patron yanlısı faşist bir cephe kurmuş durumda.
İşçi sınıfının kazanımlarına düşman, emek mücadelesine nifak tohumları eken, işçi sınıfının birliğine en büyük tehdidi oluşturanlar tam da bunlardır. Beyaz yakalıların kibri ve küçümsemesi, faşist lümpen güruhların kin ve ırkçılığıyla birleşince, işçi sınıfının önünde aşılması gereken en büyük engel haline gelmiştir.

“Çöpçüler” Aşağılaması: İşçi Sınıfına Yönelik Derin Sınıf Kini

Temizlik işçilerine “çöpçü” deyip onları akademisyenle, öğretmenle karşılaştırmak; kapitalist toplumda emeğin ne denli aşağılandığının en açık göstergesidir. Buradaki itiraz, adil ücret dağılımına değil, işçilerin “kendilerinden fazla” almasına duyulan öfkeden kaynaklanıyor. Bu, küçük burjuvazinin klasik korkusudur: Alt sınıfların yükselmesinden, kendi ayrıcalıklı konumunun tehdit edilmesinden doğan panik.
Oysa esas soru şudur:
Neden akademisyenler, öğretmenler bu kadar düşük ücret alıyor?
Bunun sorumlusu grevdeki işçiler mi, yoksa sermayeye hizmet eden iktidarlar ve onları yerel düzeyde uygulayan belediyeler mi?

“Grev AKP’ye Yarıyor” Söylemi: Reformist Bataklıkta Faşist Gericilik

Bu söylem, 12 Eylül generallerinin “grev hakkı kötüye kullanılıyor” sözlerini hatırlatıyor. Arkasındaki mantık açıktır:
Sınıf mücadelesi yapmayın, yoksa kötü adamlar kazanır!

Bu hem bir utanç siyaseti hem de faşist tehdit karşısında boyun eğme çağrısıdır. Bu bakış açısına göre, grev yapan işçiler değil; işçileri açlığa mahkûm eden belediye yönetimi sorgulanmalıdır. Ama onlar için düzenin kendisi kutsaldır, CHP yıpranmasın yeter.

Sol liberallerin ve reformistlerin on yıllardır emekçilere yaptığı “susun” çağrısının yeni versiyonudur bu. Grev, seçimlere zarar veriyorsa kötüdür diyen anlayış, emekçi sınıfları her zaman pazarlık konusu yapmıştır.

Beyaz Yakalı Küçük Burjuvazinin Örgütlü İşçi Düşmanlığı
İzmir gibi şehirlerde eğitimli, seküler, beyaz yakalı kesim; kendisini “emekten yana”, “laik” ve “ilerici” olarak tanımlar. Ancak gerçek sınıf çıkarları söz konusu olduğunda bu kesimin önemli bir kısmı, işçilerin grev hakkına düşman kesilebiliyor. Belediye çalışanı işçilerin grev yaptığı günlerde “ulaşım aksıyor”, “çöp toplanmıyor” gibi tepkilerle grev kırıcılığın ideolojik öncülüğünü bu kesimler üstlendi. Sosyal medyada, belediye işçilerinin maaş taleplerine yönelik aşağılayıcı yorumlar yapan, “zaten çok maaş alıyorlar” diye söylenen bu kitle, kendisini ayrıcalıklı bir “kentli sınıf” olarak konumlayıp aşağıdan gelen emekçi taleplerine tepki gösteriyor.

Bu, küçük burjuvazinin klasik ikiyüzlülüğüdür: Kendisi krizden etkilenince mağdurdur ama işçi sınıfı hakkını arayınca “aşırı” bulur.
Temizlik İşçileri Ne Yapıyor, Kim Ne Üretiyor?

Dört gün boyunca temizlik işçileri iş bıraktı.
Şehir çöp içinde kaldı. İzmir’i bok götürüyor nidaları havalarda uçuyor.
Bu sadece bir grev değil, burjuvazinin düzenine ve onların “şehir temizliği” yalanına karşı açılmış sınıf savaşıdır.
Sabahın beşinde kalkıp, pisliğe, lağım kokusuna, insanlardan aşağılanan işlere göğüs geren bu emekçiler, geri dönüşüm yapıyor, hastalıkların yayılmasını önlüyor, ekolojik dengeyi koruyor.
Tek istedikleri insanca yaşayacak ücret, güvence, onur.

