Aksaray’da kan donduran bir cinayet yaşandı. Emekli jeoloji mühendisi Tekin Atılgan (54), çalıştığı dondurma fabrikasından 18 Ağustos’ta çıkarıldı. İki gün sonra hakkını aramak üzere işyerine geri döndü. Çıkan tartışmada fabrika müdürü Yaşar Can Kahya (29) tarafından tabancayla öldürüldü. Katil, işçinin cansız bedenini dondurma dolabına koyup üzerini dondurmalarla kapladı. Ertesi gün bu dolabı kamyona yükletip Niğde’ye götürdü, orada ateşe vererek izleri yok etmeye çalıştı. Başaramayınca cesedi terk ederek kaçtı. Zanlı, polis tarafından Kayseri’de yakalandı ve tutuklandı.

Bu olay bir “iş kazası” değildir. Bu, tasarlanmış, soğukkanlı bir işçi katlidir. Patronların ve yöneticilerin işçilere dönük şiddeti, artık sadece iş güvenliği ihmalleri ya da “cinayet gibi kazalar” ile sınırlı değildir. Bugün, hakkını arayan bir işçi doğrudan öldürülmekte, cesedi saklanmaya ve yakılmaya çalışılmaktadır. Bu olay bir “psikopat müdür” vakası değil, kapitalizmin sınıf karakterinin çıplak dışavurumudur.

Patronların bu kadar pervasızlaşmasının nedeni açıktır: işçi sınıfının örgütsüzlüğü ve sendikaların devlet ve sermaye denetiminde birer aparat haline gelmiş olması. İşçi hareketinin bağımsız, tabandan örgütlü, militan bir gücü olmadığı sürece patronlar en temel hakkı gasp edebileceklerini, işçiyi yalnızca sömürmekle kalmayıp yaşamını da yok edebileceklerini bilmektedir.

Bugün işçi sınıfı için örgütlenmek yalnızca ekonomik nedenlerle değil, hayatta kalabilmek için bir zorunluluktur. Çünkü işçiler, en meşru haklarını sormak üzere işyerine gittiklerinde öldürülmektedir. Kapitalizm, emeğiyle yaşayanlara yalnızca yoksulluk ve açlık değil, ölüm de dayatmaktadır.

Bu cinayet, münferit bir vaka değil, giderek sıklaşan bir eğilimin parçasıdır. Alacaklarını isteyen, tazminatını talep eden, hakkını arayan işçilerin dövüldüğü, işten atıldığı, gözaltına alındığı örnekleri defalarca gördük. Bugün bunun en vahşi biçimiyle karşı karşıyayız: İşçiler hak aradığı için katlediliyor.

Çözüm açıktır: İşçi sınıfı kendi öz örgütlerini yaratmalıdır. Fabrikalarda, işyerlerinde, mahallelerde işçi meclisleri ve öz savunma komiteleri kurmak bugünün yakıcı ihtiyacıdır. Çünkü sermaye sınıfı sadece ekonomik sömürüyle yetinmemekte, işçinin yaşamına da göz dikmektedir. İşçilerin hayatını koruyacak olan tek güç, yine işçilerin birleşik ve örgütlü gücüdür.

Tekin Atılgan’ın kanı, patronların işçi sınıfına karşı işlediği sınıf cinayetlerinin bir halkasıdır. Bu kan, sermayenin ellerindedir. Ve bu düzen değişmedikçe, patronlar işçi sınıfını öldürmeye devam edecektir.

Bu cinayetin faili yalnızca bir patron değil, tüm kapitalist düzendir.