Emir Kılınç, daha 16 yaşındayken sanayide çalışırken bir TIR’ın altında kalarak hayatını kaybetti. Babasının dediği gibi, “16 yıl yaşadı, 8 yılı sanayide geçti.” Bu söz, kapitalizmin işçi sınıfına dayattığı sömürü, yoksulluk ve ölümle sınanan yaşamın en çarpıcı ifadesidir.

Emir’in ölümü, çocuk işçiliğinin ve iş cinayetlerinin sistematik bir sorun olduğunu gözler önüne seriyor. Devletin ve yargının işçi hakları konusundaki duyarsızlığı, tır sürücüsünün adli kontrolle serbest bırakılmasıyla bir kez daha ortaya çıktı. Kapitalist sistem, emeği ve yaşamı üzerinden ayakta dururken, işçi sınıfının ve çocukların hayatı değersiz görülüyor.

Bu trajedi, işçi sınıfının bağımsız bir politik hatta ve devrimci mücadeleye neden ihtiyaç duyduğunu açıkça gösteriyor. Emir’in yaşamı, sistemin çürümüşlüğüne karşı durmanın, yalnızca hak talep etmekle sınırlı kalamayacağını, örgütlenme ve devrimci bir perspektifle mücadele etmenin ne kadar acil olduğunu hatırlatıyor.

İşçi sınıfı, kapitalizmin ölümcül sömürüsüne karşı birleşmek, örgütlenmek ve yaşamını savunmak zorundadır. Emir’in hayatı, bize bunun kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu fısıldıyor: Sömürüye ve çürümüş sisteme teslim olmayacağız!

İşciler Ölüyor Sermaye Büyüyor!
Kahrolsun Sermaye Diktatörlüğü!