Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın çağrısıyla Ankara’ya başlatılan yürüyüş, 5. gününe ulaştı. Türkiye’nin farklı kentlerinden gelen öğretmenler, hem düşük ücretlere hem de güvencesizliğe karşı seslerini duyurmak için kilometreleri geride bırakıyor. Her adımda birikmiş bir öfke, her durakta “Eğitim emeği metalaştırılamaz!” diyen bir kararlılık yükseliyor.

Öğretmenler, her eğitim-öğretim yılı başında sözleşme yenilenip yenilenmeyeceğini bilmeden, işsizlik korkusuyla çalıştırılmalarına itiraz ediyor. “Mevsimlik işçi değil, öğretmeniz!” diyen yürüyüşçüler, belirsiz süreli iş sözleşmesi talebini bir kez daha dile getiriyor.

Ayrıca öğretmenler, şu anda dahil edildikleri 10 No’lu işkolunun grev ve toplu sözleşme hakkını fiilen engellediğini vurguluyor. “Bizi büro çalışanı gibi değil, eğitim emekçisi olarak tanıyın” çağrısında bulunan yürüyüşçüler, Eğitim ve Güzel Sanatlar adıyla ayrı bir işkolu kurulmasını istiyor.

Yürüyüşün öne çıkan taleplerinden biri de, kamuda çalışan öğretmenlerle özlük hakları bakımından yaşanan eşitsizliklerin ortadan kaldırılması. “Aynı müfredatı uyguluyor, aynı sınıflarda aynı çocuklara ders veriyoruz; biri güvenceli, biri güvencesiz olamaz!” diyen öğretmenler, eşit işe eşit hak ilkesinin anayasal bir zorunluluk olduğunu hatırlatıyor.

Yürüyüş boyunca öğretmenler yalnızca mesleki taleplerini değil, aynı zamanda kamusal eğitimin niteliksizleştirilmesine karşı da bir duruş sergiliyor. “Patronların insafına terk edilen eğitim, toplumun çöküşüdür” diyerek ilerliyorlar.

Ankara yolunda, sırtlarında çantalarıyla yürüyen bu öğretmenler yalnız kendi gelecekleri için değil, tüm toplumun vicdanı adına yürüyor. Onların sesi, ülkenin dört bir yanında yankılanmaya devam ediyor.