Peki ya onları küçümseyen, aşağılayanlar?
O kibirli beyaz yakalılar, küçük burjuvalar, lumpenler kim?
Patronların kârını artırmak için projeler üreten düzenin şımarık uşağı beyaz yakalılar, Üniversitelerde slayt okuyup makale çalarak “bilim yapıyoruz” diye ortalıkta dolanan ama mezun ettikleri gençleri işsizliğe mahkûm eden akademisyenler, Yalan TÜİK rakamlarıyla halkın gözünü boyayan, verilerle oyun oynayan bürokratlar…

Bunlar kime çalışıyor? Sermayeye, kapitalizme, patronlara!
Ama temizlik işçileri? Onlar kime çalışıyor? Topluma, emekçi halka, gerçek hayatın kendisine!
Kapitalist sistemde toplumsal hizmet üretenler değersizleştirilir, aşağılanır, horlanır.
Ama sermayeye kâr sağlayan, rant peşinde koşanların sırtı sıvazlanır.
Bu tam bir sınıfsal yozlaşma ve ahlaksızlık örneğidir.

Şimdi soralım:
Toplumsal fayda kimde?
Kim sınıfın üretici gücüdür?
Kim bu toplumun gerçek sahibidir?

Grevdeki temizlik işçileri!
Onların alın teri, mücadele azmi, hayatı durdurma gücü, sermayenin saltanatını yıkacak güçtedir.

Beyaz yakalı şımarık küçük burjuvalar, kibirli akademisyenler ve sahte ilericiler! Unutmayın: Sizin muhalifliğiniz ve tasavur ettiğiniz ülke Erdoğan diktatörlüğünün seküler hâlidir. Ufkunuz bunun ötesini aşamamaktadır.
Gerçek şudur ki; emekçilerin, ezilenlerin sınıf savaşı karşısında sözünüzün bile önemi yoktur. Siz sermayenin maşası, onların sesi olmaya mahkûmsunuz.
İşte bu yüzden grev sadece ücret talebi değil, sınıf onurunun, geleceğinin, kimyasının yeniden yazılmasıdır.

Grev Neden Meşru, Neden Haklı?

Türkiye’de emekçilerin gerçek durumu, TÜİK’in gülünç verileriyle asla örtüşmez. Açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edilen işçiler, CHP’nin sahte “halk sağlığı” demagojisiyle kandırılmaya çalışılıyor. Oysa gerçek şu ki; halkın sağlığı, işçilerin sefalet içinde çürütülmesiyle değil, mücadeleyle, grevle korunur. Grev, işçi sınıfının anayasal hakkıdır. Grev kırıcılığı ise alçakça ve suçtur! Bu hakkı, işçi sınıfı ağır bedeller ödeyerek kanıyla, teriyle kazandı. Ne var ki bugün, CHP tıpkı AKP gibi grevi bastırmakta, işçilerin örgütlü mücadelesine savaş açmaktadır.
Utanmazsa, AKP’ye öykünerek “bu grev milli güvenliğe tehdit oluşturuyor” diyecek ve grevi yasaklamaya kalkacaktır.
Temizlik işçilerinin ücret talebi sadece ekmek değil, insanlık talebidir.
Ve bu talep meşrudur, haklıdır!
Sermaye düzeni, işçileri açlıkla terbiye etmeye çalışırken, CHP’li yönetim “şehir temiz olsun, halk sağlığı bozulmasın” diye işçiyi suçlar. Bu tam bir aldatmacadır, yalandır.
Grev sadece ekmeğin değil, onurun da savaşıdır. Ve bu savaşta işçiler haklıdır.
Grev Nasıl Kazanılır?

Grev, işçi sınıfının kanla, terle ve bedellerle kazandığı anayasal ve meşru bir haktır! Grev kırıcılığı ise en ağır suçtur; işçi sınıfının sırtına hançer saplamaktır! Bugün Cemil Tugay ve CHP’li belediye yönetimi, sermayenin uşağı olarak işçi düşmanlarını devreye sokuyor, direnişi kırmak için her türlü pisliği yapıyor. Ama işçiler unutmasın: Bu savaşı ancak birlik ve kararlılıkla kazanabiliriz! İzmir’in her köşesinde, İZELMAN’dan İZULAŞ’a, İZSU’dan sosyal hizmetlere kadar tüm belediye işçileri GREVE KATILMALI, dayanışma grevleriyle bütün İzmir’in işçi sınıfı sahaya inmelidir!
Sadece temizlik işçileri değil; ulaşım işçileri, su işçileri, sosyal hizmet emekçileri, hep birlikte bu sınıf savaşının tam göbeğinde yer almalıdır! Grevi bölmek isteyen bürokrasi ve reformist ihanetçilere en güçlü cevabı ancak örgütlü dayanışma verir. Grev komiteleri derhal kurulmalı, söz, yetki, karar sadece grevci işçilerin elinde olmalıdır. CHP’nin ve bürokrasi çetesinin ihanetine izin vermeyin! Onlar işçi düşmanlarını seferber ederken, işçiler birleşmeli, güçlerini örgütlemeli ve her türlü grev kırıcılığa geçit vermemelidir. Gelin, işçiler olarak İzmir’i sokak sokak, fabrikalar fabrikalar, mahalle mahalle seferber edelim! Cemil Tugay’ın rüyalarını kabusa çevirelim!
Bu artık maaş pazarlığı değil, bu İzmir işçi sınıfının onur savaşıdır. Ya biz kazanacağız, ya sermaye uşağı parazitler!

