Türkiye bir kez daha gerici-faşist bir saldırıya sahne oldu. Mizah dergisi Leman’ın yayınladığı bir karikatür, AKP’nin tetikçi medyası tarafından organize bir şekilde hedefe yerleştirildi; ardından, iktidara yakınlığıyla bilinen cihatist tarikat ve onlara yakın derneklerin fiziki saldırısı geldi. Karikatürün en temel okuma becerisine sahip bir insan tarafından bile “Hz. Muhammed”le ilgisinin bulunmadığı açıktı. Ama mesele hiçbir zaman karikatür olmadı. Mesele, bir korku rejiminin artık sanatla, mizahla, hatta nefes alan her düşünceyle savaş haline girmesidir.
Karikatür Değil, Düşünce Hedefteydi
Saldırının ardından gelişen olaylar zinciri, bu provokasyonun spontane ya da izole olmadığını açıkça gösterdi. AKP medyası eş zamanlı olarak karikatürü “İslam’a hakaret” diye manşetlerine taşıdı. Tetikçi gazeteler, “ifadeye çağrılmalı” söylemini servis ederken, AKP ve MHP’li milletvekilleri sosyal medyada Leman çalışanlarını açıkça hedef gösterdi. Bununla da kalınmadı: İslamcı faşist gruplar derginin önüne ellerini kollarını sallayarak geldi, hilafet bayrağı astı; polis bu esnada adeta eskortluk yaptı.
Üstelik bu saldırı, 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde gericiliğin 33 aydını diri diri yaktığı katliamın yıldönümünden yalnızca iki gün önce gerçekleşti. Sivas’ı yakanlar AKP’yi kuranlardı. Verilen mesaj açıktı: “Biz hâlâ buradayız, biz hâlâ o geleneğin sürdürücüsüyüz” diyordu. Bu rastlantı değildir, bu bir sürekliliktir.
Taksim İşçilere Yasak, Cihatçılara Serbest
AKP rejiminin karakterini anlamak için bu saldırı tek başına bile yeterlidir. Kadınların 8 Mart’ta yürüyemediği, LGBTİ+’ların Onur Haftası boyunca gözaltına alındığı, işçilerin 1 Mayıs’ta Taksim’e sokulmadığı, öğrencilerin forumlarının coplandığı bir ülkede, İslamcı-faşist çetelerin polis eşliğinde Taksim’de hilafet çağrısı yapmasına izin verildi.
Bu durum açıkça şunu göstermektedir: Devlet işçilerin, kadınların, LGBTİQ+ların, tüm ezilenlerin ve toplumun tüm gayri memnunlarının düşmanıdır. Cihatçı çetelerin ise dostudur. Çünkü cihatçı çeteler Erdoğan rejiminin paramiliter güçlerinden birisidir.
Devletin Organize Saldırısı: Sadece Görünürde Bir “Protesto” Değil
Olayı münferit bir “dini hassasiyet” tepkisi olarak görenler, devletin saldırıdaki rolünü görmezden geliyor. Oysa yaşananlar;
Karikatürün dezenformasyonla hedefe oturtulması,
Bakanların “karikatüristleri gözaltına alın” çağrıları yapması,
Emniyetin saldırganlarla aynı tarafta durması,
Medyada bir linç kampanyasının yürütülmesi,
Gözaltına alınan çalışanlara işkence yapılması,
gibi birçok öğeyle birleştiğinde, bunun basit bir tepki değil, örgütlü bir devlet saldırısı olduğunu ortaya koyuyor.
Gericilik ve Emperyalizm: Aynı Madalyonun İki Yüzü
Leman’a yönelik saldırı sadece sanat düşmanlığı değil, aynı zamanda işçi sınıfının düşünce ve örgütlenme özgürlüğüne karşı açılmış bir cephedir. AKP rejimi, gerici ideolojilerle geniş kitleleri uyuşturarak, sermaye düzenini tahkim etmektedir. Bu yüzden gerici cemaatler ve tarikatlar desteklenmekte, eğitimden medyaya kadar her alan dinci hegemonya altına alınmaktadır.
Ama aynı rejim NATO’nun sadık bir üyesidir. ABD emperyalizmiyle pazarlık yapar, İsrail’le ticaret rekorları kırar. Gericilik ve emperyalizm, Türkiye’de sermaye devletinin iki tamamlayıcı unsurudur. Tıpkı Madımak Katliamı’nda olduğu gibi bugün de rejim, halk düşmanı ittifakını cihatçı çetelerle güçlendirmektedir.
İşçi Sınıfının Cevabı: Örgütlü Birleşik Müadele
Leman’a yapılan saldırı, hiçbir şekilde sadece bir karikatür meselesi değildir. Bu saldırıya karşı verilmesi gereken yanıt da “karikatür savunusu” ile sınırlı olamaz. Gereken şey, toplumsal muhalefetin örgütlü karşı koyuşudur. Unutmamak gerekir ki laiklik; sadece devletin dinden ayrılması değil, aynı zamanda dinin toplumsal baskı aracı olmaktan çıkarılmasıdır.
İşçilere, emekçilere, kadınlara, gençlere, LGBTİQ+’lara, sanatçılara düşen görev; bu saldırıları birbirinden izole değil, birleşik ve sistematik baskının parçaları olarak görmektir. Mücadele ancak o zaman ortaklaşır ve güç kazanır.