13 Haziran’da İsrail, İran’ın nükleer silah edinmenin eşiğinde olduğu bahanesiyle İran’a savaş açtı. Oysa İsrail uzun zamandır, özellikle Fransız emperyalizminin yardımıyla, nükleer silaha sahip ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na (NPT) taraf bile değil. Ancak bu durum ne Amerikan, ne Fransız, ne Alman hükümetlerini, ne de onların BM’sini rahatsız ediyor gibi görünüyor.
Siyonist devlet, 21 aydan uzun süredir Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere yönelik bir soykırım yürütüyor ve Batı Şeria’daki sömürgeleştirmeyi günbegün derinleştiriyor. Lübnan ve Suriye’ye askeri müdahalede bulundu, dilediği gibi bazı bölgeleri hâlâ işgal ediyor. İran’a yönelik saldırıyla birlikte, İsrail siyonist yayılmacılığında bir adım daha ileriye gitmiş oldu.
Netanyahu, zamanlama konusunda Trump’ı biraz zorlamış olabilir ama bu operasyonun, en azından istihbarat, uydu görüntüleri, silahlar, bombalar ve mühimmat gibi desteklerle ABD’nin yardımı olmadan hazırlanmış olması imkânsız. Zaten ABD, saldırının hemen ardından İsrail’in yanında saf tuttu.
Bu saldırı uzun yıllardır hazırlanıyordu; nitekim İran’ın hava savunma kapasiteleri daha 2024 yılında yok edilmişti. İran, hava saldırılarına ve askeri, enerji gibi altyapı tesislerinin yıkımına karşı koyabilecek güçte değil. İsrail’in şu an için eksik olan tek unsuru, belki de sadece birkaç saat içinde gerçekleşecek olan, ABD’nin doğrudan müdahalesiyle derinlere gömülü nükleer tesisleri yok edebilecek bombaların atılmasıdır. Trump’ın Kanada’daki G7 zirvesinden aceleyle ayrılması, belki de bu son hamlenin habercisidir. Batılı emperyalistler, Fransız devleti dahil olmak üzere, İran’ın nükleer tehdidine karşı İsrail’in “önleyici savunma hakkı”nı desteklediklerini açıklamakta gecikmediler. Aynı zamanda İran’ın teslim olmasını sağlamak üzere “müzakerelerin” yeniden başlatılmasını da talep ettiler.
> “Fransa uzun süredir İran’ın nükleer ve balistik programındaki hızlanmayı defalarca kınamıştır… İran, tüm bölgenin istikrarsızlaşmasında büyük bir sorumluluk taşımaktadır… İsrail’in güvenliğini destekliyoruz. Eğer İsrail, İran’ın misilleme saldırısına uğrarsa, Fransa, bölgedeki mevcudiyetine dayanarak ve eğer imkânı varsa, İsrail’in korunması ve savunulmasına yönelik operasyonlara katılacaktır.”
— Macron, 13 Haziran
Emperyalist devletler, İsrail saldırısının İran rejiminin tamamen yıkılmasına kadar devam etmesi durumunda ortaya çıkacak sonuçlar konusunda kararsızlar. Bu tereddütün nedeni, emperyalist müdahalelerin ardından Irak veya Libya’da görülen kronik istikrarsızlık değil; asıl korkuları, devrimin yolunun açılmasıdır. İran, ne Irak ne de Libya’dır. 90 milyon nüfusa sahip bu ülkenin işçi sınıfı, Şah dönemindeki mücadelelerden, 1978-1979 devriminden ve mollaların 1979-1980 karşıdevrimiyle iktidara gelişinden bu yana yaşanan güçlü halk hareketlerinden edindiği bir politik deneyime sahiptir. 1980’de başlayan Irak saldırısı ve 1988’e kadar süren kanlı savaş, rejimin güçlenmesine ve eski İslamcı gerilla hareketinin rakiplerinin ve tüm işçi hareketinin bastırılmasına yol açmıştı.
Bugün mollalar diktatörlüğü, işçi sınıfının ezici çoğunluğu tarafından ve hatta küçük burjuvazinin (beyaz yakalılar, küçük işletme sahipleri vb.) büyük kesimi tarafından nefretle karşılanmaktadır. Bu rejim, burjuvazinin ve düzenli ordunun önemli bir kısmı tarafından da kolaylıkla yüzüstü bırakılabilir. İsrail’in İran devlet aygıtının en üst kademelerinde işbirlikçiler bulması şaşırtıcı değildir.
Ancak İsrail’in bugün İran’a saldırması, kesinlikle İran halkının iyiliği veya “demokrasi” için değildir; söylediklerinin aksine… İran halkları da, tıpkı Lübnan, Suriye ve Filistin halkları gibi aşağılanmakta ve bombalanmaktadır.
> “İsrail ordusunun mesajı ile ilk saldırı arasındaki süre sadece birkaç dakikaydı…”
— Le Monde, 18 Haziran
İsrail ve müttefiki ABD’nin, İran monarşisinin halefini hükümet alternatifi olarak öne çıkaracak bir planı ellerinde tutuyor olmaları kuvvetle muhtemeldir. ABD’de sürgünde olan bu kişi, bugün İran halkına rejime karşı ayaklanma çağrısı yapmaktadır. Ancak bu, kadehin dudaklara ulaşmasından çok uzaktır; özellikle de halk kendi talepleriyle ve kendi zemininde harekete geçerse. Çünkü İran halkı yalnızca demokratik özgürlükler için değil, Kürtlerin, Azerilerin ve diğer azınlıkların hakları için ve aynı zamanda sosyal ve ekonomik talepleri için mücadele edecektir. Bu talepler ise ne rejimin makyajlanmasıyla, ne de burjuva devletin farklı biçimlerde yeniden yapılandırılmasıyla bağdaşır.
İsrail’in İran’a yönelik askeri saldırısına son!
İsrail bombalarının kurbanı İran halklarıyla dayanışma!
Ne mollalar ne de şah, işçi ve köylü hükümeti!
İsrail’e tek bir silah, tek bir mühimmat, tek bir askeri parça dahi gönderilmesin!
İsrail’in İran’da, Gazze’de, Batı Şeria’da, Lübnan ve Suriye’deki savaşını durdurmak için birleşik cephe kuralım!
Fos limanındaki işçilerin başlattığı İsrail’e silah sevkiyatını durdurma eylemlerini genel boykota dönüştürecek işçi cephesi oluşturalım!