GREV DAYANIŞMASI KUR, ÖRGÜTLEN, BİRLEŞ! İZMİR İŞÇİSİ GÜÇLENİRSE KAZANIR!

Sonuç: Ya İşçiler Kazanacak, Ya Cemil ve Parazit Takımı

1. Bu grev sıradan bir maaş pazarlığı değildir; bu, işçi sınıfının onurunu, varoluşunu ve geleceğini savunduğu bir sınıf savaşıdır.
Belediye işçilerinin mücadelesi, Türkiye işçi sınıfının bugünkü en kritik direnç hattıdır.
2. CHP yönetimi, sermayenin ve burjuva devletinin yerel temsilcisi olarak, tıpkı AKP gibi, grevi bastırmak için sınıf düşmanlığını örgütlemektedir.
Onlar için grev, “kamu düzenini bozmak”tır; işçilerin yaşamı ve onuru değil.
3. Grev hakkı anayasal ve evrensel bir haktır; grev kırıcılığı ise suçtur.
İşçiler bu hakkı ağır bedeller ödeyerek kazandı, vazgeçmeyecektir.
4. Reformist sosyalist partiler( TİP, TKP, SOL Parti, EMEP, Halk Evleri, EHP vb) bugün haklı olarak CHP’nin grev kırıcılığına tepki gösterip işçilerden yana tutum almaktadırlar. Lakin yıllardır gerek belediye seçimlerinde gerekse de cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP’yi desteklediler. Yıllardır AKP’yi gönderme görevini CHP’ye millet ittifakına havale ederek bugün kü işçi düşmanlığının hareket alanı ve toplumsal meşruiyet bulmasına katkı sundular. CHP bugün işçi düşmanı olmadı, bir asırlık burjuva partisidir. Türkiye kapitalizminin kurucu partisidir. Bugün temsil ettiği sınıfın çıkarlarına uygun davranmaktadır. Bu durum yadsınamayacak bir gerçeklik olmakla birlikte, burjuvazinin herhangi bir kanadıyla kurulacak ittifakın emekçi sınıfları silahsız bıraktığı gerçeği buz gibi ortadadır.

5. İşçi sınıfı, sendikal bürokrasi ve reformist önderlik zincirlerini kırmalı; kendi gücüne, kendi inisiyatifine dayalı birleşik ve militan bir sınıf cephesi oluşturmalıdır.
Bu, sadece İzmir’in değil, Türkiye işçi sınıfının kader mücadelesidir.
6. İzmir belediye işçileri, tüm belediye iş kollarını kapsayan dayanışma grevleriyle fiili olarak birleşmeli; İzmir’in gerçek sahipleri olduklarını fiilen göstermelidir.
İZELMAN, İZULAŞ, İZSU ve sosyal hizmet işçileriyle birlikte tek vücut olunmalıdır. Tüm emek örgütleri grevle kitlesel dayanışma ağları örmeli, grev kırıcılığına karşı sokak sokak mücadele etmelidir.

7. Sınıf hareketinin yükselişi, bürokrasi ve reformizmin kronik yozlaşmasına karşı en etkili cevaptır.
İşçiler ancak kendi örgütlü iradeleri ve dayanışmalarıyla kazanabilir.
8. Bu direniş, Türkiye işçi sınıfının tarihsel bir miladı olabilir.
Ya işçiler kazanacak, onurlu bir gelecek inşa edecek; ya da Cemil ve onun parazit takımı işçi sınıfının geleceğini çalmaya devam edecektir.
9. CHP, AKP’nin alternatifi değildir; emek düşmanlığında ve birçok konuda onlardan hiçbir farkı yoktur.
Son günlerde CHP’li belediyelerde artan işçi kıyımları ve direnişler, son olarak İzmir grevi bu gerçeği tekrar açıkça ortaya koymuştur.
10. İşçi sınıfının, ayrı ve bağımsız bir kutup olarak tüm burjuva fraksiyonlardan kopup hükümetin karşısına dikilmesi, bir emekçi seferberliği tek gerçek çözümdür.
Ne burjuvazinin milliyetçi-muhafazakar (AKP-MHP) kanadına, ne de seküler milliyetçi kanadına (CHP) mahkumuz. Kurtuluş kendi kollarımızdadır.
11. Son söz olarak: İşçi sınıfının özgürlüğü, yalnızca kendi sınıf örgütlülüğüne ve devrimci sınıf siyasetine bağlıdır.
Bugün İzmir’de yaşanan mücadele, bu gerçeğin somut ifadesidir.